14 Ekim 2011 Cuma

Posteriori...



Posteriori kelimesi her ne kadar İtalya'yı hatırlatan bir kelime gibi gelse de kulağa mavi gezegende çok az kişinin bildiği bir yerdi.Aslında çoğunlukla ağza alınmazdı bu kelime. Sanki yasaklanmış bir kelimeydi.
Oysa mavi gezegenin en güzel beldelerinden biriydi.Nasıl başardıysa Posterioriler orada hep ılık bir ilkbahar hüküm sürerdi.Mavi gezegende konuşulan tüm dilleri bilirlerdi bu sebeple kendilerine ait bir dilin konuşulduğuna hiç tanık olmamıştı oraya gitmiş olanlar.

Büyük bir sessizliğin hüküm sürdüğü, doğanın senfonisini dinleyebileceğiniz ve mavi gezegene ait tüm renkleri görebileceğiniz mavi gezegendeki cennetti.
Hemen her yerde istediğiniz uzunlukta kalabilirdiniz. İnsana ait özelliklerin başında gelen acıkmak eylemi gerçekleştiğinde düşlemeniz yeterdi istediğiniz şeyi. Ama abartıya asla yer yoktu. Düşlerinizde size zarar verebilecek her hangi bir şey istediğinizde sözlü uyarı yerine kendi oto kontrolünüzü devreye sokan bir mekanizma "hayır, bunu istememeliyim, onun yerine daha sağlıklı olan şunu istemeliyim " şeklinde devreye girerdi.Doyurucu olmanın ötesinde ağzınızda kalan tat ise mavi gezegende asla bilmediğiniz farklı bir tat bırakırdı damağınızda.

Öylesine güzeldi ki her yer, yeşilin ve mavinin her tonunu bulabileceğiniz uçsuz bucaksız ovalarda, ormanda yada deniz kenarında nerede olmak isterseniz olabilirdiniz. Düşlemeniz yeterdi tabii.

Gözlerinizi hiç kapatmak istemeyerek bu güzelliği sindire sindire içinizde yaşamak isterken göz kapaklarınızın ağırlaşmaya başladığı anda uyku zamanının geldiğini hissettiğinizde kararmış gökyüzünden milyonlarca yıldız size göz kırpardı.Öylesine yakındı ki bu yıldızlar elinizi uzattığınızda avucunuza alacakmış gibi hisserdiniz.
Çok uzaklardan kulağınıza fısıldanan bir ninni gibi belki de evrendeki en güzel seslerden bir tanesi sadece size özel ezgisine başlar gülümseyerek gözkapaklarınız iyice ağırlaştığında kendinizi kocaman yumuşacık sanki bulutlardan yapılmış bir yatağın içinde bulurdunuz. Oraya nasıl geldiğinizi asla bilmezdiniz. Sadece sabahın ilk ışıklarında güneş yüzünüzü ısıtırken gözlerinizi açtığınız bir yerdi orası.

Mavi gezegende bu belde, isim olarak çok farklı olarak kullanılırdı. A posteriori şeklinde "sonradan gelen" anlamında deneylerle öğrenilmiş bilgi, bir felsefe olarak ele alınırdı.
Posteriorililer bu tanımlamayla hiç ilgilenmezdi. Mavi gezegende olup bitenlerle de çok fazla ilgili değildiler aslında.İlgilendikleri 6-12 yaş arasındaki mavi gezegenin mutsuz çocuklarıydı.Doğal olarak Posteriori yi görebilme şansına sahip kişilerde bu çocuklardı.

Mavi gezegen özellikle çocukların mutsuzluğu yaşamasına en elverişli yerdi belki de. Bu sebeple Posteriori ye mavi gezegenin dışından başka çocuk hiç gelmemişti.Posteriorilileri de evrenin dışından gelmiş yaratıklar diye düşünmemek gerekiyor, onlarda mavi gezegenin insanlarındandılar.Ama hiç kimse onlarla ilgili detaylı bir bilgiye sahip olmadığından varlıklarından habersizdiler.Bu beldeyi ziyaret edebilenler de çocuklar olduğundan arada sırada da olsa bir şeyler anlatmaya çalışan çocuklar ciddiye alınmaz, onların hayal dünyasının bir ürünü olarak görülürdü anlattıkları büyükler tarafından.Sonrada bir şekilde unutulup giderdi burada yaşanılanlar. Bir rüya gibi algılanırdı çocuklar tarafından.

Bu güzel belde de en zor işlerden bir tanesi de mavi gezegendeki en mutsuz çocuğu bulmaktı.Öylesine çok ve benzer mutsuzluklar görülürdü ki günlerce süren hararetli tartışmalara sebep olurdu karar verme merkezi.Seçim yapmak anlamında bir çok farklı yöntemlere ve teknolojiye sahip olsalar da Posteriori deki en yüksek sesli konuşmaların yapıldığı anlar bu anlardı. Bunun dışında sonsuz bir sükûnetin hüküm sürdüğü mavi gezegendeki tek barışçı yerdi.

