18 Ekim 2011 Salı

Ece Ayhan




Ece Ayhan (1931-2002)

Onu ya elinizin tersiyle iter yada olduğunuz yerde çakılı kalmış bir durumda tüm hücrelerinizde hissedersiniz…

Alışageldiğiniz şiir anlayışının, dilin tamamiyle dışında kendine özgü aykırı bir aydındır O. Sınırlarınızı zorlar, günlük yaşantınızın içindeki kelimeleri ustalıkla büyülü hale getirir, imgeleriyle hepinizi sonsuz bir yolculuğa çıkarır. Ve bunları yaparken tamamiyle söylenenlerden yada söyleneceklerden arınmış yalnız bir insandır aynı zaman da.

Edip Cansever in söylediği gibi;

Yalnızlık bir çoğulluktur….

Bu sebeple yalnızdır belki ama tek başına değildir.


Tam adı Ece Ayhan Çağlar dır. Doğduğu yer; Muğla Datça dır sene 1931.. Ailesinin memleketi Çanakkale ise hayatında daima önemli bir yeri oluşturacaktır. İstanbul da başlayan öğrenim hayatı 1959 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamlanacak kaymakamlık kurslarını bitirdikten sonra 1962'de Sivas’ın Gürün ilçesinde, 1963'te Çorum’un Alaca ilçesinde kaymakamlık ve belediye başkanlığı yapacaktır.Ve 1963-65 yılları arasında askerliğini yedek subay olarak yaptıktan sonra, Denizli’nin Çardak ilçesi kaymakamlığına atanacaktır. Bundan sonraki yıllar memurluktan ayrılmış çevirmenlik, redaktörlük ve editörlük yapan Ece Ayhan olarak karşımız da olacaktır.

Beynindeki bir rahatsızlık nedeniyle geçirdiği ameliyatlar yüzünden tedavi gördüğü İsviçre den sonra yaşadığı yer ailesinin memleketi Çanakkale olacaktır.



Nazım a dokunamamıştım, Edip e de…. Ölümünden çok kısa bir süre önce öylesine yakınıma geldiki. Bu gençlik yıllarımın aykırı şairini çok sevdiğim İkinci Yeni akımının ama onun deyimiyle Sivil Şiir akımının öncüsünü birkaç dakikalığına olsa da görebilmek adına gittim o Huzur Evine….

Böyle bir yere gittiğinizde oradaki herkesin oğlu kızı yada torunu oluverirsiniz.Sizin için geldim diyemedim . Maveraün nehir nereye akar bende bilemedim öğrenciliğimde ama içimdeki fırtınanın nereye varacağını çok iyi bildiğimden uzaktan bakakaldım Ece Ayhan a.




Meçhul Öğrenci Anıtı

Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
-Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.

Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım

O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler

Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.

O Türk şirinin sürrealist şairidir. Genellikle karanlıktır şiirleri. Hemen her şeye göndermeler yapar ölüm teması ile arzu iç içedir.


Kınar Hanımın Denizleri

Bir çakıl taşları gülümseyişi ağlarmış karafaki rakısıyla
şimdi dipsiz kuyulara su olan kınar hanım'dan
düz saçlarıyla ne yapsın şehzadebaşı tiyatrolarında şapkalarını
tüketemezmiş hiç

İşte kel hasan bu kel hasan karanlığı süpürürmüş
ters yakılmış güldürmemek için serkldoryan sigaralarıyla
işte masallara da girermiş bir polis o zamanlardan beri sürme
kirpiklerini aralayarak insanları çocukların

Ve içinde birikmiş ut çalan kadın elleri olurmuş hep
gibi bir üzünç sökün edermiş akşamları ağlarken kuyulara kınar
hanım'ın denizlerinden.


Şiirlerinde düz yazıyı görmeyi başlarız daha sonra. İkinci yenilerin modern şiir adına başlattıkları bir başkaldırıdır bu.



