25 Ekim 2011 Salı

Bertolt Brecht




"Mizahın olmadığı yerde yaşamak zor, ama her şeyin mizah olduğu bir yerde de yaşamak olanaksızdır" (Bertolt Brecht)


Yalnızca benden kaçma yeter
Boş sözler de etsen duymak istiyorum seni
Sağır olsan gönlüm sözlerini ister
Dilsiz olsan gördüğünü.

Kör olsam, seni görmek isterdim
Sen yanımda yol gösterici oldun
Uzun yolun daha yarısı bile aşılmadı
Bir düşün içinde yaşadığımız karanlığı

'Bırak beni yaralıyım' desen de boşa
Görevden dönülmez, yalnızca ertelenir
Başka bir yerde değil, yalnızca burda

Bilirsin özgür değildir gereksinilen kimse
Gönlüm herşeyden önce seni ister
Biz de diyebilirim, ben yerine.



Bertolt Brecht 10 Şubat 1898'de dünyaya gelmiş ve 14 Ağustos 1956 tarihinde yitirdiğimiz 20.yüzyılın en etkili Alman şairi, oyun yazarı ve tiyatro yönetmenidir.

Tam adı Eugen Berthold Friedrich Brecht olan bu büyük deha gençliğinde Eugen olarak tanınıyordu. Utangaç ve kolay hastalanabilen bir özellik taşıdığından çocukluğunda annesi Sophie Brecht tarafından kollanmıştır.

1908-1917 yılları arasında Peutinger lisesine gitti. Liseyi, savaş nedeni ile uygulamaya konulan, kolaylaştırılmış sınav sonucu bitirdi.

Lise yılları Birinci Dünya Savaşının tüm haşmetiyle sürdüğü yıllardı. Lise yıllarında dahi savaş aleyhtarı yapısıyla dikkati çekiyordu.



Savaş çığlıklarının atıldığı dönemlerde Horatius’un "Anavatan için ölmek hoş ve onurludur" cümlesi üzerine yazdığı bir kompozisyonda bu sözün doğruluğuna inananların boş kafalı olduğunu belirten ve boş kafalıların rağbet ettiği bir propagandadır cümlesi nedeniyle okuldan atılması gündeme geldiyse de babasının hatırı sayesinde atılmaktan kurtulmuştur.

Üniversite yıllarında ise 1917'den 1918 'e kadar Münih’deki Ludwig Maximilian Üniversitesi’nde doğa bilimi, tıp ve edebiyat okudu. 1918 yılında Augsburg askeri hastanesinde sıhhıye askeri olarak görevlendirilmesinden dolayı öğrenimini yarıda kesmek zorunda kaldı.

1919 yılında derslere girmemek için bir başvuru yaptı ve kabul edildi. Daha sonra da okul etkinliklerine çok nadir olarak katıldı. 29 Kasım 1921 yılında okuldan kaydı silindi. 1921-22 yıllarında Berlin felsefe fakültesine kayıtlıydı; fakat öğrenime başlamadı.

Büyük gençlik aşkı Paula Banholzer’le 1916 yılında tanışarak evlendi ve 1919 yılında oğlu Frank Banholzer dünyaya geldi. Oğluna çok sevdiği şair Frank Wedekind’in adını verdiler.

Ne yazık ki oğlu Frank 1943 tarihinde Rusya'da ordu sinemasına yapılan bir bombardımanda öldü.



1920 yılında annesini kaybetti. Aynı yıl, çok değer verdiği, tanınmış kabaretist Karl Valentin’le tanıştı. Birlikte yaptıkları çalışmalar Brecht’in ilerideki başarılarını önemli ölçüde etkiledi. 1920 yılından itibaren tiyatrocularla ve edebiyatçılarla ilişkileri geliştirmek için sık sık Berlin’e gitti. Orada başkalarının yanı sıra, zaman zaman evini paylaştığı, Arnolt Bronnen’le tanıştı ve ismini Bertolt olarak değiştirdi. 1924 yılında Berlin’e yerleşti. Önceleri Max Rheinhardt’ın Berlin Alman Tiyatrosu’nda, Carl Zuckmayer’le birlikte dramaturg olarak, Münih Oda Tiyatrosu’nda da kendisi sahneye oyunlar koyarak çalıştı.



