14 Ekim 2011 Cuma

Örnek Suçlar - Max Aub



B.Show "İnsana ait hiç bir şey beni şaşırtmaz " dese de ben genelde şaşırmaya devam ediyorum.

Bu yaz okuduğum kitaplar arasında belki de en ilgi çekici olanı Max Aub' un Memet Baydur tarafından dilimize kazandırılan " Örnek Suçlar " adlı kitabıydı.

Bu kitaba ve kitabın özelliklerine geçmeden önce kitaptaki Max Aub ' un kısa tanıtımını buraya aktarmak istiyorum öncelikle;

" 2 haziran 1903 de paris 'te doğdu. Babası Alman, annesi Fransızdı. I. Dünya Savaşı patlayınca ailesi İspanya'ya yerleşti.

Max Aub babasıyla birlikte gezici satış elemanı olarak çalıştı, böylece bütün ülkeyi gezme olanağı buldu. Herhangi bir ülke seçme vakti geldiğinde , duraksamaksızın İspanya'yı seçti.

Fransa, Almanya, ve Rusya'yı gezdi. Yazmaya başladı.Yazılarını İspanyolca yazdı.

İç savaşın ardından Fransa ' ya sürgün edildi. 1941 e kadar burada kaldı , ardından Cezair, Djelfa' ya sınırdışı edildi.

1942 nin sonlarında halen yaşadığı Mexico ya gitti. 1969 da geçici olarak İspanya ya geri döndü.

Max Aub un antoloji, düzyazı, şiir, roman, anlatı, tiyatro oyunu olarak çok sayıda kitabı vardır"

Kitapta alınmayan bazı özellikleri de ben ekleyeyim.

Max Aub 1972 yılında ölmüştür. Franco rejimine karşı ciddi bir tavır sergilemiştir.Alman-Yahudi bir geçmişi olduğundan casus ve hain olarak ilan edilmişliği vardır.

Ölümü Meksika da bir kumar masasında aniden oluvermiştir.

Çok daha detaylı olarak anlatılmayı hak eden bir sanatçı olup Örnek Suçlar adlı kitabına dönmek istiyorum.

Hepmiz günlük hayatımızda gazete haberlerini okurken cinayet haberleri karşısında ister istemez gerildiğimizi hissederiz.

Bir insanın ne adına olursa olsun bir başkasını her hangi bir nedenle öldürmesi genellikle kabulde zorlandığımız bir durumdur diye düşünüyorum.

İşte bu kitap bir şekilde cinayet işlemiş kişilerin cinayet sebeplerini aktaran, itiraf kitabıdır.


Max Aub kitabın önsözünde oldukça ilginç bir açıklama yapmış;

"İnsanlar oldukları gibidir. Onları bir anlık insanlık dışı bir davranışta bulunmaya iten güdüden, hayat boyu sorumlu tutmak, benim içine düşmeyeceğim bir özentidir.Bu itirafların günışığına çıkardığı olgu, bu insanları suça iten nedenlerin tümününde duygusal olduğudur.

Bence itiraflar safça yapılmış olsalar bile , gerçeklerden söz ediyor. "

Bu kişilerin itiraflarını ve onların önyargısız bir şekilde konuşmalarını sağlamak için Meksika dağlarından toplanmış "Oaxaca" adlı bir mantardan yapılma uyarıcı kullanılmış.

Gerçekten kitaptaki her cinayet itirafını okurken insanın tüylerinin ürpermesi önceliğine alışmış bizler için Max Aub un kullandığı dil ve bu itirafları aktarım biçimi öylesine farklı duygulara sürüklüyor ki insanı, kızamıyorsunuz kişilere, tam tersine sempati bile duyabiliyorsunuz.

Doğal olarak ister istemez bu kitap ölüm hakkında olmuş olsa dahi ölümün basitliği ve doğallığını en iyi yansıtan özelliği içinde barındırıyor .

Kaçınılmaz gerçeğimiz ölümle ilgili olarak belki de yazılmış en sevimli kitap diyebilirim.

