30 Ekim 2011 Pazar

Georges Seurat



Georges Seurat 1859-1891

Georges Seurat'ı anlayabilmek izlenimciliğin bazı özelliklerinin dikkatle bir kez daha gözden geçirilmesi gerekir diye düşünüyorum.



Görsel anlamda resim tarihe baktığımızda resimde mekan olgusunun çok önemli olduğunu, mekanı temsil etmek için kullanılan çizgi, renk, ışık, perpektif, gölge ve renk gibi olguların zaman içersinde değişime uğramasıyla mekanın temsil edilişinde de değişikliklerin olduğunu görmekteyiz.

Mekanın resmedilmesi sanıldığından zordur. Mekanın doğrudan resmedilmesi söz konusu değildir. Nesneler aracılığıyla mekanın var olduğunu hissedebiliriz sadece.



19 y.y da fotoğrafın bulunması figür ve çevrenin resimsel yorumuna yeni boyutlar kazandırırken, ister istemez görsel sanatlarda da farklı düşüncelerin gelişmesinde etken olacaktır.

Modern resmin başladığı dönemlerde Cezanne ile birlikte mekan kavramında düzeylerin farklılaşmasına sebep olmuş, mekan algılaması resim düzleminde parçalanma eğilimine dönüşmüştür.

Gittikçe artan sayıdaki izlenimci ressamlar biçim ve rengi olması gerektiği gibi değil, özellikle ışığın etkisiyle gördükleri gibi resmetmeye çalıştılar.



Nesnelere biçimlerini veren hacim etkisini uyandıran kesin çizgiler bırakılarak birbirinden ayrı, tek fırça dokunuşlarıyla farklı bir yöntem geliştirdiler.

Her ne kadar siyah ve beyaz da olsa fotoğrafın ortaya çıkması olduğu gibi mekanı, nesneleri ortaya kolaylıkla koyabiliyordu. Farklılık yaratmak adına izlenimci ressamların izledikleri yol, gerçekten resim sanatı adına çok önemli bir adımdır.

Artık geometrik kurallar üzerine kurulmuş bir perpektif anlayışına ihtiyaç duymuyorlardı. Onun yerine ön plandan başlayarak ufka kadar uzanan dereceli tonlar ve renkleri kullanabilirlerdi.



Özetlersek, İzlenimcilerde; klasik kompozisyon anlayışı tamamen terk edilmiştir. Gerçekliğin akıl yoluyla temsilinden vazgeçilmiştir. Kesin çizgiler kullanılmamış, fırça dokunuşları kullanılmıştır. Perspektif kullanılmamış, bir boşluk ve hacim duygusu hissettirilmiş, mekanda tonların ve renklerin kullanılmasıyla derinlik duygusu yaratılmıştır. Kullanılan perspektif ise sayısız renk tuşlarının yan yana gelmesiyle oluşmuştur. Gözün gördüğüne duyulan kuşku nedeniyle perspektif sabit değil, hareketli hale getirilmiştir.

Bu arada izlenimcilerin Japon sanatın etkisinde kaldıklarını da belirtmem gerekiyor. Özellikle Japon sanatında üç boyutluluk kavramı bir kenara itildiğinden ve herşeyden önce resmin çevre çizgisi demek olduğunu kabul eden boyut kavramının red edildiği Japon sanatı izlenimciler için büyük bir özgürlük kaynağıydı.



İşte izlenimcilierin ortaya attığı bu büyük değişiklikler 1886 yılında Empresyonizmden esinlenen yeni bir sanat kuramının doğmasına sebep oldu.

"Neo-Empresyonizm" dir bu akım.

Tam anlamıyla ne Empresyonizm'e karşı ne de onu tam destekleyen bir akımdır. Empresyonist sanatçıların kuramlarını ret etmiyorlardı. Ancak onların resimdeki rastlantısal tutumlarını ve salt içgüdüsel sanat anlayışlarını bütünüyle kabul etmiyorlardı.

Kesin kurallardan ve ilkelerden kurulu akla dayanan bir yöntemi savunan bir görüşe sahiptiler.

Tam anlamıyla yenilikçi olmalarına rağmen, geleneksel olana inanıyorlardı.

İşte yeni akımın öncülerinden biridir George Stuart.



Neler yaptığına bir göz atarsak;

"Empresyonistlerin yöntemlerinden yola çıkarak, renk teorisini inceledi ve tablolarını, saf renklerden, aynı boya fırça vuruşlarını kullanarak, bir mozaik gibi boyamaya karar verdi.

Bu yolla, renklerin gözde (daha doğrusu beyinde), yoğunluk ve parlaklıklarını yitirmeksizin kaynaşabileceklerini umuyordu.

Seurat, kendi tekniğinin karmaşıklığını gidermek için, kullandığı biçimleri, Cézanne’ın düşündüğünden bile daha aşırı bir şekilde basitleştirmek zorunda kaldı.

Seurat’ın dikey ve yatay çizgileri vurgulama yönteminde Mısırlı sanatçıları andıran bir şeyler vardı. Bu vurgulama yöntemi, aslına bağlı verilmiş olan doğal görünümlerden uzaklaştırılmış, belirli bir ifade taşıyan ilginç desenler üzerinde araştırma yapmaya yönlendirilmiştir .

