18 Ekim 2011 Salı

Elias Canetti



Elias Canetti adı çoğunluk için neyi ifade ediyor bilmiyorum ama benim için çok farklı anlamda aydınlanmanın yolunu açan bir kişi olarak anlam bulmaktadır.

Onun Kitle ve İktidar adlı sosyolojik kitabı bir çok anlamda kafamda oluşan soruların yanıtlarını bulduğum bir kitaptır.

Elias Canetti'nin bu kitabı yaklaşık 30 yıllık bir çalışmanın ürünüdür. Kitle ve iktidarın birbirlerini etkileyip nasıl geliştirdiğini ve bu olguları oluşturan insanlar arasında emir ve emre uyma ilişkisinin en iyi şekilde irdelendiği ve sonucunda saldırganlığa dönüşme mekanizmasındaki gerçekleri belkide en iyi ortaya koyan araştırma kitabıdır.

Tam bu sıralarda bir kez daha belkide herkes tarafından yeniden okunmalı ,okumakla kalmayıp bir çok konuyu yeniden gözden geçirmeliyiz.

Emir verme tutumu belkide en az sorgulanan eylemlerden biridir. Öylesine kanıksanmıştır ki yaşamın bir gerekliliği şeklinde ele alınırken emredilen bireylerin nasıl kişiliksizleştirildiği ve özgürlüklerinin elinden alınmışlığıyla hemen hemen artık kimse ilgilenmemektedir. Çünkü ister istemez emir verme olgusuyla birlikte gerçekleştirilmiş olan itaat etme eylemi öylesine içselleştirilmiştir ki bunun tartışılması gerekliliği dahi konuşulmamaktadır.

Canetti bu eserini yazmak için 30 yıl gibi uzun bir süre araştırma yaparak beklemiş olması gerçekten elimize aldığımız kitabın değerini bir kez daha ortaya koyar.

Canetti 1930'larda kitle eylemlerinin her tür politik mücadelenin en önemli silahı olduğunu fark ederek "kitle" ve "iktidar" ilişkisi üzerinde çalışmaya başlar. Çalışması ilerledikçe ilişkinin "tarih üstü" boyutlarını keşfeder ve insanın özüne yönelir.

Hayvan sürülerini, bir araya gelmiş her türlü insan topluluğunu çağ, coğrafya, din farkı gözetmeksizin devasa bir literatür taraması yaparak inceler. Yaşadığı yıllar, özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın tarihteki en büyük kitle hareketlerinin ve kitlesel yıkımların görüldüğü yıllar olması; bir "iktidar" simgesi olarak Hitler'in vahşeti doğru iz üzerinde olduğunu gösterir: Kitle yıkıcı, iktidar öldürücüdür. İnsan "iktidar" isteği ile Tanrı'nın kıyamet ve dehşet tehdidini çalmıştır. Ölüme karşı direnmenin yolu ise emre karşı koymak ve yaratmaktır.

İnsanı anlamak istiyorsak kesinlikle okunması gereken kitaplardan biridir.

Bu kitapla ilgili ilginç bölümleri ele almadan önce Elias Canetti'nin kısa bir özgeçmişini sunmak istiyorum.



25 Temmuz 1905 tarihinde Rusçuk'ta dünya gelen Elias Canetti 14 Ağustos 1994'te Zürih'te ölmüştür. 1492'de İspanya'dan göç etmiş Sefarad Yahudilerine dayanan bir geçmişi vardır.

Elias Canetti, 1905'den 1911'e kadar ailesiyle Rusçuk'ta yaşadıktan sonra ailesiyle İngiltere'ye taşınmış, babasının 1912 yılında vefat etmesiyle ise Viyana'ya taşınmışlardır. Viyana'da aile yeni bir hayata adım atarken, Canetti; Ladino, Bulgarca, İngilizce ve biraz da Fransızca konuşabiliyordu. Fakat, sadece 7 yaşındayken geldiği Viyana'dan itibaren genellikle kullandığı dil Almancadır. Hatta eserlerini de Almanca yazmıştır.

1924 yılında Canetti Almanya'da liseden mezun olur ve kimya eğitimi görmek için aynı yıl Viyana'ya gider. Viyana'da geçirdiği yıllarda ise ömür boyu en büyük tutkusu olacak edebiyatla ilgilenmeye başlar.Viyana Üniversitesinden 1929 yılında kimya lisansını tamamlayarak mezun olur. Daha öğrenciyken yazmaya başlamış ve Viyana'daki edebiyat çevrelerine girmiştir.