Dökülecekler

1. Uç Doğu. Anadolu'yu anlatacaktır öğretmen. Haritayı asar.
2. Bütün sınıf korkmuştur; göller, ırmaklar dökülecekler!




Kılıç

M.Ç. için

Ey serseriliğin denizleri! Ey ahtapotları atılmışlar kıyıya mutsuzluğun! Bir
kraliçedir oğlum kanatlarını açmış. Örtünür canfes. Unutur gitgide yıkılmış babası
büyücü. Selanik'te geçirir kışı.

Gelmiş bir kadınla konuşur. Mısrâyım'den. Yorgunluğu kusursuz bir at mor.
Uyuya kalmış kayalıklarda. Yükselir niçin bilinmez deniz. Ey batık gemiler! Ey sürgün
karaltıları! Ağlıyan bir melez ben.

Anlatılmaz bir kılıçtır kuşanmış taşırım belimde karaduygululuk.


Ece Ayhan'a göre: 'Şiirin bildiğimiz günlük anlamında gerçekli bir ilgisi, alışverişi yok. İmgelemin çıkış yerlerinden biridir şiir.'

Aynı zamanda; “Kırık dökük anlatı taslağı” olarak adlandırdığı yazılarında başta edebiyat olmak üzere hemen hemen her konuda görüşlerine yer verirken bir kavga adamı olmaktan da geri kalmaz.




Eserleri

Kınar Hanımın Denizleri (1959)
Bakışsız Bir Kedi Kara (1965)
Ortodoksluklar (1968)
Devlet ve Tabiat ya da Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler (1973)
Yort Savul (1977, bütün şiirleri)
Zambaklı Padişah (1981)
Çok Eski Adıyladır (1982)
Çanakkaleli Melahat’a İki El Mektup ya da Özel Bir Fuhuş Tarihi (1991)
Bütün Yort Savullar (1993, bütün şiirleri)
Son Şiirler (1993)



Sanem Uçar 19.07.2009

Denizin Altındaki Bandolar

İşte ölüm şu derin taçlı şiirdir bak
Duman adamları maskeli katanalarıyla geçiyor
Çalan bir bandonun eşliğinde
Şimdiye dek ölünmeyen kentimizin üzerinden
Hiç değilse sokaklarında

- Sayın padişahım muhbir
Denizin altındaki bandolar da çalıyor muydu?

Parmak çocuk sorusu karşılığını da içinde taşır

- Ama şurasını unutuyorsun hep
Boğuldukları zamanki yaşlarıyladır çalgıcılar

Herhalde böyle bir şiire başlayan onu bütünler.



Açık Atlas

Hayattan ders veriyor diye öğretmenleri kızdıran
Tuzu bir bulmuş çocukları saklamadan güldüren dünyaya
Su kaçırmaz bir eşeğin sesine açıktır penceresi
Bir sınıfın, batı son dersinde, kuşluk vakti

Meşeler yapraklanınca bir tuhaf olurlar işte
Koparılmış kürt çiçekleri, hatırlayarak amcalarını
Azınlıkta oldukları bir okulda bile, sorarlar soru
Neden feriklerin ve eşeklerin memeleri vardır?

En arka sırada çift dikişliler, sınavda en öne
İntihara ve denizde nasıl boğulmaya çalışırlar
Yalnız Orta Doğu'da el altında satılan bir atlas
Kim demiş on sekiz yaşından küçükler okuyamaz

Bakıldı ki kum saati, ters çevrilmiş, çıt, usul isa asi olmuş
İkinci karnede babası yarısını silahıyla dışarda bırakıp
Öyle öğretildiği için saygılı, sınıfa giren parmak çocuğun
Boş yerine, girilmeyen bir dersin denizi, gelip oturmuş

Açık kalmış atlası, deniz taşmıştır, darılmasın Fırat ama

Hayatın orta öğretmeni sustu, dondu gülmeleri çocukların
Bir cenaze töreninde daha ölümü karşılamaya götürüleceğiz

Efendiler! Eşekler susabilirler
Ne yani çocuklar hiç gülmeyecekler mi?



