16 Ekim 2011 Pazar

Andrei Zvyagintsev-The Return



Andrei Zvyagintsev'in 2004 Venedik Film Festivali dahil olmak üzere, katıldığı bir çok festivalde en iyi film ödüllerini topladığı "The Return" yani "Dönüş" filmi bir çok anlamda önemli filmlerden bir tanesidir.

Tarkovski'nin veliahtı olarak gösterilen Andrei Zvyagintsev'in bu haklı övgüye layık olduğunu düşünenlerdenim. Tarkovski ile başlayan Rus sinemasındaki gelişim devam ediyor.

Sanırım Rus sinemasında benim ilgimi çeken en önemli unsurlardan bir tanesi; Rus biçimciliğidir.

İzleyiciyi vermek istediği konu da odaklayan diğer anlamsız detaylarla ilgilenmeyen Rus biçimciliğinde inanılmaz güzel bir şiirsellik vardır. Bu detaylara girmeden önce filmin künyesi hakkında bilgileri yazmak istiyorum;



Tür : Dram
Yönetmen : Andrei Zvyagintsev
Senaryo : Vladimir Moiseyenko, Aleksandr Novototsky
Görüntü Yönetmeni : Mikhail Krichman
Müzik : Andrei Dergachyov
Yapım : 2003, Rusya , 105 dk.

Oyuncular

Vladimir Garin (Andrey) ,
Ivan Dobronravov (Ivan) ,
Konstantin Lavronenko (Baba) ,
Natalya Vdovina (Anne) ,
Galina Petrova (Büyükanne)



Filmin konusu

Film Ivan ve Andrey adında birbirine babasız büyümeleri nedeniyle daha da yakınlaşmış iki kardeşle hiç beklemedikleri bir anda hayatlarına yeniden giren babaları üzerine kurgulanmıştır.

Aradan 12 yıl gibi uzun bir zaman geçmiştir ve babasız bir hayata çoktan alışmış olan iki kardeş eve geldiklerinde annesinin babaları olduğunu söylediği bir adamla karşılaşırlar.

Ve annelerinin onayıyla bu iki kardeş babalarıyla birlikte bir tatile çıkacaklardır.

Birden bire karşılarına çıkan bir babayla yolculuğa çıkmak her iki çocuğu da heyecanlandırır. Herşeyden önce yıllarca duydukları baba özleminin bir şekilde sonlanması durumu yaşanmaktadır ve uzun zamandan beri yapılamayan bir olay gerçekleşecektir.



Film için bir yolculuk hikayesi diyebiliriz.Bu sebeple filmde doğal mekanlar kullanılmıştır. Filmde yapay efektlere rastlayamazsınız.

Aynı sebeple doğal ışık kullanıldığından, doğal ışığın yetersiz kaldığı durumlarda desteklenmesi sonucunda sizde bu yolculuğun içinde hissedersiniz kendinizi.

Belki aklınıza bunca zamandan sonra babanın neden çıkıp geldiği gibi bir soru gelmiş olsa da, yönetmen bu sorunun yanıtıyla hiç ilgilenmediği için bu konuyla ilgili bir görüntüye yada konuşmaya tanık olamazsınız.



Bu filmde de Rus biçimcilerinin özelliklerini gördüğümüzden yönetmenin insan karakterleri üzerinde yoğunlaşıp alışık olduğumuz detaylarla ilgili konulara girmediğini görürsünüz.

Filmdeki oyuncular gerçek karakterlerdir ve filmi aslında bir yerde önemli ve güzel kılan unsurlardan bir taneside budur. Son derece doğal ortamı hissedersiniz her sahnede.

Heyecanla başlayan yolculuk babanın oldukça ketum ve biraz sorgulayan, hatta ters davranan özellikleri sebebiyle gerginliğe doğru yön alacaktır.



Ivan ın babasıyla ilgili kuşkuları vardır ve bu kuşku bir yerde meydan okumaya doğru gider.

Issız ve terkedilmiş bir deniz fenerinin olduğu sahneye geldiğimizde tedirginliği mekanla birlikte duymaya başlarız.Çünkü öylesine doğal görünümdedir ki burası ve ha yıkıldı ha yıkılacak gibi duran yapısıyla tekin olmayan bir görüntünün eşliğinde umutla çıkılan tatil bir kabusa dönüşecektir.