Başlıca Eserleri

-Die Blendung (Körleşme )
-Kitle ve İktidar
-Die Hochzeit , 1932 (The Wedding)
-Komodie der Eitelkeit , 1934 (Comedy of Vanity)
-Die Befristeten, 1956 (The Numbered)


Otobiyografi

-Die Gerettete Zunge, 1977 (Kurtarılmış Dil, çev. Şemsa Yeğin, Payel Y., 1995)
-Die Fackel im Ohr, 1980 (Kulaktaki Meşale, çev. Şemsa Yeğin, Payel Y., 1997)
-Das Augenspiel, 1985 (Gözlerin Oyunu, çev. Şemsa Yeğin, Payel Y., 2000)
-Party im Blitz 1991, (Party in the Blitz)


Notlar

-Die Provinz des Menschen : Aufzeichnungen 1942–1972 , 1973 (İnsanın Taşrası 1942-1972, çev. Ahmet Cemal, Payel Y., 2004) (Daha önceki bir baskı için : İnsanın Sılası, çev. Ahmet Cemal, İyi Şeyler Y., 1996)
-Das Geheimherz der Uhr: Aufzeichnungen 1973-1985, 1987 (Saatin Gizli Yüreği 1973-1985, çev. Ahmet Cemal, Payel y., 2006)



Diğer Eserleri

-Masse und Macht,1960 (Kitle ve İktidar, çev. Gülşat Aygen, Ayrıntı-1998)
-Die Stimmen von Marrakesch,1968 (Marakeş'te Sesler, çev. Kamuran Şipal, Cem-1960)
-Der andere Prozess, Kafkas Briefe an Felice,1969 (Öbür Dava, Kafka'nın Felice'ye Mektupları Üzerine, çev. Kamuran Şipal, Cem-1994)
-Der Ohrenzeuge. Fünfzig Charaktere, 1974 (Elli Karakter. Kulak Misafiri, çev. Şemsa Yeğin, Payel-1994)
-Das Gewissen der Worte, 1975 (Sözcüklerin Bilinci, çev. Ahmet Cemal, Payel Y., 1984)
-Die Fliegenpein, 1992 (The Agony of Flies)
-Nachträge aus Hampstead, 1994
-Edebiyatçılar Üzerine, çev. Gürsel Aytaç, Payel Y., 2007
-Ölüm Üzerine, 2007, çev. Gürsel Aytaç, Payel Y., 2007

Ödülleri

Foreign Book Prize (1949, Fransa)
Viyana Ödülü (1966)
Critics Prize (1967, Almanya)
Great Austrian State Prize (1967)
Bavarien Academy of Fine Arts Prize (1969)
Bühner Ödülü (1972)
Nelly Sachs Ödülü (1975)
Order of Merit (1979, Almanya)
Europa Prato Ödülü (1980, İtalya)
Hebbel Ödülü (1980)
Kafka Ödülü (1981)
Nobel Edebiyat Ödülü (1981)
Great Service Cross (1983, Almanya)

30 yıl gibi çok uzun bir süre araştırmasını yaptığı bu kitap yayınlanmadan önce başka kitapları da doğal olarak piyasa sürülmüştür.

Bunlardan biri 26 yaşında iken yazmaya başladığı ve 30 yaşındayken yayınlanmış olan Körleşme dir. 1935 yılında piyasaya çıkan bu kitap tabikii Nazi yönetimi tarafından yasaklanmıştır. uzun bir süre de kimsenin ilgisini çekmemiştir. Hak ettiği ün ise 1963 yılında gelecektir.



Gerçekten mutlaka okunması gereken kitapların başında olan bir kitaptır. Uygarlığın yıkılışıyla insanoğlunun aşağılanması romanın konusunu oluşturmaktadır. Yazar tüm eserlerinde bilimsel bir yöntemi seçerken yaşadıklarından yola çıkmayı da ihmal etmemektedir.

Romanın kahramanlarından Prof. Kien tamamiyle kendisine ait bir dünya kurmuştur ve bu dünyada insanlar son derece önemsizdir. Onun için önemli olan kitaplarıyla birlikte kurduğu kendi dünyasıdır. özellikle kadınlar asla yaşantısında yer alamayacak canlılarken hayatına giren hizmetçi kadının kuklası durumuna düşüverir.

