14 Ekim 2011 Cuma

Andrey Arsenyeviç Tarkovski (1932-1986)



"İlkelerine bir kez olsun ihanet eden insan, hayat ile olan saf ilişkisini yitirir. Bir insanın kendine karşı hile yapması, onun, filminden, hayatından, her şeyinden vazgeçmesi demektir." Andrei Tarkovski

Beyaz perdenin en önemli yönetmenlerinden biri olan Andrei Tarkovsky 4 Nisan 1932 tarihinde Ivanono'nun Zavraje bölgesinde doğdu. Sadece Rusya nın değil dünyanın en önemli yönetmenlerinden bir tanesidir.

Film dünyasına adım atmadan müzik ve Arapça eğitimi aldı.




Neden diye kendisine sormak gerekir ancak verilecek cevabın hazımsızlığında ne yapacağımızı bilemeyeceğimiz için böyle bir soru beynimizin gizil köşelerinde kalacağa benziyor.

Sovyet Film Okulunda Mikhail Romm'un öğrencisi oldu.

Sinema dünyasına sayısız yenilikler getiren bir yönetmendir ve kendine özgü tarzı oluşturmuştur.



İlk başarısı Venedik Film Festivalinde büyük ödül kazanan İvan ın Çocukluğu adlı filmin arkasından 1960 yılında çekmiş olduğu Andrey Rubleyi çekti. Ancak bu film o dönemde 1971 yılına kadar Sovyet yetkililerince yasaklanmış bir film olarak tarihe geçti.Ve bu film Cannes Film Festivalinde her türlü dönen dolaplara rağmen ödül kazanmayı başardı.

1972 yılında ise Solyaris i çekti. Bilim kurgu tarzındaki bu filmi diğer filmleriyle kıyaslanacak olursa seyirciyle çok daha rahat iletişim kurabildiği bir film oldu.



Üretken ve çok verimli bir yönetmen olarak 1975 yılında Ayna filmini çekti.Geçmişini de içine aldığı bir film olan Ayna yine o dönemin Sovyet yetkililerinin yasak olgusuna takıldı.

1979 yılında ise Stalker, 1983 yılında Nostalji ve son filmi Offret i 1986 yılında çekti.

Kuşkusuz 28 aralık 1986 yılında akciğer kanserine yenik düşmeseydi buraya yazılacak pek çok film ismi olacaktı. Ama ne yazık ki 1986 yılında onu kaybettik.



Tüm filmlerini tarih sırasıyla yazacak olursak;

1-Kurban Offret - Sacrificatio (1986)
2-Tempo di viaggio (1983)
3-Nostalji - Nostalghia (1983)
4-İz Sürücü - Stalker (1979)
5-Ayna - Zerkalo (1975)
6-Solaris - Solyaris (1972)
7-Andrey Rublev - Andrei Rublyov (1969)
8-İvan'ın Çocukluğu - Ivanovo Detstvo (1962)
9-Silindir ve Keman - Katok i Skripka (1960)
10-Bugün Kimse İşten Çıkarılmayacak - Segodnya uvolneniya ne budet (1959)
11-Konsantre - Kontsentrat (1958)
12-Katiller - Ubijtsi (1958)

Tam oniki tane üzerinde sayfalar dolusu cümleler yazılacak filmler bıraktı geride.



Onu yönetmen olarak tanıyor olsak da, bu denli ilginç filmlerin yaratıcısının birbirinden değerli cümleleri, konuşmaları,hala ilgiyle takip edilmektedir.

İki tanede yazdığı kitap vardır;

1-Mühürlenmiş Zaman
2- Zaman Zaman İçinde


Filmlerinin hemen hemen her sahnesi tek başına bir şiirsellik ve kendi içinde farklı bir sanat anlayışını barındırır.Filmlerini izlerken her şeyden önce çekilen sahnelerdeki olağanüstü detay ve çekicilik sizi filmin içine sokar. Filmi izledikten sonra dahi gözünüzün önünden gitmeyecek onlarca fotoğraf karesi oluşturmuştur.




Tarkovski ile kısa bir giriş yaptıktan sonra onu daha iyi tanımanın ve anlamanın filmleri üzerine konuşmak olduğuna inandığımdan bundan sonraki bölümlerde Tarkovski nin filmlerini ele alacağım.

