12 Ekim 2011 Çarşamba

Ötekileştirmek



Ötekileştirmek

Sanırım hepimizin ayrımcılıkla ilgili düşünceleri az çok vardır.Bir çok yerde ayrımcılığa uğradığımızı söyleyip dertlenir dururuz. Dertlenmenin ötesinde mücadele edenlerde vardır kuşkusuz ama öyle bir sistem içersindeyizdir ki, ayrımcılığın ötesinde bir de bakarız ki ötekileştirilmişiz.

Ayrımcılık, ötekileştirmek.... hep iç içe olduğumuz kavramlardır çoğunlukla. Farkında değilizdir sadece bu olguların. Bir kaç gün önce arkadaşım Oya ötekileştirmek üzerine Milliyet blog ve sitemizde yazmış olduğu bir yazıyı yayınlayınca işler karıştı.Kuşkusuz bu işlerin karışması dolandagel de olmadı.Çünkü bizler ayrımcılık ve ötekileştirme üzerinde savaş vermiş kişiler olduğumuzdan bu anlamda bir anlamsızlık bu cepheden gelemezdi. Ama Milliyet gibi aslında önemsediğimiz bir gazetenin bloğundan bir yasaklama anında gelebildi.

Arkadaşımın konuyla ilgili olarak eklemiş olduğu fotoğraf sakıncalı bulunduğundan kaldırıldı.Bu anlamda hiç bir açıklama yapılmadan üstelik.

Şaşırtıcı değildi, yıllarca ayrımcılığa uğramış kişiler olarak yapılan anlamsızlık bizler için bilinen bir anlam taşıyordu.

Aslında bu fotoğrafın kaldırılıp kaldırılmaması konusunda çok fazla konuşma niyetinde de değiliz.Yani niyetimiz sansürü konuşmak değil. Bizim yapmaya çalıştığımız şey, ayrımcılık ve özellikle ötekileştirme konusunda bildiklerimizi, hissettiklerimizi, yapabileceklerimizi, düşündüklerimizi sizlerle paylaşmak...


Multimedia




Oya Tekin 12.09.2009

Hayatın her alanında ayrımcılıkla karşılaşıyoruz. Kimimiz hayata gelirken bu ayrımcılıkla doğuyor, kimimiz ise şartlar içerisinde karşı karşıya geliyoruz. Her iki öyküde de anlatmaya çalıştığım sakat kimliklerin dışarıdan nasıl görüldüğü idi, nasıl algılandığıydı. Çünkü en hissedilir ayrımcılığa onların uğradığını düşünüyorum. Sadece fiziksel ayrımcılığa da uğramıyorlar. Bunun içerisinde gözle görülen ve görülmeyen çok fazla ayrımlar var. Şimdi yine bu öykülerden yola çıkarak ötekileştirilmenin, ayrımcılığın yaşamımızın ne kadarında neden var olduğunu tartışmadan önce şunu sormak istiyorum öteki olana öteki olduğunu hissettirirken kendimizi de bir yerde ötekileştirmiyor muyuz?



titus andronicus 14.09.2009

Zor bir konuya adım attığınızı hemen söyleyebilirim.

Oya hanım ın ötekileştirmek üzerine yazdığı yazıyla ilgili olarak düşüncelerimin bir kısmını yazmış olmakla birlikte özetlemek gerekirse ilk bölümde ben ötekileştirmeyle ilgili herhangi bir düşünceye rastlamadığımı bir kez daha söylemek istiyorum.

Çok doğal bir içgüdüsel davranışla o yaş gurubunda olması gereken "ben merkezci" ve cinselliğinin farkında olmanın beraberinde getirdiği bir tutum sadece.

Kuşkusuz burada da bir başkasını ret etme var yani bu davranışı onaylıyorum anlamında değil yazdıklarım. Ama ötekileştirme çok daha bilinçli bir şekilde bir politikayla yapılan bir davranıştır.Ve öylesine geniş bir kavramdır ki sadece sakat olgusundan yola çıkarak ötekileştirme eylemini masaya yatıramazsınız yanlış gibi geliyor bana.