Gecede Trampet Sesleri adlı oyunu 1922 yılında Kleist Ödülü’nü aldı. Bu sırada oyuncu ve opera sanatçısı Marianne Zoff ile tanıştı ve kızları Hane Hiob dünyaya geldi.

1924 yılında Helene Weigel ile tanışan Brecht eşi Marianne Zoff’dan boşanarak Helene Weigel’le evlendi ve 1922 yılında kızı Barbara Brecht Schall dünyaya geldi.

1920 li yıllarda onu inançlı bir komünist olarak görüyoruz. Doğal olarak sanat anlayışına da bu düşünce hakim oluyordu. Eserlerinde edebi metinlerin bir işe yaraması inancıyla alışagelmiş edebiyat düzenlerinden farklı olmaya çalışıyordu.

Ona göre bu eserler toplumsal yapıyı şeffaf hale getirmeli ve var olan yapının değişmesi gerektiği düşüncesini kişilerde uyandırabilmeliydi.

Yavaş yavaş gelişmekte olan yeni tiyatro anlayışıyla bir hikaye dinlemek ve dinlediği hikayeden yola çıkarak kendisini görevini yerine getirmiş insanlar gibi algılayan kişiler yaratmaktansa, insanın hikaye dinleme ihtiyacının dışında dinlediği hikayeyi eleştirel bir yapıya sokabilecek düşünceleri kişilerde geliştirmekle özetleyebileceğimiz bir düşünceye sahipti.

Bir şeyler izleyenler alışılmış yöntemlerle sadece pasif bir dinleyici şeklinde özetlenebilir. Brecht ise bu pasif kimlikten sıyrılarak sorgulayan kabul etmeyen irdeleyen bireylerin çoğalması umuduyla var olan sanat anlayışını değiştirmek üzerine bir görevi üstleniyordu.

İşte Brecht' in büyüklüğü de buradan kaynaklanmaktadır.

Epik tiyatronun 1926 da gelişmesiyle Suhrkamp ile birlikte, 1930 yılında kaleme aldıkları Mahagony Şehrinin Yükselişi ve Düşüşü Operası İçin Notlar makalesi tiyatro teorisi ile ilgili çok önemli bir yazıdır.



Bu yıllarda müzisyen Kurt Weill ile birlikte yapılan müzikal drama çalışmaları, epik tiyatronun gelişmesine çok önemli katkılarda bulunmuştur.

Bu yıllardaki en büyük başarısı; Kurt Weill’in müziklerini yaptığı, sözlerini Brecht in yazdığı Üç Kuruşluk Opera dır.

Ancak bu eser en fazla eleştirilen eserlerinden biridir. Toplumu eleştirmek için yazılmış bu eser ne yazık ki Brecht' in eleştirilmesi şekline dönüştürülmüştür.

Kurt Weill ile daha sonra yolları ayrılan Brecht için besteci Hans Eisler ile tanışması daha sonra büyük bir dostluğun doğmasına sebep olacak ve 20. yüzyılın en önemli şair-besteci çiftini oluşturacaklardır.

Bundan sonraki yıllar kelimenin tam anlamıyla her türlü anlamsızlığın yaşandığı yıllar olacaktı.

1933 yılında Tedbir adlı oyunu yasaklanacak, oyunu düzenleyenler vatana ihanetten yargılanacak,ve Brecht ailesi ve dostlarıyla Berlin'i terk edecek, sürgün hayatı yaşayacak, eserleri naziler tarafından yakılacak nihayetinde 1935 yılında vatandaşlıktan çıkartılacaktı.

Sürgün yıllarında oyun yazmanın dışında Prag, Paris. Amsterdam gibi şehirlerin gazetelerine yazılar yazmaya devam ederken Galilei’nin Yaşamını yazdı.