Herşeyden önce bildiğimiz, alıştığımız bir anlatıma sahip değildir.Eğer filmlerini izlediyseniz Tarkovskinin filmlerinde bir hikayeyi olduğu gibi anlatmak düşüncesinden olabildiğince uzak olduğunu görürsünüz.Yada filmlerinde bir kahraman yaratarak o kahramanla bütünleşmemizi sağlayacak olgulardan oldukça uzak bir tavır vardır.

Görüntüler çok daha önemlidir.Bir fotoğraf sanatçısı titizliğinde görüntülerin beynimizde yaratacağı imgelerden yola çıkarak filmini oluşturmaya çalışır.

Bu sebeple filmlerini izlerken gerçekten konu yada kurgu ne olursa olsun anlatılmak istenen düşüncenin yanında izleyicinin de kendi dünyasında kaybolmasına izin verilen bir yöntemi seçmiştir.

Filmlerindeki kişiler görsellikle birleştirilerek insan ruhunun derinliklerini görmemize etken bir yapıda gelişim gösterir.





Zaten ona göre;

"…ruhun mükemmelliğini arzulamayan hiçbir insan değerli değildir; bir tarla faresi ya da bir tilki kadar önemsizdir"

Filmlerinde ana temanın yanında yan temalar diyebileceğimiz başka temaları da vermek istediğinden filmlerindeki zenginlik olağanüstüdür.

Bu sebeple de her filmi başyapıt olmuştur.

Haklı bir şöhrettir açıkcası.

Filimlerini benim için önemli yapan özelliklerinden bir taneside alabildiğince şiirsel bir etkiye sahip olmasıdır. Ancak bu şiirsellik ayakları yere basan ve gerçekle bağdaşabilen özellikler de taşır.

Bu bölümü şimdilik onun bir cümlesiyle sonlandırmak istiyorum;

"Kötülük ne kadar artarsa güzeli yaratma nedenide bir o kadar artacak. Şüphesiz daha güç olacak, ama daha da gerekli. "





İvan ın Çocukluğu sembolik bir anlatımı içerir.Filmle ilgili künyeyi vereyim öncelikle;



Filmin adı;Ivanovo detstvo / Ivan's Childhood (1962) {Andrei Tarkovsky - Ivan'ın Çocukluğu}
Yönetmen: Andrei Tarkovsky
Tür: Dram,Savaş
Ülke: Sovyetler Birliği
Dil: Rusça,Almanca

Askerlerin mevzilendiği kilisenin yıkıntıları arasında göze çarpan bir cümle vardır;

"8 yaşındayız. Hiçbirimiz 19 yaşından büyük değil. Bir saat içinde kurşuna dizileceğiz. İntikamımızı alın."

Ve bu cümle Ivan ın çocukluğunun özetidir.

Güzel bir manzarayla başlar film.Yazdır ve bir ağacın arkasında duran Ivan 12 yaşındadır. Etraf yaz aylarına özgü doğa güzellikleriyle bezelidir.Ve Ivan ın annesinin görüntüsü ile birlikte mutlu anlar simgelenir.Ancak bu mutlu an çok çabuk bir şekilde hatta kabusa dönüşerek savaşın korkunç gerçeğiyle yüz yüze kalan Ivan ın çaresizliğini görürsünüz.

Düşlerle gerçek arasında gidip gelen bir filmdir.

Ivan Kızıl Ordu için casusluk yapmaktadır.

Mutlu anlarla dolu düşlerinden sıyrılıp gerçekle başbaşa kaldığında savaşın tüm vahşetiyle devam ettiği topraklardan ırmağın öteki tarafına ulaşması gerekmektedir.

Irmağın öte tarafına geçtiğinde konuşması gereken teğmen onun Kızıl Ordu için çalıştığına pek inanamaz.Bu küçücük çocuk büyük bir sorumluluğun altında bir iş yapmaktadır ve karargahta gayet güzel ağırlanmaktadır.

Başka bir asker İvan ı alarak yola çıkarlar. Yolda Ivan tekrar uyuya kalır ve düş görmeye başlar.

Bu düş annesiyle beraber baktıkları bir kuyu ile ilgilidir.Annesi eğer kuyunun içine yeterince bakılırsa bir yıldızın görünebileceğini söylemiştir.