Hemen herkesimden insana acımasız bir saldırıdır Körleşme.

Kendi kurduğu dünyada yaşayan profösör Kien hizmetçisi Therese ile evlendiğinde yaşamının çok güzel olacağını düşünür. Dünyadaki en büyük varlığı olan kitapları ki bu kitaplar 25.000 adettir onunla birlikte bu kitapların üzerine titreyeceğini düşünür.

Simgesel olarak faşizmi sembolize eden hizmetçisi adım adım dünyasına hakim olmaya başlarken dünyası olarak değerlendirdiği alanda elinden gidenlere gözlerini kapayarak yaşantısına devam eder. Hiç bir şey yokmuş gibi yaşantısını sürdürürken etrafındaki çemberin gittikçe daralacağını hesaba katmamıştır. Etrafındaki çember daraldıkça köpekleşmeye ve kul olmaya başlar.

Onur bir kez elden gitmeye başladığında bunun sonu gelmeyecektir.Kendine saygısını yitiren birey köpek olmaya mahkumdur. Kişileri köpekleştiren de farkında bile varmadan bizlere söylenenleri yapma eylemimizin farkında olan başkalarıdır.

Bir roman içersinde dünyada olup bitenlere böylesine güzel bir kurguyla anlatım alkışlanacak bir şeydir.

Canetti, Kien’in saplantısının, aynı zamanda kendi saplantısı da olduğunu söyler. Körleşme ’yi tamamladıktan sonra Canetti kendi edebî yaratımının kendisini ruhsal çökme noktasına getirdiğini anlatır.

“Kitabı bitirdikten sonra kendimi tükenmiş hissettim. Kitapları yaktığım için kendimi affedemiyordum. Herşey yanıp kül olmuştu. Suçlu bendim. Yıkıma ben sebep olmuştum. Ve bu facianın etkisinden kendimi kurtaramıyordum.“

İlginçtir Canetti’nin Kien için kurduğu mükemmel dünya darmadağan olunca üzerine titrediği kendi dünyasının da çökmesi Kien gibi onu da mahva sürüklenmiştir. İnsan ve hayat arasındaki bu karabasan ozmoz sonucunda, Canetti içine kapanır, Platonvari bir saflık arayışı içine girerek çürümüş olan insanlıkla bağlarını kopartmak ister. Marazî bir yalnızlığa gömülür.

Daha sonra piyasaya sürülecek olan Kitle ve İktidar kitabınından küçük izler taşıyan bu roman şeklindeki kitabı insana ait gizleri son derece güzel bir şekilde gözler önüne serer.

İnsan denilen varlık sebep sonuç ilişkisiyle yaşam bulan bir zavallıdır.



Kitle ve İktidar ise Hitler in Almanya'da iktidara gelmesiyle kafasında şekillenen bir araştırma kitabıdır. Hitler i hükmettiği kitlenin büyüklüğü karşısında başı dönen paranoyak bir yönetici olarak sunarken “insanoğlunun hayatta kalma içgüdüsünün en aşağılık tezahürü, öldürmektir.” diyerek insana ait bir çok özelliği fark etmediğimiz bir şekilde ortaya koyar.

Zorbaların ortaya çıkışındaki sosyolojik gerçeklerle hayvanlara ait yaşam döngüsü içersinde insanların görmek istemediğimiz gerçekliliğini ortaya koyar.

Ve doğal olarak sürü olarak değerlendirilen insan topluluklarının da bunlara boyun eğişindeki bilimsel gerçekleri de ortaya koymaktan çekinmez.

Kitaptan önemli bölümler;

"Bu dünyanın “büyükler”ine duyulan saygı kolay bırakılmaz ve insanın tapınma gereksinimi sınırsızdır."


"Emir, ertelenmiş bir idam hükmünden daha hafif bir şey değildir."


"Zengin bir insan insanları sorun etmez; biriktirdikleri onları satın almaya yeter. Yönetici, insan biriktirir. Şöhret, sesler korosunu biriktirir."

"Bugün bildiğimiz şekilde sandalye tahttan türemiştir ve taht, işlevi yöneticiyi taşımak olan yöneticiye tabi hayvan ya da insanların varlığını gerektirir. Sandalyenin dört bacağı bir hayvanın bacaklarını temsil eder."


"Maske çok şey anlatır, ama daha da fazlasını saklar. Her şeyden önce maske, ayırır."