Kitabı dilimize kazandıran ne yazık ki 2001 yılında kanser sebebiyle aramızdan ayrılan Türkçe dil kullanımı konusunda en başarılı isimlerden oyun yazarı Memet Baydur un söylemiyle kitabın içeriğini aktarıp bu son derece ilgi çekici kitaptan örnek paragraflara, daha doğrusu itiraflara geçeyim;

"Max Aub , birbiri ardına dizdiği bu cinayet incileritle , okuru hayatın güzelliği yanında ölümün gülünçlüğü üstüne düşünmeye çaırıyor sanki. Ölümle dalga geçen, ölümü tiye alan, ölüme nanik yapan bir kitap bu.

Üstelik yazarın bu tavrı anlatılan olayların acısını, hüznünü azaltmıyor, tersine arttırıyor. "



ÖRNEK SUÇLAR

" Ölürüm de olmaz dedi!
Oysa tek istediğim ona haz vermekti"

........../..........

"Dünyanın en önemli işini yapıyormuş gibi kürdanla dişlerini temizliyordu. Kürdanı tabağın kenarına bırakıyor, çiğnemesini bitirir bitirmez yine kapıp ağzının içindeki araştırmasına devam ediyordu.

Saatlerce, aşağııdan yukarıya, yukarıdan aşaıya, sağdan sola, soldan sağa, önden arkaya, arkadan öne...

Üst dudağını kaldırarak patlak dudaklarını, sararmış kazma dişlerini birbiri ardından gösteriyor, yemeek atıklarıyla dolu alt dudağını diş etleri çıkana kadar indiriyordu.

Derken....

Kürdanla yanlış bir hareket yaptı, birazcık kan çıktı. Ufak bir nokta. Bıçağı taa ense köküne kadar, süngü gibi batırdım.

Son nefesine kadar yutkundu. Mahkeme-i Kübra ya çıkana kadar. Benim defterim de dürülünce, onunla yüzyüze gelmekten korkmayacağım. Şerefsiz hıyar! "

........../..........

" Bıçağı aşağıdan yukarıya , bir mandayı deler gibi soktum.

Sevişirken boş gözlerle tavana bakıyordu çünkü"

........../..........

" Hiç can sıkıcı, yapışkan, durmadan ısrar eden bir piyango biletçisini öldürme isteği duymadınız mı? herkes adına yaptım "

........../..........

" Görürüz bakalım şimdi grev ilan edebilir mi? "

........../..........

" Ben modacıyım.Kendimi övmek için söylemiyorum. Şöhretim ortada! Ülkemizin en iyi modacısıyım. Bu kadın, onu giydirmem için çok ısrar etti. Evine çağırdı, istediğimi yapabileceğimi söyledi. yanlış anlaşılmasın.

Geçen sene çizdiğim gri tayyörle, gül rengi eldivenler giydiği yetmiyormuş gibi, bu sefer yaptığım yeşil tuvaletin üstüne portakal rengi tül bir eşarp koymuştu.

Eşarbını gizlice otomobilin tekerleğine düğümledim. Geri kalanı motor halletti.

Rüzgarı da suçlayabilirsiniz."

........../..........

" Uçak 6.45 de kalktı. Ona beni 5 de uyandırmasını söylemiştim. Saat 7 de uyandım.İşin kötüsü beni zamanında uyandırdığını söylüyordu. Uyandırılırsam hiç bir zaman yeniden uyumam. Acapulco da bir işim yoktu ama hala inat ediyordu "uyandırdım efendim. Uyandırdım sizi.."

Yalanları beni çileden çıkarttı. Birisi onu elimden alana dek kafasını duvara çarptım "

........../..........

" Tabancanın dolu olduğunu unuttuysam, neden beni onu öldürmekle suçluyorsunuz? Herkes bilir belleğimin zayıf olduğunu!

Ne yani, bir de suçu mu yükleneyim? Bu kadarı da fazla doğrusu ! "

........../..........

" Fiş numarası: 342
Hastanın Adı: Agrasot Luisa
Yaş: 24
Doğum yeri: Vera Cruz
Teşhis : Ciltte kabartılar. Muhtemelen polibacilar ddan kaynaklanıyor
Tedavi: 2 milyon ünite penisilin
Sonuç: Sıfır
Gözlemler: Görülmemiş vaka. tedaviye tepki vermiyor.

Onbeş gündür aklımdan çıkmıyordu bu iş. Teşhis doğruydu. Hiç bir kuşkuya yer yoktu. Penisilin işe yaramayınca umarsızca her çeşit ilacı denedim.