İvan elini suyun üstünde yansıyan ışığa uzatır ve kendisini kuyunun dibinde bulur.

Silah sesleri gelmektedir ve Ivan ın annesi ve kızkardeşi Naziler tarafından kurşuna dizilmiştir.Babası ise daha önceden sınırda ölmüştür.

Sonuçta Ivan kimsesi olmayan yetimhaneye konulan ve oradan kaçan,partizanlara katılmış bir çocuktur.

Sürekli bir kaçış halinde olan Ivan bu askerlerden de kaçma planları yapmaktadır. Çünkü bu askerler cephe gerisindeki askeri okula göndermeyi planlamaktadırlar.Ivan ise bunu istemez.

Askeri okula gitmek istemeyen Ivan bu haliyle kalmak istediğini bir şekilde kabul ettirir ve Ivan ın ordu da kalmasına izin verilir.

Casusluk görevine devam etmesi karara bağlanınca,Kholin ve Galtsev adlı askerler Ivan ı botla Nazilerin olduğu ırmağın diğer tarafına bırakırlar. Burada Kızıl Ordu askerleri Naziler tarafından öldürülüp ağaca asılmıştır.

Karanlıktır ve karanlığın içinde kaybolan Ivan dan bir daha haber alınamaz.

Kızıl ordu Berlin e girdiğinde Galtsev ı Gestapo karargahında Naziler tarafından idam edilen kişiler için dosya hazırlayan biri olarak görürüz.

Bu dosyaları düzenlerken bir dosyada Ivan ın fotoğrafını görür...

Gerçekten inanılmaz etkileyici filmlerden bir tanesidir.Film hem belgesel niteliktedir, hemde düşsel özellikleriyle , sinamadaki farklı anlatım diliyle başka bir yere koymamız gereken filmlerden bir tanesidir.

Savaşın insani olan herşeyi yok edişini böylesine ustalıkla anlatıldığı bir başka film düşünemiyorum.

Kaybolan umutların, kaybolan mutlulukların,görsel bir şölenle vurgulandığı bir filmdir.

Andrei Tarkovsky bu filmde gerçekten sembolizmin doruklarına ulaşmıştır.

Örneğin savaş; sessizlikle temsil edilir.

Genel anlamda bir karanlık vardır filmde. Sadece düşlerin
ve düşle gerçek arasındaki sahneler aydınlıktır. Karanlık olan tüm sahneler gerçeği içinde barındırır. Sanki gerçek karanlıkla özdeştirilmiştir.

İnsanlara ait gölgeler kendilerinden oldukça büyüktür ve keskindir.

Başına gelenlerden sonra Ivan bir intikam ateşiyle bunlara sebep olanları öldürmeyi düşünse de gerçek anlamda öldürme eylemiyle başbaşa kaldığında paniğe kapılacaktır.

Neden?....

Andrei Tarkovsky in iletmek istediği bir düşüncenin ürünüdür hemen herşey;

insanın insanüstü yanını, savaşın insanüstü kahramanlıklara yer vermediğini, bir yandansa insanın hem başkasını, hem de kendini yıkıcı yanını dile getirir.

Evet bu film bir çok anlamda düşünürleri de harekete geçiren filmlerden bir tanesidir.

Şimdilik bu kadar diyeyim, daha sonra hem bu düşünürlerin düşüncelerini ama çok daha önemlisi Tarkovsky in düşüncelerini aktarmaya devam edeyim.



Tarkovski ile Ivan ın Çocukluğu üzerine yapılan bir konuşma;

- Nereden aklınıza geldi ilk filminiz "İvan'ın Çocukluğu" nun konusu?