Melahat Geçilmez

1. Gazetelerde ak kara bir resmi otuz yıllık. Arkasında mülki taksimatlı bir harita.
Komiserin odasında ağırlanırmış.

2. Ve imparatoriçeliğinde bir vesikalık. Tombalacı Ceylan renkli çekmiş.
Delikleri balmumuyla örterler.

3. Gönderilen çelenklerde 'Geçilmez' yazılmıştı soyağacı. Küçük harflerle de
'fuhşun anısına'.

4. Çanakkaleli Melâhat'ın törenine polis bandosu da katılmıştır.


Onu 12 temmuz 2002 de başka bir huzur evinde İzmir de kaybettik….



Mor Külhani

1. Şiirimiz karadır abiler

Kendi kendine çalan bir davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
Taşınır mal helalarında kara kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir

Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler

2. Şiirimiz her işi yapar abiler

Valde Atik'te Eski Şair Çıkmazı'nda oturur
Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir

Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler

3. Şiirimiz gül kurutur abiler

Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın
Taşınmaz kum taşır mavnalarla Karabiga'ya kaçan
Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu
Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir

Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler

4. Şiirimiz erkek emzirir abiler

İlerde kim bilir göz okullarına gitmek ister
Yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun
Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla
Tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir

Böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler

5. Şiirimiz mor külhanidir abiler

Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz
Yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde
Kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle
Şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir.

Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler


6. Şiirimiz kentten içeridir abiler

Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
Bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla

Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?



Bir dilin zenginliği edebiyatıyla doğru orantılıdır.

Bu anlamda her edebiyatçıya çok şey borçluyuz. İster sevelim ister sevmeyelim her edebiyatçı bir dilin zenginleşmesinde en büyük katkıya sahiptir.

İkinci yeniciler bir çok anlamda bana göre tabii, edebiyat dünyamızın en önemli zenginlik kaynağıdır.

Ece Ayhan ne yazık ki ülkemizde pek fazla okunan bir şair değildir. Eğitim düzeyimizin ilkokul üçüncü sınıf düzeyinde olduğu ülkemizde bu şaşırtıcı bir şey olmasa gerek. Onun sürrealist şiirlerini anlamaya çalışmak yorar belki de insanı.

Yüzümüzde kocaman bir gülümsemeyle dolaşmak isteğimizde egemendir belki de. Oysa Ece Ayhan yarım bir tebessüm bıraktırır yüzümüze.




titus andronicus 20.07.2009

Gerçekten aykırı bir şair Ece Ayhan.

Özel bir Ece Ayhan dili oluşturduğunu kabul etmek gerekiyor.Ve doğal olarak simgesel bir anlatım olduğu söylenebilir.

Alışılmış dize kavramı ortadan kalmış gibi gözükse de şiirlerinde ve yazılarında noktalama işaretlerine gösterdiği özenle de tanınır.

Bazı şirlerini özellikle severim. Sanki bir özdeyiştir. Şiirin dışında çizgileriyle de bilinir.


Bakışsız Bir Kedi Kara

Gelir bir dalgın cambaz. Geç saatlerin denizinden. Üfler lmbayı. Uzanır ağladığım yanıma. Danyal yalvaç için. Aşağıda bir kör kadın. Hısım. Sayıklar bir dilde bilmediğim. Göğsünde ağır bir kelebek. İçinde kırık çekmeceler.İçer içki Üzünç Teyze tavanarasında. İşler gergef. İnsancıl okullardan kovgun. Geçer sokaktan bakışsız bir Kedi Kara. Çuvalında yeni ölmüş bir çocuk. Kanatlan sığmamış. Bağırır Eskici Dede. Bir korsan gemisi! girmiş körfeze."