Bir keresinde Erzincan'dan yedi yaşında bir çocuk üzerine tartışmışlardı aralarında.Türkiye'nin doğu bölgesindeki bu şehre medeniyetin göbeğinden bırakılıp terk edilmişti ailesi tarafından.Gerçek bir terk ediş değildi belki ama o günkü koşullarda çocuk tarafından terkediliş olarak algılanmış kendisine hiç bir şey söylenmeden onu abisiyle orada bırakıp tekrar doğup büyüdüğü yere geri dönen anne ve babasına ilk öfkeyi o zaman hissetmişti. Büyük bir yalnızlıktı hissettiği. İhanetin kelime anlamını pek bilmiyordu ama bu duyguya benzer bir duygu yaşamıştı. Ve ailesinin geri dönüp onu alacağı iki yıl boyunca bir gün bile sağlıklı olamamış sürekli hastalıklarla boğuşmuş ateş içindeyken bile annesinin ve babasının isimlerini sayıklamamak için verdiği mücadele hepsinden beter olmuştu.

Posteriori ye getirilmesine Yaşu karşı çıkmıştı. Saygı duyulurdu Yaşu ya ve kararları her zaman doğruydu, yanıldığı bir gün için bile görülmemişti.

"Şu anda büyük acılar çekiyor, ama dayanacak, içinde kocaman bir öfke oluşturdu bu onu ayakta tutmayı sağlayacak,ve yine bu öfke ona bağışlamayı ve sevmeyi de öğretecek, mutsuz olmayacak, buraya gelmesi geziden ibaret bir şeydir, verebileceğimiz bir şey yok ona" demişti.

Çocukların mutsuzluğunun değişkenliği karşısında uzmanlaşmış Posteriorililer bu çocukları Posteriori ye getirmeden önce tüm araştırmaları her defasında gözden geçirir, gerçek anlamda mutsuzluğu tüm hücrelerinde duyumsayan bir çocuğu seçmek için çalışmalarına başlamadan önce asla o çocuklar Posteriori ye getirilmezdi.

Posteriori de en mutsuz çocuğun bile bir süreliğine mutlu olabileceği ve mutsuzluğunu unutabileceği güzellikler öylesine çoktu ki.

Ve görevleri de bu çocukların yaşamlarını değiştirmek üzerine değildi.Asla mavi gezegendeki yaşam alanlarına müdahale etmek gibi bir niyet taşımadıkları gibi bu anlamda duygusallığa da yer yoktu.Posteriori de konuk oldukları sürede bu çocuklar bu mutsuzluklarıyla baş edebilecek güce sahip olarak dönerlerdi evlerine.



Tüm çalışmalar mavi gezegenden Posteriori ye gelecek çocuğu belirledikten sonra büyük bir sessizlik içinde yapılmaya devam ederdi. Hepsi konusunda uzmanlaşmış olan bu kişiler çalışmalarını sürdürürken konuk bölgesi farklı kişiler tarafından mavi gezegenden gelecek çocuğun özelliklerine göre yapılandırılırdı.
Burada da en heyecanlı kişiler kuşkusuz Posteriorili çocuklardı.Bir süre beraber olacakları bu yabancıyı büyük bir merakla beklerken tüm çocuklarda görmeyi istediğimiz mutluluğun yansıması her yere dağılırdı.Aslında yabancının gelişinde ortama uymada en büyük görev Posteriori li çocuklarındı.

Ne kadar güzel olursa olsun bir çocuk için hiç bilmediği kendisine tamamıyla yabancı bir yerde gözlerini açmak ve etrafında alıştığı her şeyden uzakta bir ortamda bulunmak korku vericiydi.Uzun yıllardan beri Posteriori de de hızlı değişimler ve gelişmeler gerçekleşmişti. Uzun yıllar önce Kenyalı Moi nin saatlerce süren ağlamasını susturabilmek için yapılan seferberlik Posteriori de anlatılan en komik hikayelerdendi mesela.
Yaşamlarında telaş duygusunu hiç yaşamayan Posterioriler için Moi ilk kez yaşadıkları bir duygunun ifade ediş biçimiydi.Güzel bir sonuca ulaşabilmek için verilen çaba anlamındaki telaş olarak yerleşmişti kendi dillerine.

Mavi gezegenden gelen her çocukla yeni bir şey öğrenmenin birlikteliğinde geliştirilen teknikler kusursuzluğa yakın bir yere taşımıştı Posteriori yi.

Yaşu, Posteriori de 20 yıldır Karar Merkezindeki görevini sürdüren en yetkili kişiydi.Konuk olarak gelen çocuklar konaklama yerlerinde Posterioriye alıştırılma seanslarından sonra bir şekilde Yaşu’nun karşısına çıkartıldığında bulunduğu yerden sürekli olarak konuğu izleyip notlar tutma işini bırakıp sımsıcak gülümsemesiyle karşılardı çocukları.Gelen çocuklar için o sımsıcak gülümseyişinde arzulanan tüm güzel
duyguların bileşkesi vardı.