- TARKOVSKİ: Biraz tuhaf bir hikayesi var bu filmin. Mosfilm stüdyoları filmin yapımına başka bir ekiple başlamıştı. Filmin yarısından fazlası bu ekiple çekildi, paranın yarısı harcandı ama sonuç öylesine kötüydü ki, yapımcı firma filmin çekimini durdurmak zorunda kaldı ve yeni bir yönetmen aramaya başladı. Önce isim yapmış yönetmenlere başvuruldu, sonra daha az tanınmışlara. Hepsi de bu yarım filmi devralmayı reddetti. Bana gelince VGIK Sinema Okulu'ndan yeni mezun olmuş, diploma filmim " Le Rouleau Compresseur et le Violon" u bitirmeye çalışıyordum. Öneriyi kabul etmeden önce bir çok şart ileri sürdüm. Senaryoyu yeniden yazmak, bunun için de senaryonun esinlendiği Vladimir Bogolomov'un hikayesini yeniden okumak istiyordum. Daha önce çekilen ve hepsi bir metreyi geçmeyen kısmın hiç çekilmemiş gibi kabul edilmesini ve her şeye sıfırdan başlamak için tüm oyuncularla, teknik ekibin degiştirilmesini istedim. Bana " Tamam ama paranın da yarısını alacaksınız " denildi. Ben de "Eğer bana beyaz kart verirseniz yarım bütçeyle de çalışırım" diye cevap verdim ve film böylece çekildi.

- O halde konu seçimini bir yana bırakırsak "İvan'ın Çocukluğu" tamamıyla Andrei Tarkovski'den doğdu.

- TARKOVSKİ: Evet

- Ama bu konu aynı zaman da size de çok yakın.Genç İvan savaş yıllarında sizinle aynı yaşta.

- TARKOVSKİ: Benim çocukluğum savaşı bir yetişkin ve bir savaşçı olarak yaşayan İvan'ınkinden çok farklı. Buna rağmen benim yaşıtlarımda oldukça güç bir dönem yaşadılar. Andrei Tarkovski ile İvan'ı birbirine bağlayan şey yalnızca İvan'la bu kuşağın tüm genç Rusları arasındaki yaşanmış acıyı anımsatmaktan ibaret.
- Film, 1962 yılında Venedik'te gösterildiği zaman, savaş üzerine derin bir refleksiyon olarak algılandı.

- TARKOVSKİ: Film iyi karşılandı ama eleştiri düzeyinde tamamen anlaşılmaz olarak kaldı. Herkes, tarihi, hikayeyi filmin karekterlerini yorumladı. Oysa ki söz konusu olan, daha çok, genç bir yönetmenin ilk yapıtıydı. Yani tarih görüşümün değil, dünya görüşümün anlaşılabileceği şiirsel bir eserdi söz konusu olan. Mesela Sartre, filmi İtalyan solundan gelen eleştirilere karşı coşkuyla savundu, ama tamamen felsefi bir açıdan. Bu benim için geçerli bir savunma değildi. İdeolojik değil sanatsal bir savunma arıyordum. Bir filozof değil sanatçıyım. Ayrıca bu savunma tamamen gereksizdi. Filmi kendi öz felsefi değerleri ile yorumlamaya girişiyordu ve ben, sanatçı Andrei Tarkovski, bir kenara konmuştum. Sanki yalnızca Sartre'dan konuşuluyordu, sanatçıdan değil.

- Sartre'ın film üzerine yaptığı yorum - Savaşın canavarlar, sonunda yiyip bitireceği kahramanlar ürettiği - sizin yorumunuzla aynı değil mi?
- TARKOVSKİ: Karşı çıktığım yorum değil. Bu görüşe tamamen katılıyorum. Savaş kurban kahramanlar üretir. Savaşın kazananı olmaz. Bir savaşı kazandığımız anda onu aynı zamanda kaybederiz. Karşı çıktığım yorum değil, polemiğin çerçevesi. Düşünceler ve değerler öne çıkarılmış, sanatçı ve sanatı unutulmuş.



Benim için Tarkovski nin en sevdiğim filmlerinden bir tanesi de Solaristir.

Kesinlikle kıyaslanamk adına yazmıyorum, Stanley Kubrick te en sevdiğim yönetmenlerden bir tanesidir ve onun 1968 yapımı '2001 A Space Odyssey'adlı filmi de en sevdiğim filmlerden bir tanesidir.

Bilim kurgu filmlerini sevmeme rağmen çok fazla rağbet ettiğim filmler arasında değillerdir. Ancak bu iki film bilim kurgu adına özel bir yere koyduğum iki filmdir.

Gerçi aralarından birini seç deseler, seçemeyeceğimde çok iyi biliyorum. Ama ibre hafif bir şekilde Solaristen yanadır.



Bu filme salt bilimkurgu denilmesini de sanırım kaldıramıyorum. Tarkovski ye ait tüm özellikler bu filmde de tüm haşmetiyle karşımızdadır.