Seurat’ın resimleri gittikçe mekan yönünden sığlaştı ve çok yüzeyci bir nitelik kazandı. Son resimlerden biri olan “Sirk” adlı tablosunda bu çok belirgindi. Resimde düzlüğü belirtmek için Seurat elinden geleni yapıyordu. Figürleri modle etmiyor ve çizgi perspektifi kullanmıyordu. Seyircinin bu resim karşısında gözü aşağı yukarı doğru gezinir. Bu özellik Seurat’a resimsel konstrüksiyonu matematiksel bir kesinlikle kurmayı sağlamıştı. Göze en uyumlu gelen ölçüleri de kullanıyordu.



Yüzyıllar boyu geometrik amaçlı merkezi perspektifin yanında yer alan renk ve hava perspektifleri öncelikle ışık olgusunu üstlenmişlerdir. Ne var ki, başta dinsel olmak üzere, kendisi dışındaki çeşitli içeriklerin hizmetinde yer alan ışığın bağımsızlığını kazanması oldukça uzun bir süre almıştır.

Bu bağlamda ışığın etkisi ve optik yasalar üzerindeki araştırmaların tutarlı bir kurama göre sanatsal biçime dönüşmesi yeni-izlenimciliğin armağanıdır bize; çünkü Seurat’ın öncü olduğu bu akımda nesnelerin oylumu ve rengi için gereken çizgi ile palete karıştırılan renkler geçerliliğini yitirmiştir artık.

Bir başka deyişle, yani izlenimciliğin öngördüğü yolda çizilen renkli yüzeylere kadar ışıklı veya gölgeli bölümlerin tümü tek tek renkli noktalar toplamına indirgenmiş olup, taştan havaya, ağaçtan suya kadar hemen her şey kendi özdeksel varlığından soyutlanarak muayyen bir görünüş biçimine uyarlanmıştır şimdi.

Belli bir uzaklıktan bakıldığında mekan ve figür yansımasına olanak veren bu biçem, aslında Rönesans’tan bu yana geçerli olan renk ve hava perspektifini geliştirmenin ötesinde, çok daha farklı bir oluşumu hazırlamıştır.



Buna göre, resmin kendi gerçekliği adına, mekan ve yüzeyi parçalara ayıran yaklaşım, sanat tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır.

Öte yandan renk uyumu, ya çizgisel kopmalar ya da sonsuz yinelemenin sıkıcılığı ile doludur burada. Ancak, Raphael’in de vurguladığı gibi, mekanı biçimlendirme (yaratma) istemine dikkat edildiğinde insanın kafası büsbütün karışmaktadır; zira bu biçimlendirme tarzı dekoratif düzeyle ilişki içinde değilse, doğa yanılsamasına özgü mekan terk edilmemiştir. (Ergüven 1992:53-54)

Evet oldukça ilginç bir sanatçı , tüm hayatını resim için harcamış sanatçılardan.



2 aralık 1859- 29 mart 1891 yılları arasında yaşamış Fransız akademik resim geleneğine bağlı Ard izlenimci ve Noktacı ressam.

Resim kuramını renklerin bölünmesine ve optik karışıma dayandıran yeni izlenimciliğin kurucularından olan Georges Seurat yedi yıl içinde olağanüstü yapıtlar ortaya koymayı başardı. Kurumsal ve plastik araştırmalara büyük ilgi duyan Seuret, 1876‘dan başlayarak Chevreul‘un bulduğu renklerin eş zamanlı karşıtlığı yasalarını ve Delacroix kuramlarını inceledi.

Seurat, izlenimciliğin kurallarına tepki duyanlardandı. Seurat gibi ard izlenimciliğin temsilcileri olan sanatçılar da sanat yaşamlarına İzlenimcilikle başlamışlardır. Ancak bu akımın kimi sınırlamalarını aşmak ve resimlerine kişiselliklerini katmak istiyorlardı.



Georges Seurat, zıt renkleri yan yana noktalar halinde koyarak Noktacılık tekniğini geliştirdi. Paul Signac (1863 - 1935) ile birlikte Pointilism akımınında gelişimini sağladı. Resimlerini küçük noktalar kullanarak mozaik gibi boyadı. Renklerin beynimizde kaynaşacaklarını savunuyordu. Bu tarza sonradan noktacılık dendi. Tüm hatlar kaldırılmış ve düzeni korumak için resim basitleştirilmişti.

Noktalama tekniğinin öncüsü Seurat noktaların beynimizde birleşip bütünlük oluşturacağını savunuyordu. Buna rağmen hacimsellik hissi alınamamaktadır.



sanem ucar 15.01.2011


Tam karşılığı "Yeni Empresyonizm" olan bu akım, Empresyonizmin bir devamı ve bir kolu olarak kabul edilmelidir. Şu farkla ki, güneş ışığını inceden inceye serbestçe bir teknik ve duygunun rol aldığı bir coşkunlukla canlandıran Empresyonistlerin bu tutumuna karşılık, Neo-Empresyonizm daha rasyonel, daha bilimsel motorlar uygulamış, renkleri, şaşmaz bir kesinliğe vurarak, yan yana gelmiş küçük kareler -dikdörtgenler halinde tuval üstüne sıralanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.