15 Haziran 2018 Cuma

Bayram Kutlaması



Yıl 1968. Annem ve babam okul zamanımız geldiği için ağabeyim ve beni Erzincan 'a  anneannemlerin yanına bırakıp tekrar Hamburg'a döndü.

Anneannemlerle ilk kez tanışıyorum. Çünkü öncesinde Almanya ya çalışmaya giden bir ailenin kızıyım.

Annemlere kızgın ve kırgınım. Ama hiç belli etmiyorum.

İlginç bir aile anneannemler. Anneannemin titizliğini hiç anlayamıyorum. Dedem mavi gözleriyle hep sevecen bakıyor. Küçük dayım bizden yaşça büyük arkadaşımız. Büyük dayım asla ulaşılamayacak biri ve Erzincan Şeker fabrikasında çalışıyor.

Şeker Fabrikası da nedir?

Çocuk kafamda bu yeri hayal ediyorum.

Ve bir gün Şeker Fabrikasının içinde yer alan okulum " Şeker İlkokulu" fabrikaya gezi düzenliyor.
Bir fabrikanın içini ilk kez görüyorum ve olup biteni gözlerimle görmüş olsam bile anlayamıyorum.

O tatlı nesnenin hikayesi büyüleyici.

Bir bayrama isim olmuş , okuduğum ilkokulun sevimli adı Şeker...

Ne adı kaldı ne de tadı
Yine de kutlu olsun mu?
Olsun bakalım...


29 Mayıs 2018 Salı

Mayıs Güzellemesi




Küresel iklim değişikliği kendini bariz bir şekilde gösterirken mayıs ayı yaz aylarını aratmayan bir sıcaklık ve hemen arkasından düşen ısı sebebiyle yağmurlarla başladı. Ara mevsimlerin yok olduğu bu zaman diliminde şimdiden bu değişikliğe ayak uydurmuş gibiyiz.

Iiro Rantala'nın - Mozart, Bernstein, Lennon (2018)  albümünü dinlerken gelecek günleri şimdilik düşünmeyi bir kenara bırakıyor mayıs güzellemesine dalıyorum.

Evet bazen sıcak bazen yağmurlu, bazen hüzünlü, bazen düşündürücü olsa da mayıs güzeldi bu yıl.

Kendimizi dünyanın merkezinde sanıp gelecek günlerimiz için farkında olmadan hazırlık yaptığımız üniversite yıllarımızdaki arkadaşlarımızla yapılan bir toplantıyla başladı mayıs ayı.36 yıl sonra çoğunluğun birbirini görmediği bu gençlik arkadaşları orta yaşlarında bir aradayken aradan geçen onca zamana karşı kaldığı yerden anı üretmeye devam ederken bazı konularda çokta fazla değişmemişti. 78 kuşağı olarak bizler mücadeleciyizdir. Aklımıza koyduğumuz bir şeyin peşine düşeriz. Dört yıl emek verip okulumuzu bitirdiğimizde hiç birimiz diplomalarımızı alamamıştık. Bizlere verilen bir çıktıyla görev yerlerimize atanmış ve hatta emekli olmuştuk. Diploma çokta önemli değildi sembolik bir anlamı vardı bu yaştan sonra.Ancak mezun olduğumuz üniversiteye müracaat edip bizlere verilmeyen diplomalarımızın peşine düşmeye kararlıydık. Yaklaşık 6 ay süren bir çalışma sonrasında tüm bölüm olarak bizlere verilecek olan diploma töreni öncesinde eğlenmeyi ilk sıraya alarak sonrasında okulumuza ve bölümümüze gittik.



Bölüm başkanının ve bizlere derslere girmiş bazı öğretmenlerimizin huzurunda cübbelerimizi giyerek aldığımız diplomalar herşeyden önce 36 yıl sonra dokunduğumuz sıraların,attığımız kahkahaların, döktüğümüz gözyaşlarının, heyecanla sınav sonrası sonuçlarını beklediğimiz taşduvarların arasında olmak gerçekten kendi tarihimize dokunmak gibiydi.Kaderimizin şekillendiği bir alan olan bu yuva kelimelerle anlatılamayacak kadar farklı duygular hissetmeme neden oldu. Ve tam şu anda yani bu satırları yazarken Liro  Rantala'nın Freedom adlı eserini dinlerken bir kez daha bu dünyaya yeniden gelebilme şansım olursa yine seçeceğim alan müzik ve piyano olur diyorum. Çünkü söz konusu müzikse asla öğrendiğin bilgi tam değildir ve öğrendikçe genişleyerek bütüne varabilmek için var gücünle çalışmak ve öğrenmeye devam etmek beni ayakta tutan tek gerçektir. Ve bu gerçek bir özgürlüktür, ne kadar kuşatılmış olursan ol.