Bulunduğu yerlerde yaşadığı ülkelerin devlet yapısını, hükümetlerini eleştirmek gibi siyasi bir kimliğe asla bürünmedi. Sadece inançları doğrultusunda inandıklarıyla paralel eleştirilerini de dozunda yapmaktan kaçınmadı.

Daha sonra kendisini Amerika'da görmekteyiz. Ancak Amerika'da parti üyesi olmakla suçlandı. Oysa yaşantısının hiç bir döneminde Komünist partiye üye olmamıştı.

Politik düşüncelerinden dolayı sürekli olarak oradan oraya sürüklenen bir hayatı vardı. Kendisini kabul eden tek ülke aslında İsviçre'dir. Ancak ikinci dünya savaşından sonra arkadaşlarının ısrarlarıyla Almanya'ya dönmüştür.

Uzun bir süre temkinli davranarak şiirleriyle ilgilendi. Ancak bilinmelidir ki Brecht için daima öncelik tiyatrodan yana olmuştur.



1949 yılında Berlin’e gelmesi ile birlikte Brecht hemen Cesaret Ana ve Çocukları oyununu sahnelemeye başladı. Cesaret Ana bir çok yönden olumlu övgüler aldı.

Cesaret Ana ile birlikte halka yabancı kültür çöküşü bir çok soru işaretleriyle ilk defa kamuoyunun önüne çıkartılıyordu.

En sonunda kendi tiyatrosu olan Schiffbauerdamm’daki Berliner Ensemble Tiyatrosu'nu kurdu. Bu tiyatro bir çok anlamda destek alan bir tiyatroydu ve yurt içindeki genç yeteneklerden oluşmuş bir kadroyla çalışmak Brecht için keyifliydi.

Bu yıllar Brecht' in kendi yolunda emin adımlarla yürüdüğü ve teorik tartışmalara pek bulaşmadığı dönemlerdir.

Siyasi fikirleri olmasına rağmen izleyicisinin kendisinden istediği Didaktik Tiyatro ile uğraşmayı tercih ediyordu.

Tüm yaşamı siyasi bir bilinçle tiyatronun yeni bir şekil alması üzerine geçmiştir.



1956 yılında grip oldu ve hastaneye kaldırıldı. Dinlenmek için 1956 yazını Berlin’e 50 km uzaklıktaki Schermützelsee gölünde geçirdi. 12 Ağustos 1956 günü kalp krizi geçirdi. 14 Ağustos 1956 günü saat 23:30 da Berlin’de, bugün Brecht Evi olan Chausseestraße 125 numarada öldü.


