31 Ekim 2011 Pazartesi

Ken Light



Belgesel fotoğrafçılığın büyük dehası...

Çekilen tüm fotoğrafların aslında bir belgesel olduğu düşünmekteyim. Ancak özellikle belgesel fotoğrafçılık denildiğinde akla gelen bir kaç isimden birisi de Ken Light' tır. Eserleri bir çok dergi ve kitapta yer alan Ken Light için belgesel fotoğraf ustası diyebiliriz.



Belgesel fotoğrafçılar için büyük zorluklar vardır.Kendini "belgesel fotoğrafçısı" olarak değerlenedirecek sanatçının sosyal konularda kafa yormadan sadece deklanşöre basarak var olanı resmetmesi değildir belgesel fotoğrafçılığı. O çekilen karede mutlaka fotoğrafçının duruşu bakış açısı da olmak zorundadır.

İşte Ken Light bunları en güzel şekilde yapan fotoğrafçılardan bir tanesidir. Çünkü onun fotoğraflarında toplumsal ve kişisel kaygıları görebiliriz. Aynı zamanda fotoğraflarına baktığımızda sorumluluk anlayışının ne denli yoğun olduğunu da görebiliriz.

Olaylara ve olgulara son derece dürüst bir şekilde yaklaşım tüm fotoğraflarında vardır. O fotoğrafını çekeceği anı nesnelleştirmez.

Belgesel fotoğraflarda önemli olan şeylerden bir tanesi, deklanşörü basan elin görülmemesidir.Ürün dediğimiz fotoğraf ortaya çıktığı zaman kişiyi değil, o olayı konuşabiliyorsak eğer o fotoğrafın ve doğal olarak çeken kişinin büyüklüğünden söz edebiliriz.



İşte bu sebepleden dolayı ken Light için büyük bir fotoğrafçı diyebiliyoruz...

Toplam yedi kitabı bulunan Ken Light yazar ve editör olarakta çalışıp Kaliforniya Üniversitesinde Berkeley de dersler de vermektedir.

Ülkemizde de yayınlanan Çağımızın Tanıkları Belgesel Fotoğrafçılar Anlatıyor adlı kitabı tüm fotoğraf meraklıları için bir köşede durması gereken gereken kitaplardan sadece bir tanesidir.

Bundan başka 1995 te yayınlanan Delta Time adlı kitabı kırlık kesimlerde yaşayan zencilerin hayatlarından kesitler sunar.

With These Hands 1986, To The Promised Land 1988 de yayınlanmıştır. Bu kitaplarda da Amerikalı çiftçilerin yaşamlarından kesitler sunarken yoksulluğu obje olarak kullandığını görüyoruz.

Texas Death Row ise infazı bekleyen mahkumların dramatik görüntüleridir.

Gerçekten de her karesiyle içinde yaşadığımız dünyayı sorgulayacağımız son derece etkileyici görüntülerdir bunlar.



Sanem Uçar 12.03.2009

Sadece yaşananların görsel olarak aktarımı şeklinde düşünürsek belgesel fotoğrafçılığın alanını ve amacını kısıtlamış oluruz.Kuşkusuz çağın sorunlarına tanıklık ederken, yaşanılanların belgelenmesinin ötesinde toplumsal bir bilinci oluşturmak ve çözüm yollarında katkıda bulunmak gibi bir amaç ta söz konusudur.

Ken Ligt ın Texsas Ölüm sırası adlı projesi bu anlamda çok önemlidir. Sizlerle bazı fotoğrafları paylaşmak istiyorum.



Bu fotoğraflarda örneğin bu genç 21. yaş gününü kutlamaktadır. Öleceği kesin olan bu gencin yüzündeki ifadeyi inceleyin. İşlediği suçun ne olduğu konusunda hiç bir fikrim yok. Pişman mıdır, değilmidir? onu da bilmiyorum. Ancak idam ın kesinlikle uygulandığı bir ülke olan Amerika da ölümle farklı bir açıdan koyun koyuna olan insanın yaşamına ait bir ip ucu verir mi sizlere bilemem.....



Yada bu fotoğrafa da bir göz atın isterseniz. Fırsatlar ülkesi ve zenginlik kaynağı Amerika'dan bir yatak odası fotoğrafı. Fotoğrafların sessiz dilini seviyorum... Konuşmaya gerek yok, anlatıyor bir çok şeyi fotoğraf diliyle fotoğraflar...




Sanem Uçar 27.03.2009

İsterseniz sanatçıya ait iki fotoğrafı daha inceleyelim: Bir tanesi kendisinin With These Hands başlığında topladığı çalışmalardan bir örnek;

Bu kadının elleri neyi anlatır bizlere? Eller ile ilgili söyleyebileceğimiz onca şey varken bu kadının elleri neyi anlatıyor..
.


Diğer çalışma da Texas Death Row başığındaki ölüme mahkum belki de bu fotoğrafa bakarken muhtemelen ölmüş olan kişinin ziyaretçisini görebilmek ilk adım olan aranma fotoğrafıdır.