Aslında farkında olmadan oya hanımda bir ötekileştirme yaptığının ne kadar farkında acaba?

"Çünkü en hissedilir ayrımcılığa onların uğradığını düşünüyorum." cümlesiyle ötekileştirme eylemi ister istemez başlıyor.Gerek ülkemizde gerekse dünyada bu anlamda istatistiksel bir araştırma yapılmışmıdır bilmiyorum ama egemen güçlerin önderliğinde etnik guruplar belki de en fazla ötekileştirme eylemine maruz kalıyor olamazlar mı?

Ya da dini açıdan baktığımız da belki de ötekileştirmenin en büyük sancısını bu açıdan bakanların oluşturduğu düzen gerçekleştirebilir mi acaba?

Peki ya cinsel tercihini farklı yapanların ötekileştirilmesi daha mı azdır?

Burada en büyük yanlış bu anlamda nicel bir yaklaşımı öne çıkartmak olur.

Bence tanımla başlamada fayda var....

Nedir ötekileştirmek?

Sorunuza yanıt verilerek tartışmaya başlamak bana göre biraz ters ne yazık ki...

Hayır oya hanım,öteki olana öteki olduğunu hissettirirken kendimiz ötekileşmeyiz, sadece tatmin oluruz. "Çünkü ötekileştirmeyi yapan kişi kendini ister istemez doğru olan tarafa koymuştur, yanlış ötekidir ve o doğruyu yapıyordur....Bir başkasını ret etme insan doğasında vardır, ötekileştirmenin olması için onu yok etme eyleminin de oluşması gerekir.Hepimiz bir şekilde bir başkasını kabulde zorlanabiliriz, dile getirebiliriz bu duygumuzu, ortak yaşam alanlarında iyi yada kötü beraber nefes alırız.

Ancak ötekileştirmede bilinçli bir yok ediş vardır.Şuanda ben sizin düşüncenizi ret ediyorum ama sizi ötekileştirmek gibi bir duyguyla değil.

Lüften arada ki farkı iyi anlayalım...."



Sanem Uçar 14.09.2009

Şimdi izin verirseniz ben buraya kadar olan kısmı biraz özetleyeyim.

Arkadaşım Oya bir yazı yazdı ve yazısına uygun olarak uğradığı her zamanki haksızlığı simgeleyebilmek için bir fotoğraf kullandı ve bu fotoğraf olay oldu. İnsanların büyük bir kısmı da konunun ana fikrinden çok fotoğrafı merak etme dürtüsüyle hareket ettiler.

Oysa o fotoğraf sadece bir ayrıntıydı.

Aslında sayın titus a biraz yakın düşüncelerim var. Öykü sakat bir çocuğun yaşantısından minik bir kesim veriyor ilk bölümde. Ve doğal olarak yaşıtları olan sakat olmayan çocuklar ön ergenlik dönemiyle birlikte kızlarda erkeklerden önce gelişen cinselliğin farkındalığında kendisini dünyanın merkezinde görme eyleminin bir yansıması var.

Tabikii bunda alışagelmiş davranışlarında payının olduğunu söyleyebiliriz. Kulağımıza fısıldanan şeyler ayrımcılık içerir bazı konularda. Burada sayın Titustan biraz ayrı düşünüyorum.

Güzel, normal, doğru vs. gibi kavramların tanımlarının beynimizin gizil köşelerinde yer etmiş şekliyle bu tanımlamanın dışında olanları merak etme olgusu kaçınılmazdır.Ve minicik yaştayken belirlenen tanımların dışındakileri farklı görmek öğretilir bizlere.

