10 Ekim 2011 Pazartesi

Francisco de Goya (1746–1828)




İspanyol Ressamları arasında triumvira= Üç Büyükler olarak nitelenen sanat dâhilerinden biridir Goya. Francisco José de Goya y Lucientes.



Aragon bölgesinin küçük bir kasabasında 30 Mart 1746 günü dünyaya gelen Goya bizim için bir devrin en önemli ressamlardan bir tanesidir. Hala kuşkusuz resimleri aynı önemle o devre ışık tutmaktadır.
O dönemlere kısaca göz attığımızda İspanya’nın batı Avrupa’nın en geri kalmış ülkesi olduğunu görmekteyiz. Bir parça modernleşme gibi bir durum söz konusu olmakla birlikte koyu Katolik muhafazakâr bir İspanyol halkı Fransız krallarıyla aynı soydan gelen kraliyet ailesi tarafından monarşiyle yönetiliyordu.



18.yüzyıl İspanyasında yaşamış olan Goya da bu kraliyet ailesinin ve soylu sınıfın ressamıydı. Bu şekilde tanınmış bir ressam olmakla birlikte Goya’nın büyüklüğü kraliyet ailesi ve soylular için yaptığı resimlerden çok o dönemleri anlatan siyah beyaz resimleriyle ilgilidir.



Bu dönem İspanyası aydınlanma olgusunu hemen hemen hiç yaşamamış hala engizisyon mahkemelerinin hüküm sürdüğü, açlık, fakirlik gibi olgularla dolu garip bir dönemi içinde barındırır. Fransa da Fransız devrimiyle ilgili bir sürü gelişmeler olurken Fransız devriminden önce dünyaya gelen ve Fransız devriminden sonra hayata gözlerini kapayan Goya’nın resimleri bir dönemi en iyi anlatan resimlerdir.

Her ne kadar soylu kesimin ressamı olarak bilinse de halkın yaşayışını da en iyi bilen insanlardandı. Bu sebeple çok iyi bir gözlemciydi de. Bugünün savaş muhabirleri gibi o dönemde halkın yaşadıklarını resmederken alışagelmiş Goya’dan çok farklı yapıtlar ortaya çıkardı. Sokaklarda gezen, tavernalarda dolaşan insanların, özgürlük getirmek amacıyla gelen askerlerin yaşattıkları katliamları gözleriyle gören Goya bu anları çeşitli gravürlerle dile getirdi.



Güney İspanya’ya gezmeye gittiği 1792 senesi Goya’nın hayatında bir milat oluşturur. Bu yolculuk sırasında ardı ardına geçirdiği ciddi hastalıklar işitme duyusunu tümüyle kaybetmesine yol açmış ve içine düştüğü derin karamsarlık hissi eserlerinde işlediği konulara da yansımıştır.

Yaşadığı bunalımların şiddetiyle ruhu kavrulurken, güzel bir dul olan Alba Düşesi ile yaşadığı aşkın ortaya çıkmasının yarattığı skandal ve ardından Napoleon komutasındaki Fransız askerlerinin İspanya’yı işgal etmesi sonucu yeni ruhsal travmalar geçirmiş.



Bir vatansever olarak (3 Mayıs 1808 isimli tablosuna ve pek çok çizimine konu ettiği gibi) Fransız askerlerinin İspanyol vatandaşlarına yaşattığı zulüm ve acıları bizzat gözlemleyerek daha da karanlık bir karaktere bürünmüş ve bunu özellikle küçük çizim serileriyle kâğıda dökmüştür.
1815 yılında Goya kendisini toplum hayatından hemen hemen soyutlamış, artık yalnızca arkadaşları ve kendisi için resim yapmaya başlamıştır.



Dört sene sonra, takvimler 1819’u gösterdiğinde 72 yaşındaki Goya tekrar çok ağır bir hastalığın pençesine düşmüştür. Zaten çeyrek asırdır kulakları işitmeyen Goya dönemin kargaşasından, toplumdan ve tüm insanlardan kaçmak, herkesten ve her şeyden olabildiğince uzak yaşamak için yaşamında radikal bir değişikliğe giderek; Uzun zamandır birlikte olduğu Leocadia Weiss ile beraber Madrid’in dışındaki kırsal bir bölgede, sade, dikdörtgen biçimli iki katlı basit bir eve yerleşti. Ev başka insanlar tarafından çoktan beridir "Quinta del sordo", yani "Sağır Adamın Köy Evi" olarak adlandırılıyordu, çünkü evin Goya’dan önceki sahibi de sağırdı.



Goya "Quinta del sordo" ’nun alçı duvarlarını o güne ve belki de bugüne dek yaratılan en rahatsız edici, en yoğun, en dehşetli resimlerle süslemeye başlamıştır. "Kara Tablolar" olarak anılan bu eserler Goya’nın sanatında eriştiği doruk noktalarıdır. Siyah, gri ve kahverenginin ağırlıklı kullanıldığı bu karanlık eserlerin hiç birisine isim vermemiştir aslında Goya. Zaten evinin duvarlarına yaptığı bu resimler herhangi bir ticari amaçta güdemezdi. Kara Tablolar’ın isimleri, daha sonra kimi sanat tarihçileri tarafından uydurulmuştur.

Ölümünden çok sonra, 19. yüzyılın sonlarında "Sağır Adamın Köy Evi"nin duvarları yetkililerce sökülerek Madrid’deki del Prado Müzesi’ne götürülmüş ve bu resimler plasterlerle özel bir teknik uygulanarak tuallere (canvas) geçirilmiştir.



Goya denilince en önemli unsurlardan bir tanesi de görsel olarak insanlara ait her türlü olumsuzluğu gören gözleriyle kafasında canlandırdığı insanlık dışı olaylarla oluşan hayaletleridir. Dünyaya ait tüm kirliliğin birer simgesi gibi algılanabilecek bu çizimler onu diğer sanatçılardan çok farklı bir yere koymaktadır doğal olarak.

Bu devri iyice anlayabilmek istiyorsanız Goyanın resimlerine bakmak yeterlidir. Öylesine ustaca resmedilmiştir ki tüm detaylar, bu detayların gerçekliği karşısında dünyadan da bazen insan olmaktan da utanır olabilirsiniz.

Ne yazık ki mavi gezegende bu utanç yok olacağa benzemiyor.



Geride beş yüze yakın yağlı boya tablo ve fresko, üç yüz kadar litograf ve yüzlerce çizim bırakmış olan Goya’nın çalışmalarından derleyerek resim galerimizde bir kısmına yer verdik. Bir kliple de video bölümümüzde bilinen çalışmalarını sunmaya çalıştık. Sinema bölümümüz Ressamlar bölümüyle paralellik taşımaktadır.

1 yorum:

  1. Sanem Uçar 25.01.2009

    Sinema bölümümüz Ressamlar bölümüyle paralellik taşımaktadır. Aslında gündemimizle olan paralelliği de görebilirsiniz... Goya nın Los Caprichios'ları bugün dahi bir çok şeyi anlamamıza etken olduğundan Goya'nın caprichioslarını dikkate alınız:).....

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.