Sanki mavi gezegendeki yerel bir yönetici gibi algılanılırdı Yaşu konuk çocuklar tarafından , oysa değildi.Bir çocukla iletişim kurabilmenin en kestirme yolu olan güven duygusunu kazanabilme becerisine sahip olması elindeki verilerin sağlamlığıyla birleştiğinde bir kaç saniye sonra aradaki yaş farkına aldırmaksızın konuğun en iyi arkadaşı oluverirdi.

O gün Yaşu karar merkezindeki odasında tüm dikkatini hayallerine vermişti.Yeni konuk için çalışmalar tamamlanmış ve sıra uygulamaya gelmişti. Yaşu 20 yıldır bu işin içinde olan biri olarak yorulduğunu düşünüyordu. Her ne kadar kurallar kesin ve net olsa da mavi gezegenden gelen her çocukla 20 yılda yaşadıkları ve hissettikleri kolay bir şey değildi.

Yorulmuştu...

Hollanda'dan gelecek Ede ile birlikte bu görevinin sonlanmasını istemiş ve bu karar onaylanmıştı.Bundan sonraki zamanını Postreriori nin muhteşem güzellikteki doğasında bir çeşit inzivaya çekilerek geçirmeye planlıyordu.

Mavi gezegenin soğuk bölgesinin müziğini daima çok sıcak bulmuştu. Bu yerlerden böylesine güzel müzisyenlerin çıkmasına hep şaşırmış olmakla birlikte kendisiyle baş başa kaldığında bu bölgenin müzikleri yankılanırdı odasında. Özellikle Ketil Björnstad’ın piyanosunda arındığını hissederdi.
Zaman zaman hiç farkına varmadan yüzünü ıslatan gözyaşlarıyla kendine gelir, beraberken ağlayamadığı mavi gezegenin çocuklarının yüzlerini anımsar, gözlerini kapar ve binlerce kilometre uzaklıktaki artık bazıları yetişkin olmuş bu çocuklara dokunurdu.

İşte bu esnada mavi gezegenin çeşitli bölgelerinde hiç beklenmedik bir anda çıkan ılık yada serin rüzgarların dokunuşu hissedilirdi.Gözlerini bir an için kapatıp gülümseyenler Posteriorinin varlığından haberdar olan yıldızlara dokunmuş kişilerdi.



Ede her şeyden habersiz kendisi için hazırlanmış odada uyurken Yaşu daldığı hayallerinden uzaklaşarak her zaman yaptığı gibi uyumakta olan çocuğun adını fısıldadı sessizce;

Ede.....

Çocuklar kendi adlarının fısıldandığını bir şekilde hisseder yattıkları yerden istem dışı hareketle yataklarının içinde yatma pozisyonlarınında değişiklik yaparak bir şekilde yanıt verirdi bu sessiz fısıltıya.

Hiç bir değişiklik yoktu Ede de,

Yaşu Ede nin adını bir kez daha fısıldadı.

Ede...Ede....

Yine bir yanıt alamayınca vazgeçti Yaşu. Zamanlama her şeyden önemliydi böyle durumlarda. Demek ki şu anda hazır değil di Ede.

Şimdilik Hollanda da yaşıyordu ve tam 12 yaşındaydı "Şimdilik" kelimesi belki de en fazla kullandığı kelimelerdendi.Kendini bildiğinden beri çeşitli ülkelerde dolaşan anne ve babasıyla geçirdiği zaman içerisinde adlandıramadığı, anlayamadığı bir çok şeyi kendine göre çok sonra "şimdilik" kelimesiyle özdeşleştirmişti.
Otoriter bir yapıya sahip olan babasıyla geçirdiği anlarda "bilmiyorum " kelimesi babasının katlanabileceği bir kelime değildi."Şimdilik" kelimesi bir sihir gibiydi ve aslında Ede nin ta kendisiydi.

Şimdilik iyiyim....

Şimdilik buradayım.....

Şimdilik acıkmadım....

Belki de bir çok çocuk için harika sayılabilecek bir rengin içinde geçmişti ilk 10 yılı.
Afrika da başlayan bir hayat, öylesine farklı renklerle dolu yerlerle süslenmişti ki zaman zaman uykuya dalıp uyandığında yatağında doğrulup etrafına bakma alışkanlığını çok küçük yaşta kazanmıştı.Çevresinde durmaksızın değişen çehreler sebebiyle her şeye yeniden başlamanın yorgunluğunu o küçücük bedeninde ve ruhunda hissetmişti yıllarca.

Son iki yıldır annesiyle birlikte Hollanda'daydı ama şimdilik... Her şey değişebilir miydi yine?

Şu anda Hollanda da veterinerlik yapan annesinin ta Afrika ya neden gittiğinin yanıtını uzun süre merak etmiş ancak verilmeyen yanıtlar, yada geçiştirilen cevaplarla soru sormayı ve bu anlamda merak etmeyi de çoktan unutmuştu Ede.En kötüsü de veteriner bir annenin çocuğu olarak hayvanlara karşı gösterdiği alerjik reaksiyon onu üzmüştü.Başka bir hastalığı olmasını istediği anlar olmuştu. Garip bir şekilde bu hastalığından dolayı annesiyle arasında oluşan duvar gibi kabul etmişti hastalığını.