Eserleri

1-İncil (Die Bibel)
2-Gecede Trampet Sesleri (Trommeln in der Nacht)
3-Düğün (Die Hochzeit, auch Die Kleinbürgerhochzeit)
4-Şeytan Kovma (Er treibt einen Teufel aus)
5-Karanlıkta Işık (Lux in Tenebris)
5-Dilenci veya Ölü Köpek (Der Bettler oder Der tote Hund)
6-Balık Avı (Der Fischzug)
7-Ova (Prärie)
8-Kentlerin Vahşi Ormanında (Im Dickicht der Städte)
9-İngiltere’li İkinci Eduard’ın Yaşamı (Leben Eduards des Zweiten von England)
10-Anibal (Hannibal)
11-Adam Adamdır (Mann ist Mann)
12-Egoist Johann Fatzer’in Çöküşü (Untergang des Egoisten Johann Fatzer)
13-Jae Chicago Kasabı (Jae Fleischhacker in Chicago)
14-Mahagonny Şehrinin Yükselişi ve Çöküşü (Aufstieg und Fall der Stadt Mahagonny)
15-Üç Kuruşluk Opera (Die Dreigroschenoper)
16-Lindberg’in Uçuşu (Der Flug der Lindberghs - Ozeanflug)
17-Kabullenmenin Baden Öğretisi (Das Badener Lehrstück vom Einverständnis)
18-Evet diyenle Hayır diyen (Der Jasager. Der Neinsager)
19-Tedbir (Die Maßnahme)
20-Mezbahaların Kutsal johannası (Die heilige Johanna der Schlachthöfe)
21-Ekmekçi Dükkanı (Der Brotladen)
22-Kural Dışı Kural (Die Ausnahme und die Regel)
23-Ana (Die Mutter)
24-Yuvarlak Kafalar Sivri Kafalar (Die Rundköpfe und die Spitzköpfe)
25-Küçük Burjuvanın Yedi Ölümcül Günahı (Die sieben Todsünden der Kleinbürger)
26-Jakob Gehherda’nın Gerçek Yaşamı (Das wirkliche Leben des Jakob Gehherda)
27-Horasyalılar Kuriasyalılar (Die Horatier und die Kuriatier)
28-Carrar Ananın Silahları (Die Gewehre der Frau Carrar)
29-Goliath
30-III.Reich’in Korku ve Sefaleti (Furcht und Elend des Dritten Reiches)
31-Galilei’nin Yaşamı (Leben des Galilei)
32-Dansen
33-Demirler Kaç Para? (Was kostet das Eisen?)
34-Cesaret Ana ve Çocukları (Mutter Courage und ihre Kinder)
35-Lukullus’un Sorgulaması (Das Verhör des Lukullus)
36-Sezuan’ın İyi İnsanı (Der gute Mensch von Sezuan)
37-Puntila Ağa ile Uşağı Matti (Herr Puntila und sein Knecht Matti)
38-Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi (Der aufhaltsame Aufstieg des Arturo Ui)
39-Simone Machard’ın Yüzleri (Die Gesichte der Simone Machard)
40-Şvayk İkinci Dünya Savaşında (Schweyk im Zweiten Weltkrieg)
41-The Duchess of Malfi ( John Webster’dan uyarlama )
42-Kafkas Tebeşir Dairesi (Der kaukasische Kreidekreis)
43-Uyarlama Sophokles – Antigone
44-Komün Günleri (Die Tage der Commune)
45-Uyarlama Jakob Michael Reinhold Lenz – Lala (Der Hofmeister)
46-Uyarlama Gerhart Hauptmann-Kunduz Kürkü ve Kızıl Horoz (Biberpelz und roter Hahn)
47-Uyarlama William Shakespeare-Coriolanus
48-Uyarlama Anna Seghers-Jan Darc Davası Rouen 1431 (Der Prozess der Jeanne d'Arc in Rouen 1431)
49-Turandot veya Aklayıcılar Kongresi (Turandot oder Der Kongreß der Weißwäscher)
50-Uyarlama Moliere – Don Juan
51-Davullar ve Trompetler (Pauken und Trompeten)



Multimedia







sanem ucar 10.11.2009

ADA

Her insan kendi adasında yaşar
Takırdatarak dişlerini ya da terleyerek.
Gözyaşları, içer
Şeytanın edebiyat bilgilerini
Onun dişlerini takırdatması
Kimseyi yerinden kıpırdatmaz.

Her insan kendi dilinde konuşur
Ve hiç kimse anlamaz ne söylediğini
Kafasındakı ışığın.
Sonra iyi olarak da anlaşılmaz.
Düşkırıklığı ve incinmedir
Gerçek utanmazlıklar.


İnsan Neyle Yaşar ?

Sayın baylar, bize hep ders verirsiniz:
Aman, günah, ayıp, kötü, yanlış.
Aç karnına kuru öğüt çekilmez.
Önce doyur beni, ondan sonra konuş.
Sende göbek, bizde ahlak nedense.
Şimdi bizi iyice dinle bak;
ister şöyle düşün, istersen böyle:
Önce ekmek gelir, arkadan ahlak.
Artık vermek gerek, unutmayın sakın,
Tüm nimetlerden, payını yoksulların.

insan neyle yaşar?
insan neyle yaşar: Ezip hiç durmadan.
Soyup, dövüp, yiyip yutarak insanları.
Yaşayabilmek için hemen unutmalı,
insanlığı unutmalı insan.
Katı gerçek budur, kaçınılmaz
Kötülük yapmadan yaşanamaz.