Evet bilim kurgu denildiğinde garip yaratıklar, uzay gemileri, bol bol aksiyon aklımıza gelebilir ve öyledir de, ama Solaris te bunları bulamazsınız.

Dünyanın uzak bir yerine yerleştirilen Solaris adlı bir gezegenin etrafında dönen ve içinde insanların yaşadığı uzay aracıyla bu uzay aracına dünyadan giden insanları anlatan farklı bir filmdir.

Evet, çok uzaktaki bir hedef amaç olarak gösterilse de insan olmanın beraberinde getirdiği içsel yolculuğu anlatan bir filmdir.

Ve yine her zaman olduğu gibi bizlere mesaj verme gibi bir alışkanlığın hiç kullanılmadığı ancak alışagelmiş film izleme yöntemlerimizden yine tamamiyle uzaklaşarak filmin içindeki bir kişiymiş gibi kendimizi algıladığımız, düşündüğümüz ve duygulandığımız bir film.

Solaris, Polonyalı bilim kurgu yazari Stanislaw Lem'in 1961'de yazdığı bir romandan uyarlamadır.



Konuyu kısaca anlatmaya çalışırsam;

Bilinmeyen bir gelecekte Solaris adlı bir gezegeni araştırmak için dünyadan bir uzay gemisi gönderilir.

Gemide üç tane bilim adamı vardır ve kısa bir süre sonra bu gemide ilginç şeyler olmaya başlar. Gemide olanları araştırmak için dünyadakiler psikolog ve kozmonot Kris Kelvin'i (Donatas Banionis) uzay gemisine gönderirler.

Gemideki iki bilim adamı ilginç bir şekilde kendilerini laboratuarlarına kapatmıştır ve sorulan sorulara yanıt vermezler.

Yapılan araştırmalar sonucu Kris gemideki üçüncü bilim adamının intihar ettiğini ve geriye bir not bıraktığını öğrenir.Ayrıca uzay gemisinde yaşanan garip olayların geminin etrafında döndüğü Solaris adlı bilinmeyen ve öğrenilmeye çalışılan gezegenden kaynaklandığı ortaya çıkar.

Mistik bir gezegendir.Bu mistik özelliklerinden birisi de geçmişte yaşayanların ruhlarını geleceğe taşısımasıdır.

Gezegenin bu özelliğinin sonucu olarak Kelvin'in dünyada evli iken yedi yıl önce intihar eden karısı Hari (Natalya Bondarchuk) tekrar Kelvin'in bulunduğu uzay aracına gelir.

Ancak bu fiziksel bir geliş değildir. Akıl, bilinç, duygu ve sezilerle aslında yitirdiğimiz ama orada ortaya çıkan özelliklerle bir geri geliştir.

İşte filmin belki de en önemli sahnelerinin , yada diyalogların geçtiği sahne burasıdır. Sürrealist bir şekilde gerçek arayışına tanık olduğumuz, kendimizi sorgulamanın bizlerde bıraktığı izleri görebildiğimiz muhteşem sahnelerdir.



Tarkovski ye Solaris filmiyle ilgili sorulan soruların yanıtlarına bakalım biraz da;

- Solaris gezegeninde Kelvin otuz yıl önce ölmüş karısına kavuşuyor. Bu, gerçekleşmesi imkansız bir olay aracılığıyla Tarkovski tarafından anlatılan tek aşk hikayesi mi?

- TARKOVSKİ: Aşk hikayesi filmin yalnızca bir yönü. Belki de Kelvin'in Solaris'te bir tek amacı var: Başkasına duyulan aşkın yaşamak için vazgeçilmez olduğunu göstermek. Aşksız bir insan, insan değildir.

- Ama başında bir bilim-kurgu hikayesine benzeyen bu macera aslında tinsel bir macera.

- TARKOVSKİ: Daha çok bir insanın başına vicdanen gelmiş bir macera. Stanislav Lem'in romanından esinlenerek bu filmi yapmak istedim. Gerçek bir uzay yolculuğu yapmadan... Şüphesiz gerçek bir uzay yolculuğu yapmak daha ilginç olacaktı, Ama Lem aynı fikirde değildi.