Babasını ise tam olarak hiç tanımlayamamıştı.Ona karşı duyduğu korkunun dışında söylemlerini yada istediği zaman hayatlarına girip çıkmasını hiç ama hiç anlamamıştı.

10 yaşına kadar belki de dünyanın her yerinde yaşanılan bir hayat ve yerleşme telaşında diğer çocukların yaşantılarıyla ilgili serüvenleri bilmemenin bilinmezliğinde yaşamı bu şekliyle bilen Ede için farklıydı hayat. Bu farklılık ona kocaman bir yalnızlığı öğretirken en belirgin özelliği de kuşkusuz sessizliğiydi.

Upuzun kirpiklerinin gölgesi yanağına düşerken gözlerini açtığında hiç şaşırmayacak çocuklardan bir tanesiydi.

Belli etmemeye çalışsa da Yaşu garip bir tedirginlik içeresindeydi.Kelimelerle tam olarak tanımlanabilecek bir şey değildi duyduğu tedirginlik.

Çok daha büyük sorunlarla karşılaşmıştı bu ana gelene kadar ve öylesine büyük bir sorun da yok gibiydi. Hatta hiç yokmuş gibi gözüküyordu. Buna rağmen duyduğu bu tedirginliğin nedenini açıklamakta zorlanıyordu kendine.

Bu garip duygu içeresindeyken Maya’nın içeri girdiğini çok sonra fark etti.Maya o her zamanki huzur veren çehresiyle Yaşu ya bakıyor ve gülümsüyordu.

Posteriori nin bin bir renkleri dolmuştu sanki odaya.Bin bir çeşit renklerin dolduğu oda da Posteriori ye özgü o güven duygusuyla dolu anlarda geri gelmişti sanki.

"Uyanacaktır..." dedi Maya tüm sakinliğiyle.

"Uyanacaktır Yaşu, endişelenmen için bir sebep yok.Her şey kurallarına uygun şekilde hesaplandı.

Uyanacaktır..."

"Biliyorum " diyebildi sessizce Yaşu başını hafifçe öne eğerek. Maya’nın gözlerinin içine bakarak konuşmaya hiç cesaret edememişti, kimse edememişti ya....

Oysa o gözler belki de evrendeki en içten bakan gözlerdi. Kelimelerin sınırlı dünyasında Posteriori nin kendi dili tüm dillerden çok daha yetkin olmasına rağmen kelimelere hiç ihtiyaç duymadan söylemek istenilen tüm cümleleri anlayabilen gözlerdi Maya’ nın gözleri.

Korku değildi o gözlerin içine bakamamayı yaratan nedenler. Garip bir büyüsü vardı o gözlerin, çok kolaylıkla derinliklerinde kaybolabilirdiniz .

"Uyandıktan sonraki gelişmeler mi seni tedirgin ediyor yoksa?" dedi Maya..."Sanki şimdiye kadar olmayacak bir şey olacakmış gibi garip bir duyguyla sarmalanıyorsun" diye devam etti sözlerine Maya:

"Buna izin verme Yaşu,bak orada henüz uyanmamış o çocuğun geleceği yine kendi elinde biliyorsun. Yapmamız gerekenleri de....

Sadece şimdiki anı düşünmek zorundasın. Geçmiş zaman hepimiz tarafından günlerce irdelendi, gelecek gün ise burada Yaşu.Şimdiki anda yapılacaklar geleceği belirleyecek bunu bilenlerdensin. "

Her şeyin farkındaydı Yaşu, ama elinde değildi bu sefer tanımlanamayan garip bir duygunun içindeydi.
O anda etrafa belki de mavi gezegenin en güzel kadın seslerinden birinin sesi yayıldı bir piyanonun eşliğinde. Gülümsedi Yaşu...Mavi gezegenin kuzey ülkelerinden birinden yine olağanüstü bir ses eşliğinde güzel melodiler yayılıyordu.



"Grieg " dedi sessizce ve " Barbara Bonney "

"Bana hak verdiğini biliyorum Maya" diyebildi Yaşu yine sessizce. "Aslında benzer duyguyu sende yaşıyorsun burada olmazdın yoksa. Var bir şeyler bu sefer."

Şarkının bitmesini bekledi Maya konuşmak için.

"Çok daha beter durumlarla da karşılaştık şimdiye kadar biliyorum. Karşılaştıracak olursan Ede nin hiç bir sorunu yokmuş gibi gözükebilir de, biliyorum, konuştuk bunları Yaşu.İsteyebileceği şeyi hissetmek beni de ürkütüyor, ürkütmüyor değil.

Herkesten daha erken somut düşüncelere geçmiş her çocuk ürkütür beni.Yaşadıkları, geride bıraktıkları yaşaması gereken soyutluğu yaşamasına izin vermemiş ki, bir yetişkin gibi algılamak zorundayız bu 12 yaşındaki bedeni.