İçinde yaşadığımız kapitalist sistemde bunu körükler. Sanırım sayın titus uzun yazamadığı için bunları aktarmak istedi ve doğal olarak ta okulun bahçesinde gelişen olayları var olan nesnel koşullar doğrultusunda normal olarak değerlendirdi.

Eğer yanılıyorsam beni düzeltiniz sayın titus.

Buna bende katılıyorum. Bu öyküden yola çıkarak işte burada ötekileştirme yapılmıştır anafikrini kolaylıkla çıkartamayız. İkinci öyküde ise kocaman bir adamın merakını da doğal karşılıyorum işin komik tarafı. Kuşkusuz öyküdeki kişi her zaman karşılaştığı bir olayla dolma noktasına gelmiş olmalı ki karşısında saçmalayan bu adama gerekli cevabı ve davranış biçimini göstermiştir.

Bu merakı anlıyor olmakla beraber içinde barındırdığı hakareti görmemezlikten gelemiyorum.

Biz Oya ile birlikte engellilerle ilgili bir çok çalışmanın içersindeyken sakatlarla beraber olmaktan zevk alan kişilerin varlığını da öğrendik.Bu kişi de merak ın ötesinde bir devotee olabilir. Yani sakatlarla özellikle amputelerle beraber olamaktan cinsel keyif alan kişiler anlamındadır bu.

Peki sakatlık ne zaman ötekileştirme olarak ele alınmalıdır?

Eğer biz sakatları ikinci sınıf vadandaş şeklinde görüp tüm yaşamı sakat olmayanlar üzerine kurgularsak mesele ötekileştirmeye girer.

Peki bunu yapıyormuyuz?

Tabikii yapıyoruz!

Bir sakatın sakat olmayanlar gibi yaşamın her alanında insanca yaşaması söz konusu mu bizim ülkemizde?

Okullarına gidebiliyorlar mı?, taşıtlardan yararlanabiliyorlar mı?sağlık giderlerinden yaralanıyorlar mı?, , gerizekalı, zavallı tanımlamalarına maruz kalıyorlar mı? çalışabiliyorlar mı? sevebiliyorlar mı? aşık olabiliyorlar mı? cinselliklerini yaşayabiliyorlar mı?....

Binlerce soru oluşturulabilir ve bu soruların yanıtları doğrultusunda sakatları ötekileştirip ötekileştirmediğimizin yanıtını bulabiliriz.

Kuşkusuz sayın titus ta sakatlar ötekileştirilmiyor demiyor, bir yerden başlayacaksak nicel olarak kimin daha fazla ötekileştirildiğinin önemi olmadığına bende inanıyorum. Çağdaş, uygar ülkelerde ötekileştirme bu denli yoğun değildir. Ötekileştirme daima vardır ve yoğunluğun ölçüsü işin dramatik göstergesidir.



Oya Tekin 15.09.2009

Sevgili Titus ötekileştirmenin olması için onu yok etme eyleminin de olması gerekir diyorsunuz buradan yola çıkarak da Arzu’nun Sitem’i ötekileştirmediğini tam tersine bunun cinselliğinin farkında olarak benmerkezci bir yaklaşım olduğunu vurguluyorsunuz. Bir yerde söylediğinize katılıyorum. O yaşlarda kendini beğenmenin bir dürtüsü bir yaklaşım var ancak yıllar sonra Sitem ve Arzu’nun karşılaşmasını aktarmadığım için bu itişin sonraki yıllarda Arzu’ya nasıl yansıdığını bilmiyoruz. Öncede sormuştunuz kurgumu diye hayır kurgu değil ne yazık ki yaşadığım gerçekler…

Arzuyla yıllar sonra karşılaşıldığında Arzu istediği hayata kavuşmuş çok saygın denilecek bir iş adamının karısı olmuştu. Konu eskilerden açılınca Arzu’nun o günlere yönelik sözlerini aynen aktarıyorum. Konuşmanın tamamını ve nedenlerini vermeyeceğim sadece tek cümleyi aktaracağım.