Dört yıl boyunca eğitim gördüğüm bu yuvada  bizlere müzik eğitimi veren öğretmenlerime teşekkürü bir borç bilirim. Keşke hepsini görebilme şansım olabilseydi. Ben müziği bir yaşam biçimi olarak içselleştirerek yaşamı birbiri üzerine kurulan akorlar gibi bazen uyum içinde, bazen uyumsuz, melodik yapılanmada en güzel çözümlemeyi herkesten farklı algılamayı  öğrendiğim bu yuvada tekrar arkadaşlarımla birlikte olmanın mutluluğu içerisinde ayrılırken yüzüme yayılan mutluluğun izleriydi.

Gerçekten Edip Cansever çok doğru söylüyor;

"İnsansız anı yoktur."

Çok farklı bir kenti benim için özel yapan bir çok şey olmakla birlikte biriktirdiğim anıların niteliği ve nicelliğiyle bir yere bağlanabiliyorum. Mayıs ayının ikinci haftasında ilk görev yerim Van'a uzandı yolum. 29 yıl sonra, 7 yıl emek verdiğim, nefes aldığım, ve bence büyüdüğüm bu kentte eski öğrencilerimle buluşmak çok farklı bir tattı.




Soğuk bir kış gününde tam 6 günde gittiğim bu kente bu sefer 3 saatte ulaştım. Çok farklı bir coğrafyadan bu kente geldiğim zaman Van gölünün maviliği ve etrafını saran dağların beyazlığı karşısında bir an için kendimi dünyadan çok farklı bir gezegende gibi hissetmiştim.Yol aldığım feribotu saymazsak etrafında hiç bir insanın olmadığı bu gölde mavi ve beyaz öylesine uyum içerisindeydi ki büyülenmemek elde değildi.

29 yıl sonra gri bir gökyüzünden bu kente süzülürken göl yine aynı büyüleyici rengini korurken etrafını saran dağların griliği karşısında bu sefer başka atmosfer sunuyordu. Belki bir çok şey değişmişti kentte ama değişmeyen yine de onlarca şey vardı. Herşeyden önce hala öğretmenlik yapabiliyorsam eğer bu ilk görev yerimdeki öğrencilerimin bana tattırdığı öğretmen olmanın verdiği mutluluğun izleridir. Yokluk içerisinde tırnaklarıyla kazıyarak almak istedikleri eğitimle henüz yitirmediğimiz saygı ve sevgi birleştiğinde ortaya inanılmaz güzel anılar ve doğal olarak inanılmaz insanlar çıkıyor. Ve bir kez daha öğrencilik hallerinin dışında yetişkin kişiler olarak karşımda duran artık dostum olan bu kişilerle kaldığımız yerden devam ederek anı biriktirmek her öğretmene nasip olacak şeyler değildir.



Şehrin içi belki beni hayal kırıklığına uğratmış olabilir, en azından burada diğer kentlerde görmeye alıştığım anlamsız trafikle karşılaşmış olmak üzmüş olsa da unuttuğum bir çok tadı yeniden tatmak hemen her köşesinde başka bir anımı hatırlarken yine de henüz yitirilmemiş doğal güzelliğini korumuş olması sevindiriciydi.

Söz konusu Van olduğu zaman dostlarım buranın hep güzelliklerinden söz ettiğime şahit olmuştur. Ama sanmayın ki Van'da sürekli gülümsedim. En acı anılarımı da orada yaşadım. Hatta kendimden tamamıyla  vazgeçtiğim bir yerin başlangıç noktasıdır Van. Ama bir gün inanılmaz bir şey olmuştu ve bir yeniden doğuştu benim için.

Dostlarım bu sene Van'a kar ın yağmadığını söylediler. Üzücü...

Öyle güzel yağardı ki. Güneş varken kar yağardı 1800 rakımlı bu kente. Havanın soğukluğundan kar kristallerini çıplak gözle görebilme şansınız olurdu. İşte böyle bir kış günü bahçemdeki ağacın üstünde gördüm kar kristallerini. Daha önce hiç görmemiştim. Oysa aynı ağacın üstünde bu kar dün de vardı hatta bir önceki günde. Göremeyen bendim. Herşeyin anlam kazandığı bir an oldu o kar kristallerini görmek. Çok güzeldi, inanılmaz güzel... Ama çok daha önemlisi ben varsam anlamı vardı bu güzelliğin . Var olabilmem için her şeyin içine girebilmekti tüm mesele.

Bir kar kristali orada geçirdiğim 7 yılı acı tatlı her anısıyla birlikte güzelliğe dönüştürmüştür.



Tüm tecavüzlere rağmen bu ülkenin doğal güzelliğini koruyabildiğine bazen çok şaşırıyorum. Mayıs ayı içerisinde gençliğimde de sığınağım gibi gördüğüm Foça hala sığınaklarımdan bir olmaya devam edebiliyor. Üniversite yıllarımda kışın hırçın halini de çok sevdiğim bu belde mayıs ayının sıcaklığında rengarenk parlayabiliyor. Deniz kenarında içilen sıcak demli bir çayın tadı mayıs güzellememin bir başka rengiydi.


