16 Ekim 2011 Pazar

Darren Aronofsky-Black Swan




Şu sıralar birisi bana çıkıp; "Sanem gerilim filmi izlemek istermisin?" diye sorsa, "Yok canım, bir süreliğine gerilim falan istemiyorum, mümkünse komedi filmi "olsun diyebileceğim tahammülsüzlük sınırımdayken, kimseyi kırmak istememe alışkanlığım sebebiyle her zaman film alışverişi yaptığım sevgili komşum sayesinde bu gece bir gerilim filmi izlemek zorunda kaldım.



"Ama bak hoşuna gidecek, izle..." diye elime tutuşturduğu henüz ülkemizde vizyona girmemiş Black Swan filmini izledim.

Film hakkında bilgi ve düşüncelerimi açıklayacağım. Ama öncelikle Kuğu Gölünün muhteşem bestecisi Pyotr İlyich Tchaikovsky' i anmadan filme geçmek olmaz.

Her yönüyle aykırı bir tip olan müzisyen Kuğu Gölü balesiyle gerçekten olağanüstü güzel bir eser meydana getirmiştir. Açıkçası eşsiz bir baledir. Müzikleri muhteşem olmakla birlikte balenin konusu da aynı muhteşemliktedir.



Bir büyü ve hayal dünyasının içinde birbirini seven iki gencin kavuşması yok olmasıyla gerçekleşecektir. Normal dünyada onun yaşayabileceği bir sevgi yoktur, çünkü kötü bir büyücü tarafından lanetlenmiştir. Çok kısa bir süre içersinde normal dünyaya dönebilir, gökyüzü ile su arasındaki bir hayali dünyada yaşamaktadır.

Hikayeye bir şekilde ulaşabilirsiniz. Tchaikovsky konuyu öylesine büyük ustalıkla müzikle örmüştür ki, onun müzisyen kimliğindeki titizliği bilenler için bu eserin baştan sona her notasında mükemmelliyetçi zihniyetin kırıntılarını bulabilir.

Sanatın hangi alanı olursa olsun bilinen bir isim olabilmek, daha doğrusu hak edildiği biçimde büyük sanatçı olabilmek sadece yetenekle doğru orantılı değildir.



Hatta yetenek çok küçük bir kırıntıdır. Her şey bu kırıntının üzerine kurulacak çalışmayla doğru orantılıdır. Yaşamın büyük bir çoğunluğunda insanca bir çok şeye hayır diyebilmek, yada insanca çok şeyden mahrum kalmakla doğru orantılı seyir eden bir yol izler büyük sanatçılık.

Bunu gayet iyi bilen biri olarak elime tutuşturulan filmi izlemeye başladığımda, filmin her sahnesinde bu gerçeğin altında ezildiğimi söyleyebilirim.

Büyük bedeller ödemek zorundasınızdır....

Sonunda "buna değer mi?" sorusu tartışılır ama film de baştan sona bir yere gelebilmek adına verilen mücadelenin farklı şekilde açılımlarını ortaya koyması bakımından benim için anlamlıydı.

Filme konu olan Kuğu Gölü balesinin bestecisi de bu bedeli hayatıyla ödemişti. Cinsel tercihi farklı olan sanatçı bu gerçeğin altında var olan ahlaki düşünce yüzünden yaşamı boyunca acı çekti. Yaşamındaki bu acıyı giderebilmenin bir şekilde yolu olarak gördüğü müzikte istediği noktanın ötesine geçebilmek için ölesiye çalıştı.

Yaşadığı dönemde de başarılı bir besteci olarak kabul gören sanatçı içinde taşıdığı acıya fazla dayanamadığından intiharı seçti. Bilinen anlamda bir intihar değildi ama, kendini ölüme mahkum etti.

Bu gerçekleri bilmeden film hakkında yorumda bulunmak bana saçma geliyor. Çünkü film gerçekten Tchaikovsky'nin hayata bakış açısıyla koşut giden bir seyir izliyor.

Filmde başrol oyuncusu Natalie Portman da en iyi olabilmek için ölesiye çalışan ve iç dünyasında fırtınalar esen genç bir balerini canlandırıyor.



Önce filmin künyesini vereyim;

Yönetmen: Darren Aronofsky
Yazar: Andres Heinz (hikaye), Mark Heyman, John McLaughlin ve Andres Heinz (senaryo)
Tür: Dram/Gerilim
Yapım yılı: 2010
Süre: 108 dk.
Ülke: ABD
Oyuncular: Natalie Portman, Vincent Cassel, Barbara Hershey, Mila Kunis

Nina, annesiyle birlikte yaşayan genç bir balerindir. Annesi de kendisi gibi eski bir balerin olup Nina nın tüm ihtiyaçlarıyla birebir ilgilen bir annedir.

Çalıştığı tiyatro da açılışın Kuğu Gölü'yle yapılacağı haberi üzerine, bale dünyasının bu en önemli eserinde başrol oynayabilmek için seçilebilmek uğruna herşeyi yapmaya aday balerinler arasında Nina adaylardan biri oluyor.

Başrol oyuncusu olabilmek, kendinden önceki başrol oyuncunun sonu anlamına gelir. Sanat dünyasının bu acımasız kurallarında, yok etme üzerine kurulu dünyasında diyelim var olabilmek insan üstü bir performansı beraberinde getirecektir.



Nina bu anlamda başrolü oynamayı hak edecektir.

İyi de nasıl ve ne pahasına?

İşte bu gerçekleri bilen biri olarak film benim için çok ağır geldi. Natalie Portman gerçekten olağanüstü bir performans sergilemiş. Filmdeki karakteri son derece gerçekçi bir anlatımla canlandırmış.

Film danslarıyla ve dans çalışmaları esnasında oyuncuların performanslarıyla da çok etkileyici.

Her zaman daha ve daha, daha üzerine kurulu sanat anlayışına güzel bir vurgulama...

Film eleştirilebilir mi?

Neden olmasın?

Ama yönetmen vermek istediği düşünceyi iyi aktarmış, bu sebeple ben filmi başarılı bulanlardanım.


Filmin Fragmanı:




titusandronicus 12.01.2011

Film hakkında söylenmesi gereken en önemli noktaları vurgulamışsın sevgili Sanem.

Her izleyenin ağzında farklı bir tat bırakacağını düşünüyorum. Sanatın içinden biri olunca yoğunlaştığın konu da farklı oluyor doğal olarak. Filmde hasta ruhlu bir kişiliği son derece başarılı bir şekilde ortaya koyan Natalie Portman, sanatta zirveye yerleşmek için her yolu mübah sayan anlayışı ve askeri yönetimden beter disiplinini bilmeyenler bu iki kişilikli Natalie Portman ın davranışlarını filmde gerilim yaratmak isteyen bir yönetmenin isteği gibi algılayabilir.

Açıkcası bende filmi izlerken Natalie Portman ın bu filmde canlandırdığı rolle nasıl bir çocukluk, gençlik yaşadığını görebiliyordum.

Sadece bir hedefe odaklanan yaşam herşeyin yok olmasını çok kolaylıkla sağlayabilir.

Filmdeki bazı sahnelerde çok sarsıcıydı.

Beyaz Kuğudan Siyah Kuğuya o geçiş sahnesi dansla mükemmel bütünleşmişti.

İyiden kötüye geçiş bir an meselesi....



sanem ucar 12.01.2011

Sanat, aslında hep karşı olduğumuz "faşizmin" en güzel şekli aslında:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.