Öylesine çok değişkenlik yaşamış ki kendi zihnindeki karışık dünya herkesten çok daha karışık. En büyük problem olarak karşımıza iletişim çıkacak ama bizim görevimizde bu değil mi zaten. Uyanmak istememesinin nedeni de bu sen de biliyorsun, istemiyor Yaşu.İç dünyasından çıkmak istemeyen biri Ede.
Ama yapılacaklar belli, bu anlamda endişelenmediğini biliyorum, isteyebileceği şeyi düşünmemesini sağlamak ve bunu düşüncelerinden çıkartmak için burada değil miyiz zaten?

Bizim için başarı yada başarısızlık yok bu anlamda Sonuç hep misafirlerimizin isteği doğrultusunda gelişir.Bu sefer bu isteğin yön değiştirmesine kanalize olmak görevimiz...."

"Gerçekten bunu isteyebileceğine inanıyor musun Maya ?" diye sordu Yaşu.

"Ne yazık ki evet "dedi Maya sessizce....

İkisi de mavi gezegeninin soğuk havasını ta içlerinde hissediyordu.Yaşa bir kez daha gözlerini kapatıp "Ede" diye fısıldadı.

Ede.. Postreori'desin...

Konuk odasında uyumakta olan Ede yatağında hafifçe kıpırdadı. Gözlerini de hafifçe aralarken ilk algıladığı bembeyaz duvarlardaki bir kar manzarasıydı.

"Tıpkı babam" gibi dedi Ede;

"Tıpkı babam gibi beyaz; beyazın içinde"



Konuk odası Ede nin uyanışıyla harekete geçmişti. Diğer tarafta Yaşu ve Maya, Ede nin uyanma esnasındaki sözlerine takılı kalmış olsalar da yapılacaklara konsantre olmayı söz birliği etmişçesine hiç bir şey söylemeden dışarı çıktılar.

Ede nin kapısı hafifçe çalınarak içeriye giren bir Posteriori li tüm sevgisiyle "günaydın " dedi Ede ye.Odasına giren bu Posterioriliyi yıllardır tanıyan biri gibi selamladı Ede de.

"Günaydın"

Sorularının cevabını biliyormuş gibi konuşmaya başladı Posteriori li.

Posteriori desin sevgili Ede, yalnızsın, annen yada tanıdığın biri yok ve bizim konuğumuzsun.Seni aramızda görmekten büyük bir mutluluk duyuyoruz, bir süre misafirimiz olacaksın sonra tekrar istediğin zaman evine dönebileceksin.

"Ya istemezsem" dedi Ede gülümseyerek....

Bu kurallarımıza aykırı Ede, kimse burada kalamıyor, sadece konuğumuz oluyor. Biraz sonra Yaşu seninle konuşmaya gelecek , o gelene kadar yapmak istediğin herşeyi yapabilirsin. Dışarda seninle beraber olmayı isteyen yaşıtlarında var. Burada kimse seni bir şey için zorlamayacak şimdi izin verirsen seni yalnız bırakıyorum, giysilerin sol taraftaki dolapta...

Gülümseyerek çıktı Posteriori li.

Yine kendi başına kalan Ede hiç bir şey yapmak istemediğini hissetti.Ne olacaktı yanii? Yine yeni insanlar, yeni alışkanlıklar,belki güzel dostluklar ve arkasından hoşçakallar...

Her istediğim oluyorsa şu Yaşu ile konuşmaya başlamak en doğrusu diye geçirdi içinden.Ve birden bire kendini Yaşu nun yanında buluverdi.

Yaşu ile göz göze geldiğinde öylesine garip bir duygu hissetti ki içinde, bu sevgi dolu bakışların arkasında onu gerçekten görebilen bir insanın inançlı gözleri garip bir ışık saçıyordu. Kelimelere gerek duyulmayan sessiz bir iletişim yaşandı aralarında. Ve Ede kendini konuşurken buldu birden bire:

Annemin babamı sevdiği sanıyorum Yaşu.Babam kendi farklı dünyasını yaşarken hiç sesini çıkartmazdı annem.Çok fazla bir şey anlamazdım . Ama hep cevapsız kalan sorularım olmuştur.

Neden babam bizimle değil?

Bu sefer ne kadar kalacak bizimle babam?

Yine gidecek mi?

Bütün bu sorulara verilecek cevabı yoktu annemin.Kendi hayatına da kimseyi sokmazdı, güzeldi oysa, benim için yanında babamdan başka birinin olması fark etmezdi . Çünkü yoktu gerçekte.
Telefonla bile arayamazdık babamı. O aradığında konuşulan bir babam vardı benim.

Geldiği zaman sarılabileceğim bir baba...

Geldiği zaman, hep geldiği zaman yapılacak bir şeylerin olduğu bir baba...
Sonra bir gün bir başka ailesinin olduğunu öğrendim.Kızmak geldi içimden ama kızamadım. Kızmak için bir şeyler eksikti, bilmiyordum ama eksik olan şeyin ne olduğunu.

