15 Ekim 2011 Cumartesi

Efsunlu Kent




Bir çok şey konuşuluyor son zamanlarda hakkında ey efsunlu kent. Seninle ilgili hemen herkesin öyle çok projeleri var ki. Sessiz bir şekilde dinlemektesin hakkında konuşulanları. Çok uzun zamandır herkes bir şekilde kendince bir iz bıraktı ama yine de bendeki beni yok etmeye yetmedi yaptıkları diye mi düşünmektesin?

Hatırlıyormusun bir kaç sene önce bana göre bir tavır koymuştun tüm insanlara. Sabahın ilk ışıklarıyla Boğaziçi Köprüsünden geçiyordum ve bir doğa harikası an yaşanıyordu adeta.

Kocaman bir sisin içinden geçmiştik ve hiç bir yer görünmüyordu. Altımızda ne boğaz, ne boğazı süsleyen o tek tük kalmış yalılar, hiçbiri yoktu.

Sanki kendi adına bir ret ediş yaşıyordun. Neyi ret ediyorsun ey efsunlu kent diye aklımdan geçirmiştim. Neleri görmek istemiyorsun?

Nelerden sıkıldın?

Parke taşlarında sıcak yaz yağmurlarının küçük sellerinin getirdiği eski çivileri toplayıp satan çocukları göremeyişinin ret edişi mi bu?

Her çiviyi bulduklarında alacakları yeni kavrulmuş leblebinin taze frapan kokusuyla gözlerine yansıyan neşenin özlemi mi?

Hani özenle işlenmiş taş duvarların üstüne düşmüş yazın ortasının geldiğini yemişini koparırken anladığımız incirleri mi aramaktasın?

Trak trak şeklindeki seslerle sokağı ritme boğan yanlarındaki sebze küfeleriyle geçen atların Arnavut kaldırımlardan yankılan nal seslerini mi?

Sarıyı mı özledin ey efsunlu kent? Bahar aylarının yeşilliğinde mimozaların açtığı ve o muhteşem kokusu etrafa yayılırken leblebi tozu gibi sararmış çiçeklerini mi yoksa?

Kentlerin bir cinsiyeti vardır ve nedendir bilinmez bana kadın gibi gelir İstanbul.

Benim de isyanım var biliyormusun?

Yeni yetme sevdalara yelken açtın!

Uzun zaman önce rujun bulaşmaya başladı erkeklerinin gömleğine iz bırakan sokak fahişesiymişçesine.

Kimseye yar olmayacaktın!

Ama yine de anlatacakların bitmesin ey efsunlu kent, kahkahalarını duymaz olduk. Bir sürü anlamsız seslerin arasında cılız kalıyor sesin ve kimse görmüyor akıttığın sessiz gözyaşlarını.

Sapla saman karıştı mı susmaktır her şeyi anlamlı kılan.

Sen suskun, ben suskun

Sesler yine dökülür mü ağzımızdan, kelimelere dönüşüp cümleleri oluşturur mu dersin?


sanem uçar

1 yorum:

  1. Zeynep Korkmaz 16.05.2011


    "Bir piyanonun siyah beyaz tuşlarında gidip gelir gibi,her seferinde yeni bir melodi çıkıyor ortaya İstanbul deyince,kimi serserilikler yapıp zamandan çaldığımız,kimi zamanın bizden çaldıkları bazen de zamanın taaa kendisi olmamız gibi...Bazense o reyhan rengi sızılar gibi...Öte yandanda korkmak o sızı da alıp başını gidecek diye..
    Ahhhh Düşlerimde çelloyla çaldığım içimdeki şarkının bestecisi İstanbulll...

    Ahhh Galata kulesi,bir sıcak öpüşle Hazerfen Ahmet Çelebinin takma kanatlarına kavuştuğum......Kanlıcanın mavi sularında içimdeki gemilerin yelken açtığı,

    Işıklarında kaybolduğum,martılarıyla uçtuğum,sokaklarında yalpalayarak yolumu bulduğum efsunlu kent aşkın adı oldu....
    Sanemim dün geceden beri öyle yerlere götürdünkü,hani "sonra bir gün aniden o eski ağrı geri teper "diyor ya şair...İşte öyle bişey...Öyle güzel anlatmışsın ki yazını okurken penceremden geçen İstanbulu gördüm....İstanbul susmadı be Sanem,sadece şarkısını kör ve sağır olmayan yüreklerde söylüyor...Çok teşekkür ederim bu güzel paylaşım için...

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.