"Bir despot her zaman ikiyüzlülüğünün bilincindedir ve bu yüzden de her zaman başkalarından aynısını bekler."




sanem ucar 31.07.2011

Kitaptan diğer önemli bölümler;


" Kitleye güvensizlik duygusu, bütün tarihi dünya dinlerinin, deyim yerindeyse kanında vardır."


"Ateş, kitlenin en güçlü ve en eski simgesidir."


" Her emir onu yerine getirmek zorunda olan insanda acı veren bir sızı bırakır."


"Elde kırılan bir dal parçası sopanın kökeni oldu... İnsan ona güvendi ve hiç bırakmadı. Çomaktı, sivriltti, mızrak oldu; büktü ve uçlarını bağladı, yay oldu; maharetle kesince de ok; asa olarak ve büyücünün değneği olarak iktidarın iki önemli biçiminin özelliklerini taşımayı sürdürmüştür."


" İki kişilik bir aile, insanın en sevmediği eseridir."


"Modern insan lokantalarda, ayrı masalarda, kendi küçük grubuyla birlikte, parasını kendisinin ödediği yemekler yemeyi sever. Karnını doyurmuş olanlar açların üstüne basıp gitmeyi umursamazlar."


"Başkalarıyla birlikte yemeyi sevmenin bir nedeni daha vardır, bu bir dolgunluk yarışıdır. Yalnız yiyen herkes bu işlemin başkalarının gözünde ona sağlayacağı prestijden özveri yapmış demektir."

" İnsanın dişlerini başkalarına gösterebileceği doğal vesile, birlikte yemektir... Çatal-bıçakla yani kolaylıkla saldırı amaçlı kullanılabilecek iki araçla yemek yeriz. Olabildiğince zarif biçimde kesip ağzımıza attığımız yiyecek parçasına hala “bir ısırımlık” denir."


"Hayatta kalma savaşında her insan diğer bütün insanların düşmanıdır ve asıl yengi yaşamla karşılaştırıldığında, çekilen bütün ıstırap önemsizdir. Hayatta kalan ister bir ister çok sayıda ölüyle karşılaşmış olsun, durumunun özü kendini yalnız duyumsamasıdır."


"En yoğun iktidar duygusu oğul istemeyen hükümdarda bulunur."


"Soru sormak, zora dayalı girişimdir."


"Kimsin? Yenebilecek bir şey misin?"


"Çoğunlukla ne düşündüğümüzü bize bir soru sorulana kadar bilmeyiz."


"Yargıç yetkesinin temelinde kesin olarak her şeyi bilmek yatar."


"İnsanı başarı yönünde mahmuzlayan şey, bir zamanlar ona verilmiş emirlerden kurtulmak için duyulan derin istektir."


"Cadıların asıl günahı şeytanla cinsel ilişkiye girmektir."


"Orkestra yöneticisi ayakta durur... Bir kürsünün üzerinde durur ve hem önden hem arkadan görülür... Enstrümanların sesleri üzerinde bir ölüm kalım iktidarına sahiptir; uzun bir sessizlik onun emriyle yeniden bozulur. Enstrümanların çeşitliliği, insanların çeşitliliğinin yerini tutar... Soğukkanlılık onun temel niteliklerindendir; yasayı ihlal edenler anında engellenmelidir. Yasanın notalar şeklindeki şifresi onun elindedir... Görülmeye giderek alışır ve onsuz edemez olur... O orkestrayı yönetirken hiç kimse kıpırdayamaz ve bitirir bitirmez alkışlamak zorundadırlar... (İzleyicilere) sırtını dönmüş olarak başlarında durur. Onun peşinde giderler, çünkü o önde gidendir... Gözleri bütün orkestrayı (göz hapsinde) tutar... Dikkati aynı anda her yerdedir ve otoritesinin büyük kısmını buna borçludur."


Elias'la ilgili Gündem bölümümüzdeki yazısına ulaşmak için tıklayın.

1 yorum:

  1. sudaay 02.08.2011

    Nietzsche, Pavese ve sonra Ciorandan sonra-hiçbir kitabını okumadığım halde-sadece yazdıklarından-etkilendiğim bir isim oldu Elias Canetti. En kısa zamanda bu açığımı kapatacağım.

    "kendi edeb yaratımının kendisini ruhsal çökme noktasına getirmesi "

    sırf bunun için bile büyük bir yazar diyebiliriz bence ona..

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.