“Biliyor musun sakatlardan hep nefret ettim ve bugün eşim sırf ben istemiyorum diye sakat eleman almıyor işe…”

İşte bu cümle o yıllardan başlayan bir sürecin bugünlere gelmesini ve iş sahalarını kendi alanlarında sakatlara daralttıklarının bir yerde onları yok edişlerinin bir göstergesidir. Ben o örneği verirken çocukken beyinlere işlenenler bir şekilde yaşamlarımıza işliyor yıllar sonra o çocuklar yönetici olarak bir yerlere gelerek bu alanları o mantıklarla şekillendirdiklerini anlatmak istemiştim. Zaten Sanem’de kısaca değinmiş buna. Burada da bir yok ediş yok diyebilir misiniz?

“Çünkü en hissedilir ayrımcılığa onların uğradığını düşünüyorum” derken burada aslında anlatmak istediğim farklıydı sanırım en çok buna takıldık. Buda ben ide ötekileştirme yapan konuma soktu. :) Hemen düzelteyim elbette ki kimin ne kadar ayrımcılığa uğradığının, ötekileştirildiğinin önemi yok. Zaten bu anlamda her hangi bilimsel bir çalışmada yok. Burada anlatmak istediğim sakatların bu anlamda daha yetersiz kalışları. Çünkü dini, etnik ve v.s ötekileştirmenin sonucu her iki tarafta bir şekilde güçlenerek karşı karşıya gelip birbirlerini yok etmeye başlamışlardır. Oysa sakatlardaki durum tamamen tek taraflı yok oluştur ve bu gizli gizli sinsice yapılmaktadır. Bunun için o kadar çok örnek verebilirim ki. Hitlerin üstün bir ırk yaratmak adına tüm sakat ırkını diri diri öldürmesinden sayında şuan ki hükümetin gizli politikası arasında sakatlara verilen hakları bilinçlice yok edişine kadar. Yoksa amacım ötekileştirmenin sakatlar üzerinden işlenmesi değil. Bunun için böyle bir cümle sarf etmedim. Anlatmak istediğim aslında buydu.

Sanemle beraber engelliler konusunda çok çaba sarf ettik öyle ki sakatlar arasında sağlamlara yönelik oluşmaya başlamış ayrımcılığa karşı duruyor olduğum için sakatların yüz karası bile oldum. :) Yani anlayacağınız ayrımcılığın karşısındayken ayrımcılık yapan bir insan olamam değil mi?

Konuya sakatlar üzerinden girmişken birkaç örnek daha vermek istiyorum yok edilişin onların üzerinde nasıl yapılıyor olduğunu görebilmek adına. Türkiye’nin çok ünlü bankalarından biri sakat alımı yapmama gerekçesi olarak görsel kirliliği gösteriyor bunu biliyor muydunuz? Bu bir yok ediş değil midir? Sakatlarla ilgili çalışmalarda bulunduğum dönemde onlara yönelik birçok organizasyon düzenledim ve Türkiye’nin sayılı otellerinden birinin sezon içerisinde sakatları otellerinde ağırlayamayacaklarını söylemelerine tanık oldum. Basın kimliğimle devreye girince onay verilmesi de ayrıca komediydi. Şimdi buda başka bir yok ediş değil midir? Arzu gibi çocukluk döneminde şekillenen düşüncelerin ürünü değil midir?