Nereden başlaayacağımı bilmiyordum. İşin içinden nassıl çıkacaktım? Ona bir doz potasyum siyanür verinceye kadar haftalarca ,günden geceye başka bir şey düşünemez olmuştum.

Sabrın da bir haddi vardır, hastayla bile. "

........../..........

" Öğretmenim. On yıldır Tenancingo, Zac da ilkokul öğretmenliği yapıyorum. Okulumun sıralarından çok çocuk geçti. Sanırım iyi bir öğretmenim.

O........ Panchito Contreras gelene kadar sanıyordum hiç değilse.

Ne bir sözümü dinliyordu, ne de bir şey öğreniyordu. Herhangi bir cezanın da yararı yoktu. Ne ahlaki, nede bedeni hiçbir cezanın yoktu yararı.

Korkusuz bir gururla bakıyordu gözümün içine. Yalvardım ona. Dövdüm de. Faydası yoktu. Öbür çocuklar benimle alay etmeye başlamışlardı. Bütün otoritemi yitirdim.

Uykularım, ağız tadım... Derken birgün artık daha fazla dayanamadım ve örnek olsun diye okulun bahçesindeki ağaca astım onu.

İdam ettim "

........../..........

" Excelsior gazetesini istedim, Popular ı getirdi. Delicado marka sigara ısmarladım, bir paket Chesterfield getirdi. Bir şişe bira istedim bir şişe siyah bira getirdi.

Kan ile bira , beraber yerde güzel bir görünüm değil "

........../...........

" O top kaçmazdı ! İmkanı yok yahu ! Topa şöyle bir dokunacaktı, kale bomboştu. Topu üsten avluya attı. Top girseydi maçı kazanacaktık. Çok önemliydi bu kaçan gol.

Kazanacağımız maçı bu kancık çingenelere kaptırıvermiştik ! Eğer ona attığım tekmeyle öbür düünyayı boyladıysa, tanrının izniyle orada topa nasıl vurulacağını öğrenir artık. "

Evet gerçekten birbirinden ilginç itirafların olduğu bu örnek suçları bence okumalısınız.

Gördüğümüz gibi her an ,her yerde, bir şekilde o kaçınılmaz gerçeğe ulaşabiliriz.


........../...........


"İnsanlar bir gün keşfedecekler uykunun önemsizliğini. Tanrı uyumaz. Adem Peygamberde uyumazdı. Hücreler uyumaz, mikroplarda uyumaz.

Filler iki saat uyur. Köpeklerse uyuyabildikleri kadar.

Başka bir şey söylemeyeceğim. İnsanlar günahlarını unutmak için uyurlar. hergün biraz daha fazla uyuyorlar. Geceye sahip çıkana kadar.

Başka bir şey söylemeyeceğim. Ölüler uyumaz. Ben de uyumam.

Uyuyanı öldürürüm "

sanem uçar


Max Aub un yazdığı Örnek Suçlar, 2009 yılında kurulmuş olan Tiyatro Mat tarafından sahnelenmiştir.


Oyunun künyesi ;

Oyun : Örnek Suçlar
Yazar : Max AUB
Çevirmen : Memet BAYDUR
Yönetmen : Bihter ALTAY
Y.Yönetmenler : Sinem CEYHAN – Tuğba YARBAĞ
O.Asistanı : Sultan ÖZDEMİR



Oyuncular

Sultan ÖZDEMİR
Tarık DAVUTOĞLU
Yunus DERİN
Teoman GÜL



....

sudaay 11.08.2010

ilk okuduğumda gerçek mi kurgu mu olduğu konusunda çelişkiye düşmüştüm
sonra ne farkeder ki demiştim, hepimizin böyle anları olmamışmıydıi sanki..
sadece yeterince ileri gidememiştik-tek fark bu..

kitabı okuduğumda 29 yaşlarında bu duyguyu sadece 2 kişi için
hissettiğimi düşünmüştüm-şu an 45 yaşındayım geçen süre içinde en fazla
sanırım 1 kişi daha eklenmiştir bu sayıya:)

2 tane de ben ekleyeyim suçlara:

Önce onu düşümde öldürdüm,
sonra bunu gerçekleştirmek zorundaydım,
başka yolu yoktu...

........../...........

