14 Ekim 2010 Perşembe

İyi ki Doğdun Baba..



İyi ki doğdun baba

Bugün 14 ocak 2010 ve senin doğum günün baba.

Tuhaf bir buruklukla geçti bu yıl ki doğum günün de.

Farkında mıydın bilmiyorum ama sensiz geçen bir doğum günü yine de herşeye rağmen kutlandı.

Tanımış olsaydın çok seveceğini düşündüğüm bir baba kızın muhteşem konserindeydim. Türk Sanat Müziğinin seçkin eserleri billur gibi bir genç sanatçının ve babasının kimsede duymadığım olağanüstü sesleriyle inanılmaz güzel yorumlanırken ve tüm dinleyiciler güzel duygular içersindeyken doğum günün kutlanıyordu baba.

Doğduğun kentte ait şiirler ve şarkılar birlikte söylendi. O çok sevdiğin Nazım'ın dizeleri dökülürken büyük Sanatçı Münip Utandı'nın sesinden, gözyaşlarımı tutamadım baba.

"Martılar ah eder, çırparlar kanat
Deryalar açılır, kat kat...
Gayri beklemeye kalmadı tâkat
Görünsün karşıdan İstanbul şehri...

Dalgalar yar beller, kopar kıyamet!
Deryayı kan eder, kan eder hasret
Gayri beklemeye kalmadı tâkat,
Görünsün karşıdan İstanbul şehri’...."

Hele kızı Merve Utandı sanki bu sefer daha farklı yorumladı İstanbul şarkılarını.

Çok iyi biliyorum ki amatörlere asla dayanamazdın ve beraber bu konseri izliyor olsaydık, her zamanki gibi hemen evlerimize dönmezdik. Oturacak bir yer bulur, sen sade kahveni yudumlarken ben çayımı içerdim. Bu çok sevdiğimiz lezzetler arasında konserin bizde uyandırdığı duyguları, heyecanları karşılıklı olarak konuşur, tartışırdık.

Büyük bir olasılıkla;

"Ne güzel" derdin...

"Etrafımız tamamiyle anlamsız müziklerle dolmuşken, bu anlamsız seslerin arasından son derece temiz, duru ve sanatının hakkını vererek yapabilen çok kişi kalmadı"

Başımı "evet" anlamında sallayarak verirdim sana cevabı.

Bizleri hiç korkutmadığın halde sen konuşmaya başladığında seni sessizce dinleme alışkanlığını nasıl kazandığımı hatırlamıyorum baba.

Haklı olmanın payı da vardı aslında bu kazandığım alışkanlıkta. Çoğu kişi tarafından aksi olarak tanınmana rağmen benimle olan diyaloglarında hiç aksiliğine şahit olmadım.

Seninle müzik üzerine yaptığımız konuşmaları özledim baba...

Bazen karşımda sen varmışsın gibi bu alışkanlığı sürdürdüğümü fark ediyorum ve kendime geldiğimde kızıyorum da kendime aslında. Gerçek duygu ve bilgi birikiminin paylaşılmasının doğru frekansla söz konusu olabileceğini bilmeme rağmen harcadığım emeğin havada kalmasına değil, etrafta uçuşan melodilerin öksüzlüğüne sebep olduğum için kızıyorum.

Çünkü herkes kendi melodisinde baba...

Güzel bir gündü bugün...

Kendiliğinden sevdiğin şeyler uçuştu havada.

Hatırlarmısın baba söz konusu Nazım Hikmet olduğun da insanların onun ya aşklarını ya da siyasi kimliğini konuşmasına dayanamazdın. Bu anlamsız tartışmalar arasında onun edebi kişiliğinin kaybolmasından endişe duyardın.

"Hiç kimse onun edebiyat yönünü ele almıyor" diye başlayan konuşmalarını onun şiirleriyle bezerdin.

Bir kaç sevdiğin şiirini okudum bugün senin için, kesin biliyorum başka yerlerde de Nazım' ın şiirleri yankılandı. Aşklarından, siyasi kimliğinden hiç söz etmeden sadece o olağanüstü şiirlerin ritmi ve ahengi yankılandı hava da.

Ama ben en çok kahkahalarını özledim baba.

Her çocuk için kabus olabilecek anne baba tartışmaları özlemle beklediğimiz şeylerdendi biliyor musun?

Hiç bir çift sizin kadar güzel tartışamazdı. Tartışmalarınızda sen o efsunlu kente ait havanla;

"Bak şimdi cicim...." diye başlayan kızgınlığına annemin Anadolu insanına özgü deyişleri tartışmanın içine katan;

"Sana açma kutuyu, söyletme kötüyü diyorum...." diye biten muhteşem tartışmalarınız evin içinde yankılanan kahkahalarla biterdi.

Hatırlarmısın?...

Birgün bu muhteşem tartışmalarınızın tam üstüne gelmiştik arkadaşımla ve sen odana çekilmiştin annem ise bize "hoşgeldin" der demez derdini anlatmaya koyulmuştu.

Bu sefer kesin haklıydı kadın baba.

Yani kıt kanaat geçinirken zorlukla biriktirdiğiniz parayla roka ticareti yapmaya kalkışmak ta neyin nesiydi?

Birden gözümde küçük bir yer belirivermişti ve seninle aldığımız tohumları ekerken görmüştüm kendimi. Sevimli bir hayal gibi geliyordu da bizde bu şans varken kesin kırağı yağardı toprağın üstüne ve rokalar güme giderdi be babacığım...

Sonra bilmezdik ki biz ticaretle uğraşmayı, nereye götürüp satardık başına bir iş gelmemiş olsa bile rokaları?....

İçerden gülmekten karnını tuta tuta gelmiştin; "ne yapacakmışım?" diye soran cümlenle.

Roka ticareti....

O an anlamıştım birden bire Türk Dil Kurumu Onursal Başkanı annemin yeni bir terim ürettiğini...

Repoya yatırmak istemiştin parayı, hepsi buydu....

Yine büyük bir tartışmanız kahkahaların arasında eriyivermişti...

Ve sevgili babacığım; söylenecek çok şey var belki ama şu an için söyleyebileceğim tek şey;

İyi ki doğdun demekten başka bir şey olmayacak...

iyi ki doğdun baba...

Ve bugün de çok sevdiğin jazz müziği de olmazsa olmaz değil mi?

Senin için "Dave Brucek-Take Five" iyi gidecek baba...

sanem uçar




1 yorum:

  1. titus andronicus 15.01.2010

    "yorum" yazıyor önümde yazı yazacağım bölümde...

    Öyle anlamsız geliyor ki bazen bazı tanımlamalar...

    Bu yazıya nasıl yorum yapılabilir ki?

    "Paylaşmak" diyelim isterseniz,sizinle bütünleştiğine inandığım bir kelime sonuçta...

    Bir özlem ancak böylesine duru ve naif bir şekilde anlatılabilir. Özlemin insan ruhunda açtığı yara kanarken kolaylıkla arabeskleşeceğimiz bir anda böylesine arabesklikten uzak ve hatta yer yer insanı gülümseten satırlarla böylesine güzel mi sunulabilir...

    Böyle sevilmek isterdim, kim tarafından olursa olsun.

    İnsan gibi, her anın tadını çıkartırcasına ve unutmamacasına, saygıyla, muhabbetle...

    çok güzel bir sevgi anlayışınız var ve bu koşulda ister istemez babanıza ve Türk Dil Kurumu Onursal başkanı annenize teşekkür etmek geldi içimden.

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.