Ve diğer ötekileştirmeleri dile getiriyorsunuz. Emin olun o ötekileştirilmeleri de canlı yaşayan biriyim. Türkiye’nin çok ünlü bir firması tarafından sadece doğum yerimden dolayı “biz iş yerimizde doğulu çalıştırmıyoruz” diyen şirket sahibi ile karşılaşmış ve Sanem’in de çok yakından şahit olduğu sırf doğulu olduğum için potansiyel suçlu gözüyle bakılıp üzerine hareket boyutlarında konuşmalara maruz kalmış biri olarak kalkıp diyemem sakatlar daha çok ayrımcılığa uğruyor yada etnik kimlikler. İşin komik yanı cinsel kimliğimle de dalga geçilmişken hiç birini söyleyemem. Tabii hemen burada yanlış anlaşılma olmaması için düzelteyim. :) Cinsel kimliğim derken devotların baktığı pencereyi kastediyorum. Bir başka gündemde devoteler üzerine de yazarız şu an yüzeysel konunun anlaşılması adına belirtmek istedim. O yıllarda Mahmut’un devot olup olamadığını bilemezdim ama engelli camiasında bulunduğum dönemlerde o günleri sorguladığımda cümlelerin içinde böyle bir düşünce olması olası geldi. Bugün hala bunun cevabını bilmiyorum ama olmaması olası da değil.

Tüm bunlardan sonra sanırım ötekileştirmenin sadece politik bir yok ediş olduğunu söyleyemeyiz öyle değil mi? Bir şeyin daha altını çizmek istiyorum konuyu açarken sadece sakatlar üzerinden gitmek değil amacımız her anlamda konu üzerinde konuşalım istiyoruz. Böyle bir anlaşılma varsa baştan düzelterek kaldığımız yerden devam edelim diyorum konuya…



titus andronicus 16.09.2009

Oya hanım bu şekliyle giderseniz anlaşamayız sizinle:)

Evrendeki en gaddar yaratıklar bakmayın siz yine o çok sevimli çocuklardır.Sineklerin Tanrısı boşuna yazılmamıştır.

Çok ta önemli değil, bu anlamda benim söylemeye çalıştıklarım, önemli olan Ötekileştirmek konusudur ve bu konu da tartışılacaksa diğer konular veya söylemek istediklerimin çok önemi yoktur.

Hitler gerçek anlamda bir ötekileştirme yapmıştır size katılıyorum ama ötekileştirme eyleminde en büyük nasibi etnik köken almıştır sakatlar değil, emin olun.

Ancak bu sakatlar ötekileştirilmiyor anlamına gelmesin.Tabikii sakatlar ötekileştiriliyor belki Türkiye de en fazla sakatlar ötekileştiriliyor.Ben uzun yıllar Türkiye de yaşamış olsamda şu anda Türkiyede yaşamayan biriyim. Bu sebeple tüm olaylara salt Türkiye gerçeğiyle bakamayacağım kusura bakmayın.

Eğer konu Türkiyede ötekileştirmek olmuş olsaydı haklı olabilirdiniz. Yine de isterseniz konuyu daha da dar alana almak amacıyla Türkiye genelinde de konuşabiliriz.

Ancak biliniz ki eğer Türkiye gerçeğiyle olayı tartışacaksak Türkiyedeki her anlamdaki ötekileştirme politik nedenlerle bir amaç doğrultusunda yapılır. Türkiye gibi geri kalmış ve emperyalizmin çarkları arasında herşeyden önce her türlü kültür erezyonunun oluştuğu bir yapıda insanların insan gibi düşünmemesi, değerlerini kaybetmiş olması vs. zaten politik bir yapılanmanın sonucudur. Doğal olarak sakatlara bakışta ayrımcı davranışlar olduğu gibi, ayrımcı uygulamalar ve bunun çok daha baskın şekli Ötekileştirme de bilinen anlamda bir politikayla yapılmış demektir.

Kusura bakmayın, öykünüzdeki Arzu vs. herkimse gerçek oldukları kadar var olan sistemin oluşturduğu bir beyne sahip olduklarından yaptıklarını yapmaya , hissettiklerini hissetmeye devam edeceklerdir.