Aptal olduğu için öldürdüm onu, kötü niyetli, cahil, salak olduğu için, iki yüzlü, hırtın teki olduğu için, yalancı, kalpazan, hıyarın biri olduğu için, siz seçin nedenini ama şunu unutmayın ;
herhangi bir neden yeterlidir, iki tane gerekmez...




sanem ucar 11.08.2010

Dürüst olmak gerekirse her satırı insanoğluna ait özellikleri çok naif bir biçimde içinde barındırıyor. Eleştirel bir tavır takınmadan, insana bir ayna tutan ve insanı olduğu yansıtan özellikleri bana göre kitabı oldukça derinliğe sahip bir yapıya büründürüyor.

İnsana bir sürü güzel nitelikler yükleyip onu tanımlamaya çalışmak belki de yapılabilecek en büyük hatalardan biri. Doğanın ona verdiği özellikleri işine geldiği gibi kullanan diğer canlılardan çok farklı özellikleri olmayan canlı türlerinden biri insan.

Bu kitapta çok güzel bir itiraf daha var. Okuduğumda en fazla düşündüğüm itiraf olmuştur.

Bizler eleştiriye tahammülsüzüz. Bir çok nitelik yükleyerek kendimize anlayışlı, olgun, sevecen tanımlamalarla kendimizi sunarken genellikle iç dünyamızda bunun tamamiyle dışında esen rüzgarları göstermemeye çalışıyoruz.

Aynı fikirde, aynı düşüncedeysek sorun yok, ama eğer benim gibi düşünmüyorsan, benim gibi davranmıyorsan, benim gibi hissetmiyorsan seni sevemem.

Seni sevmem aynı kulvarda koşmanla doğru orantılıdır.

Aynılık varsa kabulümsün, yoksa seni ret ederim, üstelik kendimce çok haklı sebepler üreterek....

........../..........

Sebzeli işkembe çorbasını çok severim. Zaten sakatattan çok sevdiğim bir yemek yoktur.Daha lezzetli bir şey olabilir mi?Dokuz yaşından beri bilirim işkembenin tadını.

Bu çocuk hayır diyordu, istemiyorum, olmaz, yemeyeceğim. Hoşlanmıyormuş. Daha tatmamıştı bile! Mızmızlanıyor, direniyor, ağzını sımsıkı kenetliyor, kafasını iki yana sallıyordu.

Bir lokma olsun tadar değil mi insan? Ağlamaya başlayınca ısrar etmeyi kestim. Dayağı yediği için öldüyse suç onundur.

Biliyorum benim oğlum olması hafifletici bir neden değil. Ama bir tabak sebzeli işkembe çorbası, nefis pişirilmiş ağzınıza layık saf işkembeden yapılmış , iştah açıcı....

Ve bu aptal velet, hayır , yemem de yemem diye tutturmuştu.

Sırf inat etmek için."



sudaay 22.09.2010

Tomris Uyarın Gündökümü-II kitabını okurken onun da bu kitabı okuduğunu ve kitapla ilgili görüşlerini yazdığını görünce çok sevindim nedense-bu tür rastlantılar herzaman hoşuma gitmiş heyecanlandırmıştır beni. Sizlerle de paylaşıyorum:

Örnek Suçlar Ülkesi

Max Aub'un Örnek Suçlar'ını okurken, yapıtı kıvrak Türkçesiyle dilimize oturtan Mehmet Baydur'un da son sözde sorduğu sorulara takılmamak elde değil. Bu cinayetler ya da suçlar, gazetelere geçmiş gerçek cinayetlerden derlenmiş bir güldeste mi yoksa bütünüyle yazarın ince ince işlediği ( her iki anlamda) bir cinayetler dizisi mi?

Ama üçüncü bir olasılık ta sözkonusu. Tetiği çeken, gazete haberleri de olsa, kurşunu yazarın kendisinin saplaması. Siz de benim gibi yazar eli değmemiş, onun kurgu becerisiyle yeniden yaratılmamış bir malzemenin yalnızca hammadde sayılabileceği görüşündeyseniz üçüncü olasılıkta direteceksiniz demektir. Hele o malzeme özgün bir kara mizah anlayışının sınırlarına giriyorsa.