Neye sevinirdi, neye üzülürdü, kızdıkları neydi.. o kadar çok bilmediğim şey vardı ki hakkında bir süre sonra merak etmeyi de bırakıyor insan.Kendisinin oluşturduğu bir zamanda yaşamıza girer ve sonra da çıkardı...
Sevmeli miydim, sevmemeli miydim, özlemeli miydim yoksa özlememeliydim...

Bizim görevimiz onun hayatına zarar verecek bir şey yapmamaktan oluşmuştu, annem ve ben bu görevi yerine getiren diğer taraftaki yüzlerini bile bilmediğimiz başka kişilere de zarar vermemeliydik.

Hiç vazgeçmedi annem, garip bir sevgi anlayışı vardı ama ben bilmediğim bir duyguyu yaşıyordum bütün bu olup bitenler karşısında. Bilmediğim bu duygu sonunda vazgeçmeyi öğretti bana.

"Onun tarafında da kolay değildir ama Ede yaşanılanlar" diye söze başlamışken, Ede Yaşu nun sözünü kesti gülümseyerek.

Yapma Yaşu, annem gibi konuşmaya başlayacaksın biraz sonra biliyorum. Hiç bir zaman bizi sevmediği düşüncesine kapılmadım zaten. Sevdi tabii ama sevmek sadece bir kelimeden mi oluşmuştur sence, sevmek sadece bir kelime midir?

Sevmek bazen karar vermektir, belki birilerine acı vermektir de.Hayat hep böyle ama, ne kadar iyi, akıllı olduğunun bir anlamı olmuyor bir seçim yapma noktasında tıkanıp kalıyoruz çoğunlukla, ve işte o noktada kimilerine gülmek düşerken kimilerine gözyaşı düşüyor.

Doğru yok Yaşu.

Güzel bir insan olduğuna da inanıyorum, biliyorum diyemeyeceğim, bilmem için yaşamam gerek, hiç yaşayamadım ama güzel bir insan benim babam da. Bembeyaz işte,bir başka beyazlıkta kaybolmuş bir babam var benim. O beyazlığın içindeki diğer renkler hiç ilgilendirmiyor beni Yaşu anlıyor musun, hiç ilgilendirmiyor.

Tüm bunları anlatırken duygularında bir öfke, kırgınlık belirtisinin olmamasına şaşırmıştı Yaşu.Konuşmaya devam etmeli miydi yoksa etmemeli miydi ? karar veremiyordu bir türlü.
Sanki karşısında 12 yaşında bir çocuk yoktu, bir yetişkindi Ede. Güvensizliği öğrenmek ne kadar zorlamıştır işin başında diye düşündü.Ve bu duyguyu öğrenirken ruhunda oluşan tahribatı onarmak kolay olmayacaktı tabii.

Ede odasına döndüğünde bembeyaz duvara asılmış kar manzarasına bakarken buldu kendini.Garip dedi iç sesiyle, bu kar manzarası seni hatırlatmamalı bana, çünkü sen sarı bir ortamda sıcaktan korunmam için gölgeye çekilmiş ve gölgede kocaman bir kaba konulmuş suyla beraberce oynadığımız bir oyunun kahramanısın oysa.

Belki de sen kristalleşip kar haline gelmeden çocuksu neşenle bana katılırken, etrafa saçtığımız damlalar olarak kalmalıydın baba. Biraz daha büyüdüğümde ender gelişlerinden birinde anlattığın hikayedeki nergis çiçeğini öylesine merak etmiştim ki, gerçek nergisi ilk kez gördüğümde hayalimde kurduğum nergisten çok daha güzel olmasının şaşkınlığını beraberce yaşayamadık baba.

Arada sırada annemle birlikte yaptığımız çok uzun yolculukların arasında bembeyaz bulutların üstünde uçarken nergislerin aralara serpiştirildiğini zannederdim ve çocuk aklımla minicik pencereden bulutlara bakarken görmek istediğimdin.

Oralarda bir yerdeydin....

Elime tutuşturulan kağıt parçalarında bulutları çizerken sarıya boyamam da bu yüzdendi işte. Sahi o çocuk resimlerimi de görmedin....

Büyükannem seni hiç sevmedi baba.Hiç anlamazdım annemle zaman zaman yaptıkları kavgaları. Büyükbabam beni hemen kucağına alır uzaklaştırırdı oradan. Güzel bir bahçeye çıkardık, büyükbabamın özenle yetiştirdiği çiçeklerle dolu mis kokulu bahçeye.Gözüm hep bulutlarda olurdu, parmağımı yukarıya uzatarak sorduğum soruların yanıtlarını verirdi büyükbabam.

Yıldızlı bir gece gökyüzündeki yıldızları gösterip Afrika'daki alışkanlığımla binlerce yıldızın doluştuğu gökyüzüne bakarak hüzünlü şarkılar söyleyen insanları göremediğimde; "insanlar nerede?" diye sormuştum baba.