Türkiyede sakatlara karşı ötekileştirmeye verdiğiniz örneği çok iyi anlıyorum. Bakın bu da kapitalizmin politikalarından biridir. Bu anlamda buna benzer uygulamalar kapitalizmin vahşi çarklarının hüküm sürdüğü her yerde aynıdır. Görüntü kirliliği adı altında sakat olan bireyler Türkiyede işlere alınmazken gelişmiş ülkelerde kapitalizmin mantığı aynı işlemekle beraber ülkemizde kazanılmamış haklar nedeniyle sahip olunmayan bir sürü özellik oralarda önemli olduğundan hukuk çerçevesi içersinde doğru yola girer.

Yani Avrupa da da, Amerika da da yasalar olmasa sakatlar işe alınmazlar emin olun.

Şaka olarak kabul edin:) Siz en büyük ötekileştirmeyi yaşamaya mahkumsunuz. Sakatsınız, kadınsınız ve doğulusunuz üstelik. İnanın bütün bu davranış ve söylem biçimleri bilinçli bir politikanın ürünleridir.



Oya Tekin 16.09.2009

Sevgili titus gecenin bu saatinde beni gülümsettiniz. :) Kısada olsa şimdilik en azından yazdıklarınıza hemen bir şeyler söylemek istiyorum. Birincisi ve en önemlisi sakatların en çok ötekileştirildiği ile ilgili açıklamamla konuyu düzelttiğimi sanıyordum ama hala düzeltemedim sanırım. Burada kimin ne kadar fazla aldığını tartışmaya kalkışırsak işin içinden çıkamayız kaldı ki böyle bir şeyi söylemek zaten bilimsel olmaz.

Ben o cümlemle alakalı bir açıklık getirmiştim. Türkiyeden örnekler verdim çünkü hala burada yaşıyorum ve önceliğim ülkemdeki yapılanlar. Tabii bunu yaparken yurt dışında olanlarla karşılaştırmalar yaparak gitmek. Sakatların nerede ne kadar haklar kazandığının karşılaştırmasını yapmadan bir örnekle gideceğim yine. İngilterede taksi şoförlerinin bir sakat gördüklerinde hızlandıklarını bu işi yapan damadımızdan duydum. Bunun sebebi de kaybettikleri zamanmış. Yani ne kadar haklarda verilse yok edişler bir şekilde var bunun çokta gelişmişlikle alakası yok.

Dediniz ya orada yasalar bağlayıcı olmasa fark olmazdı diye. Bazen yasalarda bir işe yaramıyor sözde bizde de yasalar belli oranda özürlü çalışmasını söylüyor ama ne yazık ki kılıfını buluyorlar. Ve yine en şiddetli engelli hareketlerinin İngiltere ve Amerikada olduğu düşünülürse engelli bireylerin oralarda gelişmeyle orantılı yaşamlarında zorluklar var. Yani kısaca gelişmişlik artıkça ötekileştirmede şiddetini değiştiriyor ama her şekliyle varlığını koruyor. Şimdi bence şöyle gidelim ötekileştirilme ne zaman varlığını hissettirir ne zaman ötekileşen olunur? Buradan gidersek belki daha iyi anlaşırız. :))) Kısa yazacağım demiştim değil mi? :)))



Sanem Uçar 16.09.2009

Bir konuyu kesinleştirmek gerekiyor. Gerçekten ötekileştirme hangi alanda olursa olsun, bilinçli bir politikanın yapılanması sonucudur bu konu da kesinlikle sayın titus a katılıyorum.

Yaşarken çok farkında olmadığımız alışkanlıklar belli bir sistemin bizlere öğrettikleridir. Ve dünyada sosyalist bir düzende değil bildiğiniz gibi. Artan bir hızla kapitalizmin tüm vahşiliğini her yerde görüyoruz. Sadece bir çok şeyi kanıksadığımızdan, yapılanlar ister çok gelişmiş olsun isterse az gelişmiş olsun heryerde aynılık gösterecektir.

Bir farkla;

Bizim gibi sanayi devrimini tamamlayamamış ve başka ülkelerin boyundurluğunda olanlar insan haklarıyla ilgili her şeyi elde edemediğinden, sosyal bir devlet olamadığımızdan ayrımcılıkta, ötekileştirmekte çok daha yoğun olarak görülecektir.