Foça sokaklarında dolaşırken bir zamanlar özel bir şarkı listesi hazırlayıp verdiğim kafenin yerinde yellerin estiğini görmek şaşırtıcı olmadı yinede. Bazen mütevazı olmak insana yakışır ama bazen de gerçekleri konuşmanın ötesine geçeceğinden  sakıncalıdır diyorum. Hazırladığım liste Foça'nın maviliğinde rüzgara karışırken Foça 'ya farklı bir anlam katıyordu. Çok hızlı tüketiyor ve yok ediyoruz herşeyi. Nereye gidersem gideyim beni rahatsız eden tek şey var ne yazık ki etrafta çınlayan anlamsız müzik. İşte bu sebeple seneler önce Foça da gittiğim bir kafeye özel bir cd hazırlamıştım, en azından ben gittiğimde rüzgarın arasına uyumlu sesler dağılabiliyordu.

Zaman bana anlamsız sesleri duymamayı ve kendi kafamdaki sesleri duymayı öğretti. Bunu başaramamış olsaydım kafayı rahatlıkla yiyebilirdim. Çünkü her anlamda bombardımana uğruyoruz. Foça'nın seslerini duymayıp kendi müziğimi duyarken ister istemez 1860-1941 yılları arasında yaşamış en iyi Chopin yorumcusu piyanist Jan Paderevsky'i hatırladım. Aynı zamanda siyasi kimliği de olan bu piyanistin Fransa'yı başbakan olarak gezdiğinde Paris Üniversitesi müzik bölümünde okuyan bir öğrencinin onu piyanist kimliğiyle hatırlayıp ; "siz o piyanist misiniz" sorusuna "evet" yanıtını verdikten sonra öğrencinin; "yazık, büyük bir düşüş" yanıtı karşısında seneler sonra verdiği yanıt önemlidir;

"Piyanonun tuşlarına hükmetmek devlete hükmetmekten zormuş meğer...! Başbakan iken ırmak geçmeyen yere köprü vaad edersiniz herkes inanır. Halkı kandırarak devlete hükmedebilirsiniz, ama 7 oktavlı bir piyanoda, fa sesine basıp do diye yutturamazsınız. Notalar sizi gerçeğe, yalnızca gerçeğe, matematiksel ölçüye, tartıya, armoniye, melodiye doğru sesi vermek için doğru tuşa basmaya mecbur eder. Müzik sizi yalandan, sahtelikten kurtarır."

Yalandan, sahtelikten uzak nice güzellemelere...


11 Şubat 2018 Pazar

Saf Ol

Photo; Emil Gataullin



Sadece bir emir var senin için; Saf Ol

F. Nietzche


Sessizlik

Photo; Taha Ahmad



Bir konu hakkında tavır göstermek, sesini çıkartmak belli bir bilinç ve onur gerektirir. Bilinç ve onur tecavüze uğramışsa sessizlik yayılır...

Sanem Uçar




4 Şubat 2018 Pazar

Hikaye -Ilhan Berk





Her şey bir gece içinde oldu
Sabahleyin her şey tamamdı.

Bu gördüğünüz gökyüzü
İlk defa gelip yerini aldı

Gökyüzünün gelmesiyleydi
Dünyada büyük bir değişiklik oldu

Mesela, ovalar daha o gün
Yalnızlıklarını unutuverdiler

Bu şimdi elsiz ayaksız gibi duran gece
O zaman ağaca yürüyen bir su gibi geliyordu

Gökyüzünün hemen arkasındandı
Denizleri gördük

Baktım bir kuş ilk defa keyifli keyifli
Baktım uçuyordu

Akşama doğruydu
Bitkilerle, hayvanlarla merhabalaştık

Her şey yaşamaya hazırlanıyordu
Her şey gelir gelmez hayatlarını

Himalaya´lar, Ant´lar, Erciyeş´ler
Bir daha kımıldamamak üzere yerleşiyorlardı

Herkes aklından geçirdiği kadar bir yeri
Dünyada kolayca bulmuştu

Gökyüzünde, yerde
Her ağacın, her taşın bir yeri vardı

Hatırlarım küçük kirli bir bulut
Durmuş olup bitenleri seyrediyordu

Dünyaya niçin bu kadar geç geldiğini
Elinde olsa tutup soracaktı

Şimdi bu geceyi, bu yıldızları fevkalade buluyorsunuz ama
Bu hiç de kolay olmadı

En başta, başı boş atlar gibiydi nehirler
Bu şiire girmeden önce

Her şey yerini alıyordu sırası geldikçe
İlhan Berk bütün bunları görüyordu.

Ilhan Berk

Görsel; Zhang Linhai