Efendiler bize ahlaksız dersiniz
Kötü kadın, utanmaz fahişe
Aç karnına suçlanmak hiç çekilmez
Önce doyur beni ondan sonra söyle
Sende şehvet, bizde edep nedense
Şimdi bizi iyice dinle bak;
ister şöyle düşün, istersen böyle:
Önce ekmek gelir, arkadan ahlak.
Artık vermek gerek, unutmayın sakın,
Tüm nimetlerden, payını yoksulların.

insan neyle yaşar?
insan neyle yaşar: Ezip hiç durmadan.
Soyup, dövüp, yiyip yutarak insanları.
Yaşayabilmek için hemen unutmalı,
insanlığı unutmalı insan. Katı gerçek budur, kaçınılmaz
Kötülük yapmadan yaşanamaz.

(Kurt Weill / Bertolt Brecht 1928)
- Üç Kuruşluk Opera -








BİR ŞEYE İNANMAK, İNANMAKTIR BİR BAŞKA ŞEYE !...

1.
Sizi çeviren geceyi ve karanlığı övün !
koşun hepiniz haydi koşun
kaldırın gözlerinizi gökyüzüne :
sizi bırakıp gitti az önce gün..

2.
Yörenizde yaşayıp ölen hayvanları övün !
sizin gibi gelmişler onlarda
dünyaya yaşamak için,
sizinle ölecek onlarda..

3.
Övün şu ağacı kurtulmuş çürümekten
sevinci ağar göklere, haykıraraktan !
çürümeyi övün !
övün, onu yiyen ağacı !
övün gökyüzünü de unutmayın...

4.
Övün ta yürekten, kötü anısını göğün !
çünkü ne adınızı biliyordu sizin o,
ne de yüzünüzü görmüştü,
ne de haberi vardı yaşadığınızdan..

5.
Soğuğu, karanlığı, bozulmayı övün!
kaldırın gözlerinizi gökyüzüne
size bağlı değil bunların hiçbiri
korkmayın, rahat ölün !...


" Savaş istiyoruz "
En önce vuruldu
bunu yazan...


Özgürlük neye yarar
yaşarsa bir arada
özgürlerle tutsaklar ?..


Düşmanlar kafalarda yürür
bilmez bunu çok insan
bir ses güder onları, bilmezler
aslında düşmanların sesidir o
söz etti mi bir insan sana düşmandan ,
bil ki, düşmanın ta kendisidir o...


Ne yazık günden güne soğumakta
yücülerden bakan ulu güneş bile
gelgelelim, daha çok seviyor onu
daha çok, yaşlandıkça insanoğlu
aşkların, yaşamların, şiirlerin
yalnız bizler nasılsak öyle kaldık
saçları kırlaşan sevmez değişmeyi..


Yaşıyorsan eğer " hiçbir zaman " deme
yıkılır , yıkılmaz görünen
hiçbir zamandan "bugün" doğar
bugün yenilen
yarının yenenidir...


bu sözü de Deniz Gezmişler döneminde duymuştuk sıkça;

Bir bankayı soymak;
onu kurmaktan daha büyük
namussuzluk değildir...



bu kentlerden yalnızca
üzerlerinde esen
yeller kalacak...



Çağrı

Doğrudur yıldırımın düştüğü, yağdığı
yağmurun,
Bulutların rüzgarla sökün ettiği.
Ama savaş öyle değil, savaş rüzgarla
gelmez;
Onu bulup getiren insanlardır.
Duman tüten topraktan bahar boyunca,
Dökülüp yükselir birden gökyüzü.
Ama barış ağaç değil, ot değil ki
yeşersin:
Sen istersen olur barış, istersen
çiçeklenir.

Sizsiniz uluslar, kaderi dünyanın.
Bilin kuvvetinizi.
Bir tabiat kanunu değildir savaş,
Barışsa bir armağan gibi verilmez
insana:
Savaşa karşı
Barış için
Katillerin önüne dikilmek gerek,
" Hayır yaşayacağız!" demek.
İndirin yumruğunuzu suratlarına!
Böylece mümkün olacak savaşı önlemek.