Ne yazık ki ayrımcılığı yada ötekileştirmeyi bu anlamda yok etmek bu sistem söz konusu olduğu sürece olmayacaktır.

Gelişmiş ülkeler bu anlamda mücadelelerini verdiklerinden kazanılmış hakları vardır . Ve bu da sosyolojik bir gelişimin sonucudur. Tarihin nesnel koşullarında yapılması gerekenler, yaşanılması gerekenler yaşanılmazsa ortaya çıkan sonuçları değiştirmek te bir o kadar zordur.

Çok yakın bir zaman diliminde 12 Eylül ve sonuçlarını tartıştık mı bilmem ama benim içinde ötekileştirmenin kelimenin tam anlamıyla bilinçli bir şekilde adım adım yapıldığı bir dönemdir 12 Eylül.



Hemen sonuçları yazayım;

* 650.000 kişi göz altına alındı.
* 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
* Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
* 7 bin kişi için idam cezası istendi.
* 517 kişiye idam cezası verildi.
* Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı).
* İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi.
* 71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
* 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.
* 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
* 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
* 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
* 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
* 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
* 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.
* 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
* 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
* 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
* 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
* Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
* 31 gazeteci cezaevine girdi.
* 300 gazeteci saldırıya uğradı.
* 3 gazeteci silahla öldürüldü.
* Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
* 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
* 39 ton gazete ve dergi imha edildi.
* Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
* 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
* 14 kişi açlık grevinde öldü.
* 16 kişi -kaçarken- vuruldu.
* 95 kişi -çatışmada- öldü.
* 73 kişiye -doğal ölüm raporu- verildi.
* 43 kişinin -intihar ettiği- bildirildi.

İşte bunlar ötekileştirmenin bir politikayla yapıldığının en ama en belirgin kanıtlarıdır. Ötekileştirme siyasi bir yapının yansımasıdır.




titus andronicus 17.09.2009

Evet, Sanem hanım ın da tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğu gibi Ötekileştirmek; kesinlikle bir politikayla, bilinçli bir seçimle , zaman zaman herkesin kolaylıkla görebileceği şekilde, yada zaman zaman farkına bile varmadan kanıksadığımız, kanıksatılan davranış ve düşünce biçimiyle yapılır.

Amacı nedir ötekileştirmenin?

Kendi varlığını , doğruluğunu, haklılığını öne çıkartmak ve seni bir hiç yerine koymak ve hatta yok etmektir.

Çok sesliliği, renkliliği yok ederek tek tip düşünce, model,ortaya koymak ve bunu kendi kişisel çıkarları için kullanmak.

Bunu elde edebilmek için kişilerin aklını bulandırarak, her yolu mübah sayarak, kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden kişiler yaratmak....

Sorunuzun yanıtı burada Oya hanım...

Ötekileştirme her zaman yapılır , özellikle kendi çıkarlarımız daha ön plana çıkacaksa...
Ötekileşen de doğal olarak her koşulda olacaktır. Aristo mantığı gibi algılayın.
Ben varsam ben olmak zorundaysam, sen ötekileşeceksin, yani yok olacaksın...

Bugün için sakatlar, kadınlar,etnik kökeni farklı olanlar, farklı siyasi düşünceye sahip olanlar bir şekilde ötekileştiriliyorsa aynı mekanizma, gereklilik görüyorsa sağlam olanları tehlikeli gördüğünde ilk ötekileşmeye uğracaklardandır:)

(Düşüncemi açıklamak için verdiğim ütopik bir örnek bu)



Sanem Uçar 18.09.2009

Bu video piyanist Peter Kater ve Kızılderili müzisyen R.C.Nakai tarafından beraberce yapılmış bir albümden bir kesittir. Albüm ; "How The West Was Lost" adlı albümdür.

