15 Ekim 2011 Cumartesi

Güneş Tutulması




Gece güneşe dedi ki, "Sen aşk mektubunu bana Ay'la gönderirsin. Ve ben de göz yaşından cevaplarımı otlar üzerine bırakırım."

Rabindrath Tagore

Yine her zamanki günlerden biriydi ve yine geç kalmıştı. Mesele erken kalkıp kalkmamakta değildi. Erken kalksa dahi şehrin uyanmasıyla birlikte başlıyordu kaos ve tıklım tıklım insanlarla dolu taşıtların arasında savrulmaya başlıyordu hayat.

Nihayet bir taksi canhıraş şeklindeki el kol hareketlerini gördü ve önünde durdu. Kısa bir selamlaşmanın arkasından arka koltuğa kurulup kendini yolun akışına ya da akışmamasına diyelim bıraktı.

İlginç bir şofördü ve hep ilginç kişilerle karşılaşma rekoru kıracağını düşünürken adamın sürekli kafasını yukarı kaldırıp dışarı bakmasına anlam veremediğinden sordu:

"Bir şey mi var?"

"Güneş tutulacak" dedi ve eğilerek torpido gözünden bir şeyler aramaya başladı.

" Hah işte " diye kendi kendine konuşmayı sürdürerek sanki maskeli baloya gidecekmişçesine o garip gözlüğünü çıkardı. Şoför bu arama eylemindeyken güneş tutulmasını tamamıyla unutmuş olan yolcu kendi kendine gülümsedi. Çocukluğuna ait bir anının tam ortasındaydı.

Her yerin bostanlarla dolu olduğu o yaz gününde arkadaşlarıyla oyun oynadıkları o anı hatırladı. Çocuksu bir heyecanla olup biteni anlamaya çalışırken havanın birden bire soğuduğuna tanık olmuştu. Hafif bir kararma da olmuştu. Ve mahallenin hiç değişmeyen kadınlarından " Allah allah bu da ne ya? " seslerini duyar gibi oldu. Onlara anlatılan dünyanın sonunun geldiği masalları gerçekleşiyor muydu ne?

Daha da çok telaşlandırmıştı büyüklerin bu davranışı kendisini çocuk dünyasında. Garip davranıyordu büyükler.

"Korkmayın, korkmayın! Güneş tutulması bu " bağrışları arasında anneler çocuklarını yanlarına çağlıyordu. Annesinin yanına sokulup;" Biliyor musun ben güneş tutulması gördüm" deyişini hatırladı ve annesinin ona sımsıkı sarılışını duyumsadı. Çok kısa bir süreydi aslında ama beyninin kıvrımlarına endişe şeklinde kazınan bu anı bugün için çok farklı bir şekilde gerçekleşiyordu.

Taksi serüveni ise devam ediyordu. Şoför sanki bir gök bilimci gibi bu işi seyretmek istiyor ama ekmek parası kaygısıyla yoluna devam ediyordu. Keşke durmasaydı ve yolcu almasaydı diye içinde geçiriyordu. Sanki kadın şoförün içinden geçenleri okumuşçasına şoföre durmasını söyledi. Büyük bir mutlulukla arabasını uygun bir şekilde park ettikten sonra arabadan inip kafalarını yukarıya kaldırmış insanların arasına katıldılar.

Tüm insanlar maskeli bir baloya gitmişçesine ellerindeki gözlüklerle kafalarını kaldırmış gökyüzüne bakıyordu. Güneş, kara camın arkasından saklambaç oynarcasına koca gövdesini saklamaya çalışıyor ama pek beceremiyordu. Tam tutulma değildi ama doğanın yine en güzel oyunlarından biriydi.

Herkes güneş tutulmasını görmenin büyük mutluluğuyla gülümsüyor, bu tarihi anı beyinlerine kazıyordu. Bir süre daha güneşin saklambaç oyununu seyrettikten sonra yola koyulmak üzere taksiye binerken dilenci kılığında bir adam yaklaşarak soru sormaya başladı.

Ne yapıyor bu insanlar?

Bilirsiniz, bu tür kılıklı insanları kadınlardan korumanın erdemleriyle doludur erkeklerimiz. Ve şoförümüz de yolcusunu korumak adına dilenci kılıklı adamı uzakta tutabilmek için bir şeyler söylemeye kalkışmıştı ki kadın cevap verdi.

Güneş tutulmasını izliyorlar...

Dilenci kılıklı adam inanmamış bir edayla gözlerini kocaman açarak sorularına devam etti.

Güneş tutulması mı? Kime âşık olmuş ki güneş?

Ne cevap vereceğini bilemeyen kadın gülümsedi ama dilenci kılıklı adam kahkahalarla gülmeye devam ederken yanlarından uzaklaşmaya başlamıştı bile.

Güneş âşık olacak haaa! Hadi be kim inanır buna ya?
Güneş tutulmuş! Peh!

sanem uçar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.