Onlar demir çeliği elinde tutan birkaç
kişidir,
Yoktur karabasandan bir çıkarları
Dünyaya bakıp "ne küçük" derler,
Bir şeylerle yetinmezler acunda,
Para hesap eder gibi hesaplıyorlar
bizi,
Savaş da bu hesabın ucunda.
Ürkmeyin tutmuşlar diye suyun başını:
Korkunç oyunları, davranın, bitsin.

Söz konusu olan çocuğundur, ana:
Koru onu, dikil karşılarına,
Biz milyonlarca kişi
Savaşı yener miyiz?
Bunu sen bileceksin.
Bunu biz bilecek, biz seçeceğiz.
Bir de düşün "Yok!" dediğini:
Düşün ki savaş geçmişin malı
ve barış taşıyor gelecekten.


Bunlar da "Günlük Berthold Brecht" kitabından..

"Aslında aşkın insanı eğlendirdiği, bütün duygular arasında yalnız kıskançlık o kadar sıkıcı değil ve bir erkeğe hiç bir zaman bir erkeğin, ama her zaman bir kadının aşılayabileceği bir kıskançlık, bir erkek hakkında uygun bir yargıya varmanın tek olanağını verir..."

Otodafe : Günahkarların yakıldığı odun yığını
Wigwam: Kızılderili kulubesi

bugün bu sözcüklere rastlanmıyor ama artık onun yerini başka yıkıcı sözcükler aldı..
ama günün birinde yeniden Wigwamlara ihtiyacımız olacak kesinlikle..
ve Brecht adı insanlıkla birlikte hep yaşayacak..



sanem ucar 15.11.2009

Brecht in sözlerini yazdığı Üç kuruşluk Opera ile ilgili biraz daha detaylı bilgi verilmesi gerktiği inancındayım. Çünkü bu eser bir çok özelliğiyle bir ilk olma özelliğini de içinde barındırır.

Yazıldığı yılları dikkate alacak olursak faşizmin tüm Avrupa da kol gezdiği bir zaman dilimine denk düşer.Borsalar çokmüş, ve bu kapitalist sistemi tehdit eder hale gelmiş ve hemen her yerde ekonomik kriz yaşanırken kaleme alınmış olması düzen e karşı bir başkaldırı bir eleştiridir öncelikle.

Brecht bu eseri yazmadan önce 1728 yılında John Gay ve John Christopher Pepusch adlı iki İngiliz Dilenciler Operası adı altında kaleme almışlardı. O da müzikli bir oyundu, ancak tam opera diyemeyeceğimiz türden daha çok vodvil ağırlıklı bir oyundu.Brecht bu eserden esinlenmiştir.

Brecht in yazdığı Üç Kuruşluk Operada bu eski oyunun bir çok özelliğine sadık kalınır.Özellikle mekan açısından.

Kenar bir mahalledir, suç teşkilatı olarak adlandıracağımız her türlü olgular vardır. Fahişeler, haydutlar,pezevenkler gibi..

Brecht 18. yüzyıldaki bu olayları 20. yüzyılın içine taşır.

Bu eserin bu denli yaygın olmasında ve ün kazanmasında Brecht kadar bestecisi Kurt Weill in da önemli bir payı vardır.

31 ağustos 1928 yılında ilk kez sahnelenen eser alt tabakayı öne çıkarttığı ve asıl sorgulanması gereken sistemi pek fazla eleştirmediği için büyük eleştiriler alır.

Bilinmelidir ki bu eser Brecht' in epik tiyatro örneğini verdiği en güzel oyunlarından biridir.

Kısaca konusu

Oyun Londra'nın varoşlarında, Soho bölgesinde geçer. Macheath küçük hırsızlar çetesi olan çalışanlarının sırtından geçinen bir gangsterdir. Oyunun temel gerilimi, bu karakter ile meşruiyetleri soru işaretleri dolu işler yapan; dilenciler kralı Bay Peachum'un "daha saygın iş ilişkileri"nde bulunmak için yaptıkları mücadeledir. Oyun boyunca Brecht günlük iş ilişkilerinin varoşlardaki yansımalarını anlatmıştır. Daha üst sınıfa çıkmak için çabalayan insanlar ve onların mücadelelerini görürüz.



