14 Ekim 2011 Cuma

Maskelerle dolaşmak




Sevgili babacığım;

Konuşmalarımızı birisi dinliyor olsa kesin bize gülerdi . Uzun cümlelerinle, dinlediğin ama ismini hatırlamadığın bir müzik gurubunu bana anlatmaya çalışıyordun.Ben de müzik zevkini bildiğim için tanıdık isimleri söylüyor, senden gelen "hayır" kelimeleriyle sonunda pes edecekken büyük bir coşkuyla "Deep Forest" demenle rahatlamıştık.

Sonra da uzun uzun Deep Forest üzerinde konuşmuştuk.New Age tarzını pek sevmiyor olsam da senin o günkü coşkun karşısında sana katılmış en kısa zamanda sana Deep Forest cd. si getireceğime söz vermiştim.Sözlerimi hep tuttum baba. Bu bana senden kalan en büyük miraslardan bir tanesidir.

Şimdi de sana ben bir müzik anlatacağım.Ben de ilk kez dinledim. Daha önce varlığından haberdar değildim açıkcası.Biliyormusun baba, her şeye rağmen çağımızın bilgi bombardımanı şeklindeki hastalığını görmüş olsan da senden sonra ki durum artan bir ivme gösterdi.Bu anlatacağım cd yi de internetin önlenemez hızıyla hiç tanımadığım bir insandan edindim.

Hiç farkında olmadan beni öyle yerlere sürekledi ki bu kişi ve bu müzik, minnettar mı olmalıyım, olmamalımıyım ayırt edemiyorum baba....

Gürcistandan bir müzik, yani topraklarından... Dinleyebilmiş olsan kesinlikle çok seveceğinden eminim. Çocukluğumuz da o çok güzel bariton sesinle dilini uydurarak söylediğin şarkılara benziyor....Öylesine güzel bir melodik yapılanması var ki sana anlatamam. Şarkının için de hüzün olmasına rağmen o bilinen yapış yapış ağdalı hüzünlerden değil.Gözlerin yaşarıyor, tahmin ettiğin gibi ben gözyaşlarımı yine tutamadım, süzülüverdiler...

İnsan olmanın beraberinde getirdiği tüm duygular var parçada. Şarkıya eşlik eden koro ise; hüznü, kendinden emin vakur bir yapıya büründürüyor aniden.Çok fazla çalgı kullanılmamış, sadece erkek seslerinden oluşmuş hatta.

Kaç kere dinledim parçayı bilmiyorum. Her dinleyişimde biraz daha özlediğimi fark ettim seni.Aklımda yazmak gibi bir fikir hiç yoktu açıkcası. Garip bir tembellik içindeyim aslına bakarsan.Hiç bir şey tat vermiyor, vaz geçmişlik demeyelim de içimde kocaman bir gri renk var babacığım....

Beyazı tercih ederim etmesine de inan böyle anlarda siyah ta tercihim oluyor. En azından tanımlayabiliyorsun siyahta sıkıntını, sorunu, adı neyse... Ama griliklerde bu özgürlüğünde yok, sisli ve puslu bir an işte.

İşte bu şarkıda siyah ve bayaz bir arada. Gri rengi belki yok etmiyor ama sana yazmak geldi içimden.Fark ettim ki hep griliklerimde sana sığınıyorum, tutarsın bu eli biliyorum... Ve özlemimi bir parça yok edebilir mi sana yazmak eylemi?

Yorgunum baba...

Fiziksel yorgunluğun ötesinde ruhum yorgun. Anlayamadığım garip bir koşturmacanın içersindeyim. sadece ben değil etrafıma bakıyorum, tanıdığım tanımadığım tüm insanlar aynı anlamsız koşuşturmanın içinde.Belki de isteyerek olmasa da zorunluluktan kaynaklanan bu hız, düşünmeye engel olarak yardım mı ediyor insana ne?

Duygular tartılmıyor, tartılamıyor bu hızın içinde. Hepimiz bir günü daha bitirmiş olmanın mutluluğundayız.Genelde sahte gülüşler hakim insanda.Hep maskelerle dolaşıyoruz.

Çıkartmıyoruz o maskeleri artık babacığım yatarken bile. Yalan en büyük gerçeğimiz oldu doğal olarak.Herkes herkese önce kendisine yalan söylüyor diyeceğim "abartma" diyeceksin, ama inan öyle!

Tutkularının peşinden gidebilen insan sayısının her geçen gün azaldığını görmenin derin sancısını duyuyorum. Bilmiyorlar bile bu kelimeyi, öylesine bir anlamsız kabul oluştu ki insanlarda, farklı olman bir şeyi değiştirmiyor. Çoğunluk içinde azınlık olmanın derin sancısıyla kavruluyorsun ister istemez ve boğuluyorsun....

Bilmiyorum, çoğu şeyin cevabını bulamıyorum artık babacığım. Bildiklerimde de susmayı tercih ediyorum niyese...

Geçecek bu grilikte

An gelir ,beyaza döner,bilirim-bilirsin

İşte o zamana kadar hoşkal babacığım, sen yine de beni merak etme...

sanem uçar -28.02.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.