Filmin sonuna doğru film boyunca pek fazla kullanılmayan müziği duymaya başlarız. Müzik açıkcası işlevsel bir amaçla ustalıkla kullanılmıştır.

Çünkü son sahneler inanılmaz çarpıcıdır.

Babasız olarak büyüyen iki çocuğun yaşamı babalarının dönmesiyle öncelikli olarak sevinci yaşatırken, hiç bir duygunun tamamiyle kalıcı olmadığını, herşeyin anlık olduğunu filmi izlediğiniz sürece ta yüreğinizde hissedersiniz.

En büyük mutluluklar, çok kolaylıkla hayal kırıklığına, öfkeye ve hatta şiddete dönüşebilir.

Söz konusu insan olduğu zaman duyguların değişen yapısı düşüncelerimizle birleşirken geriye dönüşlerin aslında olmadığı bir yola sokar bizleri.



Andrey Zvyagintsev

6 şubat 1964 yılında Rusya da dünyaya geldi. Film yönetmeni ve aktördür.
Onu Venedik Film festivalinde The Return adlı filmiyle kazandığı ödülle tanıdık.
1984 yılında tiyatro okulundan mezun olarak sanat hayatına başladı.
2003 yılında ilk uzun metrajlı filmiyle Venedik Film Festivalinde Altın Aslan ödülünü aldı.
İkinci uzun metrajlı filmi The Banishment ise 2007 yılında Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye'ye aday gösterildi.
New York I love You adlı filmi 2009

ve şimdilik son filmi Elena 2010 yılında gösterime girdi.

sanem ucar 14.03.2010

Rus sinemasından Andrei Zvyagintsev imzalı 2004 yılı yapımı muhteşem bir film


Multimedia




2 yorum

titus andronicus 14.03.2010

Unutamadığım filmlerden bir tanesidir.

Filmi ve özelliklerini son derece güzel bir şekilde özetlemişsiniz. İster istemez film hakkında söylenebilecek pek fazla bir şey kalmıyor. Belki sadece filmin bizde bıraktığı izdüşümler eklenebilir.

Öylesine sarsılmıştım ki bu filmi izlerken, algılarımızın ne denli farklılık gösterdiğinin en güzel kanıtlarından bir tanesi bu film.

Ve ne yazık ki o algılarımızla birlikte yaşıyoruz ve belki de bu yüzden bazı şeyleri ıskalayarak yaşıyoruz.

Doğru olduğuna inandığımız şeyler bazen doğru olmuyor.

Tam olduğuna inandığımız olgular yarım olabiliyor...

Ve bizler öylesine eminiz ki bildiklerimizden kaybettiğimiz zaman anlayabiliyoruz çoğu şeyi.

Belki kurtuluş çevremizdeki farklı algıları da hesaba katmak olmalı ama bunu başarmak istediğini hiç sanmıyorum insanoğlunun...

Körlüklerimize, sağırlıklarımıza devam edeceğiz ve kaybedeceğiz.



sanem ucar 14.03.2010

Filmin yönetmeniyle de ilgili bir kaç cümle eklemekte fayda var diye düşünüyorken yorumunuz geldi sayın titus...

Katılıyorum, etkisi altında kalınacak filmlerden bir tanesi çünkü gerçekleri içinde barındırıyor. Gerçekleri yaşarken bize en doğru gelendir yaşadıklarımız.Sorgulamaya başladığımız andan itibaren belki de ipin ucunu kaçıracağımızı düşündüğümüzden kendi gerçeklerimiz dışındaki gerçeklerle pek ilgilenmiyoruz.

Bu filmde de bir çok anlamda buna benzer metaforlar var.

Baba sanki bir İsa modelinde, çocuklarda halk gibi gösteriliyor.

O halk İsa'yı kötü düşünerek çarmıha gerip öldürmedi mi, sonrasında da yaptığı yanlışı anlayarak gözyaşı dökmedi mi?

Pek bir şey değişmedi insan davranışı anlamında, öz de hepimiz aynıyız bir kaç nüans farklılıklarıyla...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.