Kitap, ilk bakışta, yaşamın somutluğu karşısında ölümün boşunalığına bıyık altından gülüyormuş izlenimini uyandırıyor. Ama içini biraza daha okuduunuzda, yazarın yaşamın somutluğu konusunda da bir takım kuşkuları olduğunu anlıyorsunuz.Başımıza her an her şey gelebileceğine göre ölüm de yaşamamın bir parçasıdır, o da yaşam kadar somuttur görüşüyle yazar birdenbire felsefenin alanına adım atıp sözgelimi intiharın absürtün sınırlarına girmediğini ileri süren Camus ile dalaşıyor. Çünkü her cinayet biraz da intihar değil midir?

Aubun kendi yarattığı ya da polisteki ifadelerinden yararlandığı kişilerin çoğunu, işledikleri cinayetten çok, onun mantıklı bir hesabını vermek zorunda kalmaları ölesiye yaralıyor.

"Tepeden tırnağa ıslattı beni otomobiliyle. Tamam, bu olup bitti. Ama çoraplarım bile ıslanmıştı. İşte buna eyvallah diyemezdim. Herşeyin bir haddi vardır. Ne olacak, bu sefer bir yaya, boktan bir şoförü öldürdüyse? Gürültüyü ayyuka mı çıkaracağız? " ya da:
"Hayır canım, kendimi de öldürecektim, ama tabancamın topu sıkıştı. Vallahi kendime ayırmıştım son kurşunu (...) "

Aub'un çok nce ayrıntılarla ufak sürçmelere dayalı karamizahı, okura kurşun sıkmakla yetinmiyor, kurşunu sıkan okur olsa acaba ne olurdu sorusunu da getiriyor.

"Öldürmek, acımadan öldürmek, ileriye devam etmek için, yolu temizlemek için, yorulmamak için öldürmek" sözcüklerini okuduğumda bu uğurda kendi hazırlayabileceğim liste gözümü korkuttu doğrusu. Örnek Suçlar Ülkesinde yaşayan biri kimliğiyle önce kimleri haklamam gerektiğini düşündüm. Onlar, iyi ki yüzyüze kolaylıkla gelebileceğim kişiler değildi de içime su serpildi.

Geceleri inşaat gürültüsünden, dişlerimdeki dolguları zangırtadan burgulardan, sabahlara kadar odayı belli aralarla tarayan ışıklardan kurtulamayacağım için salonda, yerde uyuyorum şimdilerde. Geçen yılda öyle yapmıştım. Bu kere, sabahları mahalleyi dolaşan kasetçilerin sonuna kadar açtıkları-müzik mi desem- her neyse işte onunla uyanıyorum. Bu sıcaklarda toz toprak girmesin diye camları da kapalı tuttuğuma göre sinirlerimin iyice bozuk olduğu varsayılabilir. İçimden güzel bir cinayet işlemenin tam sırası diye geçirmediğim söylenemez. Ne yazık ki Örnek Suçlar Ülkesinde hedef bolluğundan geçilmediğinden belli bir hedefe yönelmek güç: Akşamüstü para bozmayan taksiciler, sizi kuyrukta bekletirken bütün çabaları çay içmek olan banka memureleri, illa da balık yemenizde direten garsonlar varken.

Bu sıkıntılara bir ara verip biraz dinleneyim diye Şileye gitmiştim geçenlerde iki-üç günlüğüne. Değirmen Otelinin taraçasında akşamüstü keyifli bir yemek yemeğe hazırlanırken bir bomba patladı sanki. Turisler kaçıştılar. İçkileri ve yemekleri telaşla örttük. Belediye kamyonu o saatte böcek ilacı püskürtüyormuş meğer. Edindiğimiz bilgilere göre ilacın insan sağlığına zararlı bir etkisi yokmuş. Böcek de olsa bir canlıyı öldürebilecek güçteki bir zehirin başka bir canlıyı etkilemeyeceğine inanmak, laubaliliğin daniskası. İlacın etkisi bir yana, üstünüze sinen o yoğun sis, damağınıza saatlerce yapışan o pas tadı ne olacak?

Aub'un kitabında, laubalilik (öztürkçesi bulunmadığına göre demek yaşamımıza ötedenberi sinmiş bir kavram) yüzünden işlenmiş suçlara öncelik tanınmamış. Yaşasaydı, geçenlerde okuduğumuz şu cinayeti, kitabına katmadan edemezdi:

Pataloji profesörü, kapıcısını av tüfeğiyle vurduktan sonra şöyle diyor: "Bana Bekirciğim diyordu durmadan, kendisini kaç kere uyarmıştım."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.