15 Ekim 2011 Cumartesi

Aynılık ve Farklılık




Çocukken kış aylarından hiç hoşlanmazdım. Aslında keyifli anları var gibi gözükmesine rağmen bir külfet gibi gelirdi. Sanırım bunda sevgili annemin de etkisi var. Annelik güdüsüyle üşüdüğümü düşünüp öyle üst üste giydirirdi ki, dışarı çıktığımda kollarımı bile kıpırdatamayan garip bir robot görünümünde olurdum.

Hemen hemen hepimizin annelerinin aynı olduğunu düşünüyorum. Komik gelebilir belki ama bugün annemde sofraya oturacaksam yemekten henüz bir kepçe koymadan önce "tamam yeter " deme ihtiyacı duyuyorum. Çünkü çok iyi biliyorum ki o "tamam, yeter"cümlesinden sonra en az iki kepçe daha yemek konulacaktır tabağıma....

Sevgi adına, farkında olmadan gelişen buna benzer davranışlar psikologların söyleminde yanlış olabilir. Onlara göre bu davranışın yaratabileceği sonuçlara göre kendisine güvenemeyen, kendisine yetemeyen bireyler yetişebilir. Bu konu da örnekler kuşkusuz vardır ama ben annemin bu sevgi kökenli ısrarlarından, kendi penceresinden bakarak herşeye rağmen seni koruma altına almak isteyişindeki tatlı zorbalıktan zarar görmedim.

Belki bu tatlı zorbalık karşımızdaki kişileri yargılama yönüne kayarsa, bir tehlike oluşabilir. İşte sevgili annemin tatlı zorbalığında kişiyi yargılama adına bir düşünceden eser bile olmaması kazanımlarımdan biri olmuştur.

Ne adına olursa olsun tüm insanların dünyaya açılan pencerelerinden görünenler kişiseldir. Alışkanlıkları, gelenek ve görenekleri, eğitim düzeyi, bilgisi vb gibi bir çok etkenle bütünleşerek yaşama bakış açımızı oluştururken davranışlarımız da, düşüncelerimiz de bu pencereden görünenlerle doğru orantılı bir seyir izler.

Bu pencere, "pencereler" şekline dönüşebilse, zenginleşecek bir dünyamız vardır ama biz öylesine çok severiz ki penceremizi, başka pencerelere hep kapalıdır gözlerimiz.

Kendi penceremizden bakarken, farkında olmadan başka pencereleri ret eden, sorgulayan ve kabul etmeyen bir tavır sergilediğimizi bile çoğunlukla fark etmeyiz. Ve doğal olarak engellediğimiz, ayrıştırdığımız ve ötekileştirdiğimiz bir sürü konular ve kişiler çıkar. Çok daha zengin bir dünyamız olacakken kendi ellerimizle çoraklaştırdığımız bir dünyaya merhaba demek zorunda kalırız.

Oysa bir bilebilsek, farklı pencerelerdeki görüntüyü kabul etmesek bile bir başkası için kabulu kesinlikle vardır. Her ret ettiğimiz olgu birileri tarafından kabul görür.

Aslına bakarsanız buraya kadar yazılanlardan yola çıktığımızda çokta fazla zararı yokmuş gibi gözüken bu herkese özgü davranış şekli, başka pencereleri görmeme alışkanlığı ,harici olaylarda kendi kişisel algılarımızla yorumlama özelliğini beraberinde getireceğinden "ön yargı" dediğimiz davranış şeklini de beraberinde getirecektir.

Çoğunlukla ret ettiğimiz bir başka gerçeğimizdir önyargılarımız. Bir kişi hakkında, bir olay karşısında çok fazla bilgimiz olmamasına rağmen verdiğimiz kararlardır önyargılar. Karşımızdaki kişiyi yok saydığımız bir durumdur. Ama kişilere sorduğunuzda "asla önyargılı değilim ! " cümlesini de duyarsınız genellikle.

Eğer eğlence anlayışmız karşımızdaki kişinin eğlenceye bakış açısına uymuyorsa çok kolaylıkla onu eğlence sevmeyen biri olarak yorumlayabiliriz örneğin. Ve buna da " bu benim kişisel görüşüm" deriz kolaylıkla. Ama asla bir önyargı değildir:)

Ve keşke önyargılarımız bu kadar masum olabilse....

Ne yazık ki ön yargılar farkında olmadan bizimle yeşerirken bir şeye; daha çok karşı olmak yada yanında olmakla kendini gösteren davranışlara kolaylıkla dönüşür.

Ön yargı örneklerinin aşırı uçlarına dikkat etmek gibi bir alışkanlığımız vardır. Çünkü önyargılar beraberinde ayrımcılığı ve ötekileştirmeyi getirdiğinden bu olumsuz örnekler içersinde olmak istemeyen iç dünyamız kendimizdeki irili ufaklı ön yargıları hep ret eder. Bu minik önyargılarımızda dikkatli olmamıza gerek yoktur,Yok hayır!!! onlar önyargı değil!.....

Hoşgörüsüz bir toplum olduğumuzu her fırsatta dile getiren bizler bunun ön yargılarımızdan kaynaklandığını hiç aklımıza getirmeyiz. Ekonomik, sosyo-kültürel, psikolojik bir çok etkenle gittikçe derinleşecek önyargılarımız olacak anlamına gelir bu da.

Ön yargılar oluştuğunda ise gittikçe daralan dünyada kendimizden başka kimseyi görmediğimiz kör bir kuyuda yaşamaya başlarız.Tek başınalığımızı fark ettiğimizde ise yanımıza başkalarını çekmek gibi bir davranışı gösterme zorunluluğundadır insanoğlu. Bu da baktıkları pencerede aynı şeyleri gören insanların bir araya gelmesiyle bir çoğul yalnızlığa dönüşür.

Aynılık;Tek sesliliktir....

Oldukça sıkıcıdır ama güç gibi algılarız...

Farklılık;Çok sesliliktir

Çok daha keyiflidir ve asıl güçtür....

Ama ne kadar farkındayız bilemiyorum....


sanem uçar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.