Korsan Jenny

Hey ahali! Görürdünüz ya beni
Yerleri ovup silerken hani
Bu rezil kasabada Güney’de
Bu köhnemiş cenabet otelde
Bakardınız aval aval ve bir teklik atardınız
Havanız artsın diye –ne kadar da cömertsiniz!-
Ama bilmezdiniz hiç kim’le dans edersiniz
Hayır. Karşınızda kim var bilemezdiniz
Ama durun bakalım karanlık basınca bir gün
Bir çığlık duyacaksınız geceyi yırtan
Kim acaba diyerek fırlıycaksınız yataktan
Ben hınzır bi tebessümle yerleri silerken hâlâ
“Ne sırıtır bu ya?” diye sorucaksınız
Anlatayım da öğrenin o zaman
Bir korsan gemisi açıkta
Adı Kara Kadırga
Ve bir kuru kafa pruva direğinde
Buraya gelmek üzere
Siz cici beyler, tersleneceksiniz hâlâ:
“Hey sürtük, elini çabuk tut, yerleri bitir ve çık hemen üst kata
Derdin ne senin ya? Ekmek kapın burası!”
Toslarsınız bahşişi
Ve gözlersiniz gemileri
Ama ben sayıyorum şimdiden kellelerinizi
Bir yandan da yatakları yapıyorum sessizce
Bu rahat döşeklerde kimse uyuyamıycak, tatlım
KİMSE!
HİÇ KİMSE!
Sonunda bir gece çığlığı duyunca
Diyceksiniz: “Ne bu gürültü ya?”
Görceksiniz beni orda pencereden bakarken
Ve diyceksiniz: “Nere bakar bu ya?”
Anlatayım da öğrenin o zaman
Bir gemi var biliyorum
Kara Kadırga
Limanı dönmek üzere
Ve topları dizilmiş güvertesinde

Şimdi beyler!
Yüzünüzden o rahat gülüşü silseniz iyi olur
Kasabanın tüm evleri yerle bir oluyor
Bu cenabet kasabada taş üstünde taş kalmayacak
Bir tek bu ucuz otel dimdik ve ayakta
Bağırcaksınız, “Neden ona bir şey yok?” diye
Evet.
Diyceğiniz bu olacak sadece:
“Neden dokunmadılar ona?”
Bütün gece gürültü-patırtı arasında
Düşünceksiniz kim yaşar orda yukarda
Ve sabah görceksiniz beni otelden çıkarken
İki dirhem bir çekirdek saçımda bir kurdela
Ve malûm gemi
Kara Kadırga
Bir bayrak çekecek direğine
Bir alkış tufanı yeri göğü inletecek
Tam öğleyin rıhtımda
İğne atsan yere düşmez kalabalıktan
Hayalet gemiden süzülenler
Gölgeler gibi dolaşacak ortalıkta
Ama kimse göremiycek onları
Ve zincire vuracaklar tekmil ahaliyi
Getirip karşıma dikecekler
Ve soracaklar bana:
“ŞİMDİ mi gebertelim bunları, yoksa SONRA mı?”
BANA soracaklar:
“ŞİMDİ mi bitirelim işlerini, SONRA mı?”
Tam öğleyin oracıkta
Yaprak kımıldamazken rıhtımda
Bir canavar düdüğü duyulacak uzaklardan
Ve o ölüm sessizliğinde:
“Tam zamanı.” diyeceğim onlara
“İşte şimdi tam zamanı.”
Yığacaklar cesetleri üst üste sonra
Ve ben bakıp diyeceğim ki:
“Öğrendiniz mi şimdi?”
Ve gemi
Kara Kadırga
Açık denizde kaybolup gidecek
Güvertesinde
onun
bir
tek
ben...



Ve büyük müzisyen Bob Dylan, Korsan Jenny 'nin hayranlarından biriydi.Brecht'in bu oyunun tüm yaşantısında etkili olduğunu bilmekteyiz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.