"İnsanlar birer yıldız gökyüzünde" dedi büyükbabam....

İnsanlar birer yıldız gökyüzünde
Parlak
aydınlık
ve uzak...
Sanki elini uzatsan yakalayacakmışsın gibi
Uzattığın anda mesafeler dağlar gibi....

Hiç bir şey anlamamış olsam da minik kollarımı gökyüzüne uzatıp yıldızları yakalamaya çalışırken, bulut şeklinden yıldıza dönüşmüştün ....

Ve sarı da beyaza....



Ede bin bir düşüncelerin arasında uyumakta zorlanırken Yaşu çok daha farklı bir sancıyla kıvranıyordu.
Mavi gezegendeki her çocuk için endişe duymak yabancısı olmadığı bir duyguydu. Ama Posteriori ye gelmeden önce uzman kişilerce kılı kırk yararak hazırlanan raporların sonucunda yapılacaklar hep belli olurdu.

Yapılacak şey yine belliydi ama kaygı yaşanmazdı Posterioride.Bu sefer ilk defa hissettiği bu duygunun pençesindeydi.

Ede nin aklından geçenleri bilebiliyordu. Sabah ilk iş olarak Ede ile gözlerinin içine bakarak konuşmalıydı. Hiç bir tepkisini kaçırmamalıydı Ede nin. "Yakalayabileceğim bir şey elime verecektir" diye ümit etmekten başka bir şey gelmiyordu şimdilik elinden.

Sabahın ilk ışıkları Posteriori de kendini hissettirirken etrafı saran alacakaranlığın bir an önce aydınlığa çevrilmesini hiç bu kadar istememişti Yaşu.

Tedirgin adımlarla tepeye doğru yürürken bir şey düşünmek istemese de peşini bırakmıyordu düşünceler.Koruluğa yaklaştığında etrafa yayılan nergislerin kokusuyla kendini geldi. Nasıl da insanı kendisinden geçiren bir kokusu vardı bu olağanüstü güzel çiçeklerin...

Yürümekten vaz geçerek olduğu yere oturdu. Toprak kokusuyla birleşen nergis kokuları etrafa yayılırken koruluktaki ağaçların heybetsi görüntüsüne farklı renklerde karışıyordu . Gözlerini kapatıp hafif bir sesle seslendi;

"Ede, beni duyuyor musun?"

"Ne güzel değil mi nergislerin kokusu Yaşu " diye cevap verdi Ede ve devam etti konuşmasına.

Çok eskiden babam nergislerle ilgili bir öykü anlatmıştı.

Ormanın derinliklerinde yaşayan Echo adlı bir perinin öyküsüydü.Çok güzel bir kızmış ama konuşmaya başladığında hiç susmazmış. Tıpkı senin gibi derdi babam. Oysa bilmezdi ki bir kaç güne sığdırılacak anları yaşamanın telaşındaydım.

Ama sonra tanrılar onu cezalandırmışlar.Zavallı Echo duyduğu son cümleyi tekrarlayabilirmiş. Buna çok üzülmüş Echo, günlerce konuşmadan geçirmiş günlerini ama günün birinde bir adam çıkmış karşısına. Çok yakışıklıymış ve ona aşık olmuş istemeden.Tanrılar tarafından cezalandırıldığı için bu yakışıklı adamın sorularına yanıt vermiyormuş Echo.

Sorularına yanıt alamayan yakışıklı adam bu durumdan sıkılınca çekip gitmiş yanından.Buna çok üzülen Echo günlerce ağlamış ve sonunda olduğu yerde taş haline gelivermiş.
Tanrılar hep zalimmiş bu yakışıklı adamın Echo nun taş kesilmesinden dolayı sorumlu olduğunu düşünerek ona oyun hazırlamışlar.

Güzel bir yaz gününde susadığı için gölden su içmek isterken kendisini gördüğünde güzelliği karşısında büyülenip göle elini uzatınca sularda hareler oluşmuş ve onu içeriye çekmiş. BU yakışıklı adamın gölde kendisine hayran hayran baktığı yerde sonradan nergis çiçekleri yetişmiş...

"Narcissus..." dedi hafif bir fısıltıyla Yaşu.

Madem ki uyanıksın yanıma gel nergislerin kokusunu beraberce duyumsayalım ve konuşalım Ede...

Ede gülümseyerek Yaşu nun yüzüne bakıyordu , konuşmaya devam etti.

Hiç sevmemiştim bu öyküyü Yaşu , tanrılar neden böyle bir şey yapmış olabilir ki hiç anlamamıştım.Babam kibirli insanların bir şekilde cezalandırılacağını söylemişti ama asıl kibirli olan tanrılardı.
Sonra bir gariplik var bu öyküde, kişiler yer değiştirmeli bence...