Ve toplumsal eleştirileri yine şiirsel bir anlatımla son derece ustalıkla yapmıştır. Tarihin özellikle yanlış aktarılması ve öğretilen tarihin yanlışlığı üzerine bir eleştiri gibi gördüğüm Yort Savul şiirinin ilk dizesi ne kadar anlamlıdır;


"Atlasları getirin Tarih atlaslarını!
En geniş zamanlı bir şiir yazacağız "



Sanem Uçar 20.07.2009

Öncelikle teşekkürler sayın titus,

Yort Savul çok güzel bir şiirdir. Gerçekten dediğiniz gibi iyi bir eleştiridir. Ama izin verirseniz ben şiiri bir bütün olarak yazayım


YORT SAVUL

Arif Çağlar için


1. Atlasları getirin! Tarih atlaslarını!
En geniş zamanlı bir şiir yazacağız

2. Harbi karşılık verecek ama herkes
Göğünde kuş uçurtmayan şu üç soruya:

3. Bir, Yeryüzünde nasıl dağılmıştır
Tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar?

4. İki, Daha yavuz bir belge var mıdır ha
Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?

5. Üç, Boğaziçi bir İstanbul ırmağıdır
Nice akar huruc alessultanlarda bayraksız davulsuz?

6. Nerede kalmıştık? Tarihe ağarken üç ağır yıldız
Sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk

7. Çocuklar! ile bile muhbirler! ve bütün ahali!
Hep birlikte, üç kez, bağırarak, yazınız

8. Kurşunkalemle de olabilir
Yort Savul!




sudaay 20.07.2009

Az okuduğum ve bildiğim şairlerden biri Ece Ayhan..Yanlış olduğunu bile bile, sevdiğim şair ve yazarların sevmediği için benim de sevmediğim isimlerden..Belki bundan sonra sempati duyabilirim..Defterlerimdeki tek onla ilgili şeyi yazayım bende:

"Piyasadaki buğday fiyatlarını belirleyen, en uzaktaki buğday tarlasıdır, düşünce de öyledir, şiir de öyledir, ama bunalım olduğunda ilk giden bunlar olur..."



Sanem Uçar 21.07.2009

Aslında seni gayet iyi anlıyorum sevgili sudaay,

Seçimlerimizde etken öylesine çok şey var ki.Ve bazen farkında olmadan ortak bir payda da buluşmak isteyen, bir yerde belki de ait olma duygusuyla hareket ettiğimiz pek çok şey var.

Sanırım benim şansım, sanata ait bir eğitim almak oldu.Çünkü bizim için her ne kadar yaratan kişi önemli olsa da yaratılanlar çok daha önemlidir. Yaratılanları anlayabilmek için yaratıcılarını araç gibi kullandığımızı söyleyebilirim. Yani alışagelmişin tam tersi bir durum....

Ve yine almış olduğumuz eğitim de sanatın var olma sebebi ve sanatçıların içinde barındırdıkları farklı ruh hali bizler için bir muammanın dışında bilindik olgular olduğundan sanırım biraz daha geniş bir pencereden bakabiliyoruz.

Bu iyi midir, kötü müdür bilmem:)

Sadece şunu söyleyebilirim ki; ret etmek sanatın var olma sebeplerinden bir tanesi olup kabul etmeyle sanatta bir yere gelinmez. Bu sebeple sanatçılar içlerinde daima ret eden bir duyguyu ihtiva ederken, onun yerine geçebilecek bir şey yaratma ihtiyacı duyduklarından sanat vardır.

Diğer insanlarda ise bu ret etme olgusu aslında zorlayıcı ve dünyayı küçültücü bir kavramdır.

Ret etmekte bir yerde bir seçim olduğundan biz sanatın dışındaki sanatseverler bu anlamda bu davranışı gösterdiğimiz sürece dünyamız küçülmeye devam edecektir. Oysa tam tersi dünyamızı genişletmek zorundayız sanatsever olarak.

Gayet iyi biliriz ki, sanatçının içinde yaşattığı ret etme olgusu sancılarını beraberinde getirdiğinden gerek birbirleriyle gerekse farklı kişilerle iletişim biçimleri kavgalı gürültülü olacaktır. Ben bir sanatçının diliyle çok iyi dese bile gönlüyle bir başka sanatçı için iyi dediğine hiç şahit olmadım. Doğalarına aykırı bu:)

Aslında sanatsever olarak alt yapımızın genişliği oranında var olan tüm sanatçılara iyilik yaptığımızın farkındamıyız acaba?