- Bu evren, daha sonra Stalker Zonu, bir çile metaforu değil mi? Yani yalnızca tek bir arzuya sahip olduğumuz bir yer: Kendini değiştirmek.

- TARKOVSKİ: Hayatın çilesiz olsa bile bu tanımı ortaya çıkardığını düşünüyorum; Değişmek. İnsan hayatı yalnızca bu değişimi hedefliyor. Çile bize daha çok, sakin olmak, acılarımızı dindirmek için gerekli.

Tarkovski nin verdiği yanıtlar bana göre yaşamın her alanında geçerliliğini koruyor.Bir film ile bugün dahi sorulabilecek sorulara yanıt bulabilmek Tarkovski nin dehalığıyla doğru orantılıdır.

İzleyenler bilir bu film de yavaş çekimlerde vardır.Bu bilinçli çekim yüzeysellikten çıkıp derinlere inme ve modern çağın hızlı koşturmasının içinde neredeyse özelliklerini kaybeden insanın bu anlamsız soluksuz yaşamına sinemacı gözüyle bir tepkidir de.

Kaçırdığımız ve kaçırmak zorunda olduğumuz bir çok şeyin hızlı yaşamda gözle görülmeyen etki ve biçimlerini yavaş çekimle fark ettirmeye yönelik bir çalışmadır.

Yine burada özellikle dogmatik düşünceye sahip olanların bir anda kucaklayabilecekleri Tarkovski bu hızlı yaşamın beraberinde getireceği nihilist çöküşü ortaya koymaktan başka bir şey yapmamıştır oysa.

Bence Solaris i bir daha izleme zamanı.

1 yorum:

  1. alev 10.04.2011

    Tarkovski gibi artıkgeçmiş ve gelecek zamanlara mührünü koymuş bir yönetmene haklı şöhrettir ifadesi kullanmak çok tuhaf geldi Sanem. Biz hiç Salvador Dali ye Michelangelo ya, Shakepearee haklı bir şöhrettir diyebilir miyiz. Sanki yeni ünlü olmuş gibi şaşırarak bence o profesyonel yazıdan bu ifadeyi kaldırmalısın olmamış...

    ......

    sanem ucar 10.04.2011

    Sizi çok iyi anlıyorum. Eğer beğeni açısından ortak bir noktada buluşursak hiç sorun olmuyor. Ancak bunun tersi bir durum söz konusuysa işler orada karışabiliyor...

    Örneğin David Lynch , kimileri için sıradan kimileri içinde dahi sınıfındadır. "Bana göre" cümlesini genellikle kullanırım ve bunun nedenlerini de ortaya koyarken elimden geldiğince bilimsel gerçekliği içinde barındıran cümleleri tercih ederim. Farklı düşünceler daima her anlamda olacaktır. Yeterki farklı düşüncenin de bilimsel temelleri olsun.

    Aynı şey Tarkovski içinde geçerlidir. Ve evet hak edilmiş bir başarıdır onun ki. Kendisi hakkında bilgi verilirken bir bütün olarak ele alınan yanlarının vurgulanması anlamında kullanılan bir cümle o yazdığım.

    Bir tek eserinde bile sıradan bir şey göremezsiniz. Her filmi kendi yapısal gerçekliği içinde bir büyüklüğü barındırır. Bir veya iki filmiyle değil, bütün filmleriyle, salt filmleriyle de değil, düşünce yapısı ve onu ortaya koyuş biçimiyle de sıradan olmayan bir yan görürsünüz.

    Şöhret olmak çok kolay bazen:) Bazen, şöhret içinde gerçekliği pek barındırmıyor. Zamana yaydığımızda kimin gerçekten iyi olduğunu ilerleyen zaman içersinde görebiliyoruz.

    Müzikte "Klasik" kavramı eski anlamında kullanılmaz. Her zaman ve her koşulda ihtiyaç duyulan anlamında kullanılır. Buradan yola çıkarsak kişilerin Klasik olup olmayacağı ilerleyen zaman dilimi içersinde ortaya çıkar.

    Sizin sözünü ettiğiniz kişiler de zaten bu anlamda bir Klasiktir.

    İşte" haklı bir şöhrettir" cümlesi de -Klasikleşecek- ve sonsuza kadar büyük bir sanatçı olarak anılacak kişi anlamında kullanılmış bir cümledir ...

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.