Kızılderililerin herşeylerini nasıl kaybettiklerini ve ötekileştirildiklerini anlatan harika bir albümdür. Tüm albümü dinlemenizi isterdim ama videodaki müzikte şu an için yeterlidir. Hemen hemen tüm albümdür.




Sanem Uçar 03.10.2009

Evet ötekileştirmek bir çok anlamda kendisini bulurken müzik eğitimi almış biri olarak ister istemez ötekileştirmeyi içinde barındıran şarkılara da uzanmadan edemiyorum.

Bob Dylan bir çok anlamda herkes için önemli büyük müzisyenlerden biridir.Her şarkısında farklı şeylerden söz eden ama hemen hemen tüm şarkılarında ötekileştirilenlerden izler bulacağımız 20. yüzyılın en büyük ozanlarındandır.

Onun ilk albümlerinden biri olan House Of The Rising Sun hem melodik yapılanması hemde sözleriyle öylesine güzeldir ki...

Gerçi bu parça ona ait değildir ve bu parçanın çok ama çok sihirli bir yapısı olmalı ki hemen hemen tüm müzisyenler tarafından seslendirilmiştir.

Çok eskilere gider bu parçanın geçmişi...

1920 li yıllara kadar inebilen eski bir İngiliz baladıdır.Bir madencinin çelimsiz
kızı Georgia Turner tarafından ilk sözleri yazılmıştır.1940’larda efsane Woody Guthrie ile bugünkü bilinen haline getirilip tüm kıtaya yayılmıştır.60 lı yıllar ise hepimizin bildiği gibi protest müziğin hüküm sürdüğü yıllardı ve o dönemin efsanevi gurubu Animals tarafından Eric Burdon ile öylesine farklı bir şekilde yorumlandı ki, o günden itibaren hiç dillerden düşmeyecek bir şarkı haline geliverdi.

Pekii bu şarkıyı böylesine önemli kılan unsur ne olabilir?

Sanırım içinde gerçeği barındıran ve herkesin bir şekilde ayrımcılığa uğradığı, farklılaştırıldığı yada ötekileştirildiği bu dünyada kendimizden izler bulmamız olabilir mi acaba?

Bu bir genelev şarkısıdır. Daha doğrusu bir ağıttır.

Blue jean diken terzi bir ananın kızının New Orleans’lı bir kumarbaza aşık olup yoldan çıktıktan sonra, anne sözü dinlemiş olsaydı evinde olabileceği kendisinin de doğan güneşi erkeklerin koynunda değil evinde izleyebileceği, pazarlanan kadınların ağıdır.

Ve bir yakarıştır aynı zamanda küçük kardeşine. Tükenmişliğin,satılmışlığın,pazarlanmanın, zincire vurulmanın sancılarıyla küçük kardeşe doğan güneşten uzak durması için yakarışıdır.

Kimler söyledi bu şarkıyı?

Animals, BB King, Beatles, Blue Grass, Bob Dylan, Bon Jovi, Buster Poindexter, Charlie Byrd, David Allen Coe,Demis Roussos, Dolly Parton, Donna Fargo, Duran Duran, Elvis Presley, Everly Brothers, Gary Glitter, Grateful Dead,Guster, Hank Williams Jr., Jimi Hendrix, Jimmy Nail, Joan Baez, Kingston Trio, London Symphony Orchestra,Marianne Faithfull, Marie Laforet, Miriam Makeba, Mission Blues Band, Nina Simone, Odetta, Peter - Paul & Mary,Rage Against The Machine, Ramblin' Jack Elliott Santa Esmeralda, Scorpions, Sinead O’Connor, Supremes,Tangerine Dream, Ten Years After, Thin Lizzy, Tim Hardin, Tom Petty, Tracy Chapman, Vicky Leandros...

Of yoruldum:)

Söylenmeye devam edecekte, insanoğlunun bencilliği, kapitalist sistemin varlığı devam ettiği sürece ...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.