Sadece gülümsedi Yaşu. Karşı çıkarak yada onaylayarak asıl konudan uzaklaşmak istemiyordu.Bu 12 yaşındaki çocuğun kararlı ve kendinden emin tavırları her şeye rağmen ürkütüyordu onu.
Burası özlenecek bir yer aslında Yaşu biliyor musun, Afrika'dan sonra özleyebileceğim bir yer olmasına şaşırıyorum ama ne yazık ki her iki yerde de olabilme olasılığım yok artık.Posteriori deki kurallar, Afrika için anlamsız sağlık nedenlerim engel ne yazık ki...

İnsanlar hep özlemleriyle birlikte yaşıyor ve özlem yakıcı, acıtıyor insanı.Kendine yalan söylemeyi becerebildiğin oranda unutabiliyorsun belki özlemi ama bir yerlerde apansız karşına çıkıyor yine ve işte o zaman çok daha büyük acılar duyuyorsun.

En çok annemin gözlerinde görüyorum bu acıyı.Zaman zaman küçük balkonumuzda oturup etrafı seyrederken o da ben de Afrika'daki gün batımını ve doğuşunu düşlüyoruz birbirimize belli etmeden.Kulaklarımızda aslında hep oraya ait ezgiler varken başka melodileri duymanın anlamsızlığında daha çok yabancılaşıyoruz her şeye.

Annem oraya tekrar dönmeli Yaşu. İçinde taşıdığı daha büyük özlemler varken en azından yaptığı işle mutlu edebilmeli kendini. Hollanda daki veteriner kliniğindeki hayvanların sevgisi yetmiyor ona.O su aygırlarının peşine düşmeli yine. Kaç tane kaldı, yaralı var mı, çiftleştiler mi,gibi kendisini kendisi yapan işlerin işinde olmalı. Çamura bulanmalı yeniden ve eve döndüğünde gülümseyebilmeli.Verandadaki sedirine uzandığında gözünü yakan güneş yine yakmalı onu...

Sevgi bedel ödetir biliyor müsün Yaşu?... Annem de babam da kendilerine göre birer bedel öderken onları seven ben için de bir bedel olmak zorunda.

Annem ve babamın belki de birbirlerini sevmelerindeki en büyük etken duydukları sorumluluk. Babam duyduğu sorumlulukla seçim yapamayacak durumda. İki hayatlı yaşam onun en büyük acısı aslında.İki hayatında da farklı şekilde sevdikleri var ve bu böyle devam edecek.



Her hangi bir umuda sarılamayacak kadar ortada her şey ve ben bu nergislerin arasına karışmak istiyorum. Bundan korkmuyorum çünkü biliyorum sadece iki gerçeğimiz var doğum ve ölüm...Arasını mutlu bir şekilde yaşayabilmek için olması gerekenlere sahip değilim görmüyor müsün? Bu sebeple bir şekilde başkaları en azından istediklerini yapabilmeli.Benim de isteğim korkutmamalı seni. Ve isteğim aslında Posteriori nin felsefesine ters bir şey değil, sadece biraz cesaret gerek...

Konuşabilecek gücü kendinde bulamıyordu Yaşu.Her sözünde kendince doğruları ortaya koyan bu küçük kızın her cümlesi yüreğinde ayrı bir sızı yaratırken yapılabilecekler belliydi gerçekte.
"Pekii" diyebildi sessizce."Pekii" cümlesinden sonra Ede nin yüzünde oluşan gülümsemeyi yaşadığı sürece aklından çıkmayacağını bilirken Posteriori de yağmur yağıyordu ince ince.
Gökyüzü ise şimdiye kadar olmadığı şekilde maviydi, ve bu mavilikte yağmurun yağması çok farklı bir renk katıyordu etrafa.

Hazırlıklarına başlamalıydı. Tüm gece sessiz şekilde yağan yağmur sabaha doğru yerini pırıl pırıl bir güneşe bırakmışken Posteriori nin her yerinde nergis kokuları yayılıyordu etrafa.
Kimse konuşmuyordu,Posteriori şu ana kadar böylesine sessizliğe bürünmemişti. Ede nin odasında ise farklı bir hareketlilik vardı, sarı beyaz giysisinin içinde gülümseyen yüzle bakan Ede nin mutlu ifadesi bile sessizliği bozamıyordu.

Tüm Posteriori liler ellerinde taşıdıkları nergislerle tepedeki koruluktaydı. Kelimelerin yok olduğu bu zaman diliminde Ede, sarı beyaz giysisiyle görüldüğünde Yaşu, Ede nin yanına gelerek "koruluğa doğru nergislerin arasına gidebilirsin" diyebildi sessizce.

Ede nergislerin arasına doğru emin adımlarla yürürken güneş daha çok parlamaya başladı, her yer bir anda öylesine göz alıcı bir beyazlığa büründü ki, çok daha keskin nergis kokusu genizleri yakarken gözleri neredeyse kör eden beyazlık yavaş yavaş kayboluyordu. Nergislerin arasından yeni filizlenen bir nergis başını uzatıyordu, ve mavi gezegenin hemen her yerinde yağmur yağmaya devam ederken Posteriori de güneş yerini eflatun bir geceye bırakıyordu.

sanem uçar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.