Titus Andronicus 02.04.2009

Bildiğim bir fotoğrafçı değildi açıkcası. Sayenizde tanımış oldum. Gerçi son derece özetleyici bir şekilde sunmuşsunuz ama yinede internette kendi çapımda bir araştırma yapıp, daha fazla bilgi öğrenebilirmiyim diye sordum kendime.

Bence son derece çarpıcı fotoğrafları eklemişsiniz.

Ölümü bekleyenlerle ilgili her kare gerçekten son derece düşündürücü.

Bilemiyorum, sanki ölüme mahkum edilmiş olsam herşey bitmiş gibi geliyor insana bir anda. Ama sanırım yaşamın son anına kadar direnmek sanırım sadece insanoğluna ait bir güç.

Umut mudur bunu körükleyen, yoksa başka bir şey mi bilemiyorum....

Ellere gelince, ister nasırlı olsun, isterse bakımlı, nasıl olursa olsun emeği içinde barındıran her el öpülesidir.

O eller sarmak içindir kimi zaman,

Kimi zaman için sevmek, yada yaratmak diyelim,

Acıda verir insana kimi zaman o eller, ama bir bütün içinde ele aldığımızda beynimizin hareket merkezidir gibi gelmiştir bana niyese?

Güzel bir çalışma, tebrik ediyorum.



Sanem Uçar 02.04.2009

Biliyormusunuz bir cümleniz Zülfü Livanelinin okuduğum bir kitabına sürükledi beni.

Müzisyenliğindense yazarlığını kesinlikle tercih edeceğim bir kişidir ve onun"Engereğin Gözündeki Kamaşma" adlı kitabını hatırladım.Çok güzel bir kitaptır bence.

Şanlı tarihimiz olarak çocuk yaşlarda belletilmeye çalışılan bir Osmanlı dönemini belki de en iyi özetleyen kitaplardandır.

17. yüzyılda Osmanlı sarayında yaşanan gerçekleri alıştığımız tarih anlayışından farklı olarak bizlere sunarken, bir idam mahkumu olarak kapatıldığı hücrede henüz şehzadeyken yaşadıklarının etkisiyle delirme noktasına gelen ama kimi ne zaman koltukta göreceğimizi hala bilemediğimiz tarihin garip cilvesiyle tarihimize Osmanlı Hükümdarı olarak çıkan bir adamın elleri üzerine yazdıklarını hatırladım sayenizde:

"Orta parmağında murassa yüzük taşıyan o kemikli eli görür görmez yüreğim buz kesildi. Ağustos ayının kar serpintili garip rüzgarından daha üşütücü bir rüzgar esti içimde.



Tuhaf bir duygu içindeydim. Sanki konuştuğum adam Padişah değildi. Eli ve sesi hükümdara benzemiyordu. O kemikli el ve korkudan çatallaşmış ses, mezardan doğrulmaya çalışan bir yarı ölünün, aklını kaçırmış bir çılgının olabilirdi ancak.Elimi sıkı sıkı tutan ve bırakmayan bu adam, benim yoluma baş koyduğum Efendim olamazdı.

...............

Elimi Padişahın elinden kurtarmaya çalıştım. Bırakmadı. Parmakları mengene gibi sıkıştırıyordu."



Sanem Uçar 03.04.2009

Sayın Titus Andronicus diyor ki;

"Bilemiyorum, sanki ölüme mahkum edilmiş olsam herşey bitmiş gibi geliyor insana bir anda. Ama sanırım yaşamın son anına kadar direnmek sanırım sadece insanoğluna ait bir güç"

Sevgili dostum Alper'den bana gelen bir şiir yanıttır sanırım buna;



-Ölümü Ektim Randevu Yerinde
Beklemekten Ağaç Olsun-


Zembereği boşalmış sözcüklerin
Akreple yelkovan öpüşüyor onikide
Bütün ziller vaktinde vuruyor,
tembellik edip gitmeyeceğim
Kusura bakma ölüm
Bugün de gecikeceğim
Sessizlik çökmüş kentin sokaklarına
Martılar uykuya dalmış
Kar bütün izlerini örtmeye hazır
Randevularımıza sadığımdır sektirmem saatini
ama bu sefer tembelliğim tuttu,
ölüm daha çok beklersin beni...
Şimdi kış
ölümün vaktidir derler
ve tecrübelerimden bilirim
kışın ölene söverler.
Kusura bakma ölüm
ben ardımdan sövdürmem.
Bu randevuya asla gelmem.
Bu şiirin içinden tren de geçebilir
Uçak da
Vapur da
Bütün teknolojik ölüm aletleri de
ama hiç birine binmeyeceğim
Kusura bakma ölüm
gelmeyeceğim..


Gelecek öyle uçsuz bucaksız duruyor ki
Ve ben ne olacağını merak ederken
hani filmin en güzel sahnesinde
sinemadan çıkar gibi
hayattan çıkıp gidemem
Kusura bakma ölüm
Adın çok soğuk gelemem
Bunca mazeretim varken
yaşama dair,
ölümü aklımdan bile geçirmem
Seviyorum seni hayat
tüm kötü sürprizlerini de..


Erol Zavar, 17 .02.2004
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi
Mahkum Koğuşu No:6

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.