Yaşam bakışımızda hayatımızı renklendiren ve anlamlandıran sanat ve sanatçılar bizler için çok önemli olmakla birlikte, bizlerin varlığı da onların varlık sebebidir.Karşılıklı olarak birbirimize mahkumuz, ne güzel bir mahkumiyet!

Ece Ayhan'a gelince kolay anlaşılmayacaktır.

Gerçekten anlamsız bir tapınma modelinin dışında ortaya koyduklarını yine büyük şair Edip Canseverin sözüyle; Şiiri şiirle ölçtüğümüzde kulağımıza gelenler yabana atılacak şeyler değildir.

Onun dizelerinde yarım gülümse, düşünme, irkilme, duygulanma vs. gibi bir şiirde olması gereken her türlü duygu ve düşünce olgusuna rastlayacağımız gibi, ortaya koydukları akıl almaz bir zekanın da kanıtıdır.

Düşünsene;

Melahat Geçilmez....

Bir cümleyle ne denli çok duygu ve düşünce oluşuyor beynimizde. Kesinlikle bendeki başka, sendeki başka üstelik. İmgeleri böylesine ustalıkla kullanmak ta bu işte


Sanem Uçar 22.07.2009

Fayton

Erol Gülercan'a

O sahibinin sesi gramofonlarda çalınan şey
incecik melankolisiymiş yalnızlığının
intihar karası bir faytona binmiş geçerken ablam
caddelerinden ölümler aşkı peranın

Esrikmiş herhal bahçe bahçe çiçekleri olan ablam
çiçeksiz bir çiçekçi dükkanının önünde durmuş
tüllere sarılmış mor bir karadağ tabancasıyla
zakkum fotoğrafları varmış cezayir menekşeleri cameknda

Ben ki son üç gecedir intihar etmedim hiç, bilemem
intihar karası bir faytonun ağışı göğe atlarıyla birlikte
cezayir menekşelerini seçip satın alışından olabilir mi ablamın.




Sanem Uçar 22.07.2009

Bu büyük ustanın fotoğraflarını fotoğraf bölümüne yerleştirirken mezarıyla ilgili fotoğrafı koymak içimden gelmemişti.

Ancak bugün sevgili sudaay bana çok mutlu olacağım bir yazı göndermiş.

Bu büyük şaiirin mezarıyla ilgili yeni düzenlemeler Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesinin organizasyonuyla gerçekleşmiş.

Yine İzmir e yakışan bir davranış şekli diyorum.

Neler mi yapmışlar? sudaay ın gönderdiklerini aktarıyorum;



"Türk şiirinin önemli şairlerinden Ece Ayhan'ın, Çanakkale'nin Eceabat ilçesine bağlı Yalova köyündeki mezarı, ölüm yıl dönümü öncesinde yenilendi

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olan ve asıl adı Ece Ayhan Çağlar olan şairin mezarındaki yenileme çalışmaları, Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi'nin organizasyonu, Yalova köyü muhtarlığı ve oğlu Ege Çağlar ın destekleriyle gerçekleştirildi

İzmir'de, 12 Temmuz 2002'de 71 yaşında vefat eden ve annesi Ayşe Deniz'in yanına defnedilen şairin mezarının yeni tasarımını heykeltraş Fergül Yücel yaptı ve heykeltraş Mustafa Toygar tarafından bu tasarım hayata geçirildi.

Şair ve annesinin mezarları birlikte yenilenirken, mezarın yan bölümleri traverten taş, alın ve üst bölümü granit taştan yapılırken, bu taş üzerine şaire ait ''Meçhul Öğrenci Anıtı'' şiirinin ilk ve son kıtaları yazıldı.

Şiirin son mısrasında yer alan "Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek" mısrasından yola çıkılarak mezarın üst bölümüne soyut bronz güvercin figürü konuldu.

Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi ve Ece Ayhan'ın mezarının yenilenmesiyle ilgili projeyi yürüten Mustafa Polat, yaptığı açıklamada, mülkiyelilerin toplumcu bir felsefe ile yetiştirildiklerini, sadece şairin mezarının yapımı ile değil, her konuda ihtiyaç duyulduğunda yardımcı olmaya kıt kaynaklar ile hazır olduklarını söyledi.

Heykeltraş Mustafa Toygar ise edebiyat tarihinin ikinci yeni akımının önde gelen şairlerinden Ece Ayhan Çağlar'la ilgili böyle bir çalışmada yer almaktan ötürü gurur duyduğunu ifade ederek, benzeri çalışmaların, diğer sanatçılar için de yapılmasının gerektiğini kaydetti.

Yalova köyü muhtarı Tuğrul Onan da şairin mezarının daha önce çok kötü bir durumda olduğunu belirterek, Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesinin ziyareti sırasında, mezarı gösterdiğini ve yenilenmesi için destek istediğini dile getirdi

Mülkiyelilerin istediği desteği verdiğini anlatan Onan, "Elimizden geleni yaptık ve mezarı şairin hak ettiği duruma getirdik. Ece Ayhan'ın köye geldiği zaman kaldığı ev de çok kötü durumda, onun da şaire yakışır bir hale getirilmesini istiyoruz" dedi.

Köylülerden Hüseyin Akgül de kendisi çocukken şairin köye geldiğini ve burada kaldığı evin ikinci katından sürekli daktilo seslerinin duyulduğunu ifade ederek,"Köyde herkes 'yazar derdi, biz de öyle bilirdik" diye konuştu.

Şairin ölüm yıl dönümü olan 12 Temmuz Pazar günü, İzmir ve diğer illerden gelen sanatseverlerin de katılımı ile yenilenen mezarın açılışı ve anma etkinliği gerçekleştirilecek."





Sanem Uçar 22.07.2009

Orta ikiden ayrılan çocuklar için şiirler

Sivil ölümden konuşuyoruz dağılan neftilikler
arkadaşlar Makedonyalı kalın usta marangozlar.
Kapaklanır bir adam daha kaçıncı, aktığımızı görünce
ters çevrilmiş kente karşı işte onun denizlerine
delikanlı kostaklarımızı çıkarmış ve ırmaktır.

Erkek ölümden konuşuyoruz yeni ormanlardan
dahi "dikeni seven gülüne katlanır bir kadın"dan.
Haramiler ki kırkın üstünde artık sayıları
bir küçük tabut tabakada gezdirirler ölüleri fakfon
burunları çekmek üzre, ince çağrışımlıdır.

Ey orta ikiden ölerek ayrılan çocuklar! aslında başlayan
askerler tabiatta hâlâ tramvaydan Sirkeci'de mi inerler?
süsüne kaçılmamış bir cenaze törenine gitmek için.



Sanem Uçar 03.08.2009

Usta İşi

1. Fakir kuş hiç unutmaz, kitapların yakıldığı yıldı

Kırk kapıdan birden devletle girdiğini gördük
Başsız bir at ve içindeki solgun süslü binicisinin

Dervişlere göre parçalanmış ölüm doğudan dönüyordur

Onun için ki acı bir suyla üçe bölünmüştür bir kent



2. Fakir kuş hiç unutmaz, ustaları ölmüş oğlan çocukları
Denizden çıkınca birbirlerinin saçlarını tararlardı

Ah karpuzun içindeki kesmece delikanlım İstanbul
Yüreğini utanarak saklıyor ve çürümüş çiçek kokuyorsun

Okuma parçası bir kentin üstünde kara güvercinler uçuşuyor.

3. Fakir kuş hiç unutmaz şu altın eytişimsel yasayı da
Tarihte nice ve nite şehzade bilmeden atını taşımıştır

İşte onların sandukalarında usta işi gazeller oyuludur

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.