14 Ekim 2011 Cuma

Renkler Saydamlaşırken




Dışarı çıktığımda güneşli bir havanın olmasının sahteciliğine alıştım artık. Çünkü aynı güneş, bulutun arkasına saklanarak gözyaşlarını üstünüze dökebilir....

Kendimle başbaşa kalmak istediğim de gittiğim park bu efsunlu kentin bereketini sergiliyordu adeta. Her şeye rağmen inatla yaşamaya çalışan ve boy gösteren onlarca rengin özellikle yeşilin arasında. İzin verilmiş olsa nasıl bir güzelliğe bürünebileceğini düşündüm bir an bu kentin, sonra "uyan" dedim kendime: Geçti!....

Sessizliğin egemenliğinde, sadece doğaya ait seslerin yankılandığı denizle birleşmiş bu güzel mekanda yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm...

Güneş saklambaç oyununa başlamak üzereydi, grileşti gökyüzü aniden, gözyaşları akmak üzereyken ıslanmayı göze alarak bir banka oturup gri renge özdeş başka bir renk oluşturmak üzere sigaramı çıkarttım ve yaktım ...Uzun bir süre sigaramın ucundan çıkan dumanın rengine baktım sonra..Kendine göre bir yol izleyip gökyüzüne doğru hızla ilerliyordu.

Gri, griyle buluşuyordu.

"İnsanlarda mı böyle?" diye sordum sonra kendime.Farklı renklerin albenisi çeksede bizleri, seçimlerimizde de aynı renkler hakim değil mi? Eğer minicik bir farklılık dahi olsa ret etmiyormuyuz birbirimizi?

At gözlüğü takmış yaşamlarımızda farklı renkler, farklı sesler zenginlik katacakken hayatımıza elimizin tersiyle itmiyormuyuz her şeyi? Küçülttüğümüz dünyamızda dar alanda paslaşmalar tercihimiz olmuyor mu çoğu kez?

Aynı renkte buluşmayı farkında olmadan isterken, onaylanmak adına belki de ret ettiğimiz renkleri tek başına bırakıp sanal mutluluğumuzu yaşarken ne kadar da yalnızız!!!!

Kocaman bir yalnızlığımız var doğal olarak...

Ah be Zuhal diyorum bir an kendime "Yalnızlığım " parçasını en güzel sen söylüyorsun ve bir de şair Ümit Yaşar güzel söylemiş:

"güneşin akşam hüzünle battığı
karşıki karlı dağlar yalnız
düşen yaprak, esen rüzgar yalnız
insanda ölümün yalnızlığı

yalnız düşünceler paramparça
yalnız hatıralar kırık dökük
yalnızlık zor, yalnızlık büyük
insanın yalnızlığı bambaşka

dünyada yalnız olmayan ne var
yer altında ölüler, gökte yıldız
denizlerde yelkenliler yalnız

ve insan yalnız tanrılar kadar
üzerinde ümitle yaşadığımız
dünyaya sığmıyor yalnızlığımız"

Farkında olmadan renksizleşen dünyalarımızda yalnızlığa mahkumuz...

sanem uçar

1 yorum:

  1. pan 15.03.2009

    tek renklilik.. ulaşmaya çalıştığımız bu mudur? herzaman yalnızlıktan kurtulmaya çabalarız.. ama ancak yalnızken kendi rengimizi özgür bırakabiliriz... senden öğrendim bunu ben...

    ve dediğin doğru aslında her birleşme daha fazla kendimizden uzaklaşıp ortak renge yürümeyi gerektiriyor... çok garip bir çelişki eğer biriyle olmak kendinden vazgeçmeyi gerektiriyorsa ozaman biriyle birlikte olduğunda aslında sen olmuyorsan... her birliktelikte bir yalnızlığa çıkıyor...

    sanırım yalnızlığın eş anlamlısı birliktelik oluyor bu koşulda... karşıtı değil...

    bana yalnızlığın korkulacak bir şey olmadığınıda gösteren sensin...


    Korku duydu,
    çünkü yalnızlık korku yaratır.
    "Benden başka hiçbir şey yoksa
    niçin korkayım?" diye düşündü.
    ozaman korkusu geçti.
    Korkacak hiçbir şey yoktu;
    çünkü korku ikinci bir varlık
    olduğu zaman gelir.

    İ.Ö. 700den kalma Hint yazısı
    Brihadaranyaka Upanişad

    kinci bir varlık yoksa aslında yalnızlık düşünceside yok...





    Sanem Uçar 16.03.2009

    Beyaz, siyaha baktı..
    Siyah, beyaza...
    Ne kadar güzel renklerdi bunlar böyle!!!
    Farklıydı ikisi de
    dedim ya;
    biri siyah, biri beyaz...
    Eylenceliydi her şey başta.
    Sonra beyaz dediki;
    Siyah ol biraz..
    Denedi beyaz , ama olmadı.
    Siyah dedi bu sefer; sen ol beyaz!
    Denedi siyah ta, ama olmadı....
    Gride buluşmayı beceremediler
    Saydamlaşmayı tercih ettiler.




    sudaay 17.03.2009

    yalnızlığınız sesini fazla açmamak kaydıyla şöyle bir gazel okuyabilirsiniz:

    "yalnızlığım adın bu olmamalı senin.."


    hem hoşlandığımız hem sızlandığımız başka hani duygumuz var ki..




    pan 17.03.2009

    hergün uyandığımda yeniden başlıyorum anlamdırmaya herşeyi.. ya ben çabuk unutuyorum yada hergün değişiyor herşey.. ve hergün yeniden şaşırıyorum insanlar nasıl oluyorda tek-sabit anlamlara sahip yaşayabiliyorlar? oysa ufak şeylerden mutlu olmayı bende biliyorum.. ama kapatamıyorum sanırım gözlerimi u-mutsuzluklara.. ve her yeni gün yeniden kendimi kandırmak-inandırmakla geçiyor.. yaşamalıyım diyorum.. ve tam ikna ettiğimde kendimi yatağa girme vakti geliyor.. sonra sabah yeniden... hep aynı renge uyanıyorum.. işte o benim kendi rengim ama bu renkle yaşamak yasaklanmış bana.. sonra ki tüm zamanım o rengin benim olmadığına kendimi inandırmakla geçiyor.. çünkü benim rengim tanımlanmış olan gökkuşağında yok.. ve isimsizlik toplumla yaşamaya engel oluyor.. oysa herşeyden birazım ben.. beni tanımlayacak isimlere, sıfatlara ihtiyacım yok diyorum.. taki biri çıkıp merhaba diyene kadar.. işte ozaman gride buluşmak yada saydamlaşmak ikiside aynı oluyor.. çünkü ben yokum... isimlerimden biri var




    Sanem Uçar 19.03.2009

    Bu satırları okurken Melih Cevdet Anday ı hatırladım birden. Şair olan o, bak ne demiş;

    Hep Sonrası

    Akşam sona ermek üzere. Akşam değil.
    Sonra? Sonrası gece. Koylar gördüm
    Tanınmamış resuller gibi. Ama ben geceyi
    Bilirim. Sonra? Sonrası düşleri,
    Bütün düşleri. Küçük bir kuş vurdum,
    Topal kaldı Temmuz'da. Sonra?
    Sonrası sabah, dağdan indim
    Günün yamacına. Baktım o değil,
    Değil küsken tanıyan beni.
    Komşuları gördüm sonra da,
    Bir bildikleri varmış gibi
    Akşama bakıyorlar ve geceyi bekliyorlar

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.