26 Ekim 2011 Çarşamba

Suzanne Valadon



Suzanne Valadon

Aslında onu bir çok resimden tanıyoruz.

Çünkü bir çok ünlü ressama modellik yapmış aynı zamanda kendisi de ressam olan Fransız kadın ressamlardandır.



1867-1938 yılları arasında yaşamış, ressam olmadan önce sirklerde akrobatlık yapmış ve daha sonra modellik yapmaya başladığı yıllarda sanata olan tutkusuyla resme yönelmiş Post-empresyonist ressamlardandır.

18 yaşındayken dünyaya getirdiği oğlu Maurice Utrillo tıpkı annesi gibi resim sanatını seçecek ve gelecekte çok ünlü bir ressam olacaktır.

Hiç bir akademik eğitim almamış olmasına rağmen Degas ın yüreklendirmesiyle resim çalışmalarına başlamıştır.

Onu Toulose Lautrec, Renoir, Degas gibi ressamların tablolarından bize göz kırparken yakalayabilirsiniz.

Kendi yaptığı resimlerde bir çok konu da resim yapmasına karşılık daha çok manzara, günlük yaşam ve çıplak resimlerle çalıştığını söyleyebilirim.

Oldukça zor koşullarda yoksul bir hayatın içersinde çocuk yaşta denilecek bir yaştayken bir çocukla yaşama tutunmak Suzanne Valadon için pek kolay olmamıştır.



Doğal olarak büyük bir ressam olan oğlu Maurice Utrillo ile olan ilişkileri de o dönemler çocuk olan Maurice Utrillo için çok kolay olmamış ve kendisini alkole veren Maurice Utrillo nun bir bağımlı olarak yaşamasına neden olmuştur.

Bu arada o dönemin büyük bestecilerinden Eric Leslie Satie olan fırtınalı aşklarında Eric Leslie Satie nin çok bilinen ve sevilen "Danses Gothiques" adlı eserini onun için yazdığını biliyoruz.

Oldukça fırtınalı geçen bir hayatta tutunmaya çalışan Fransız kadının yaşamı vardır eserlerinde.


Multimedia




sanem ucar 10.01.2010

Bir döneme damgasını vurmuş dönemin ressamlarının gözbebeği Fransız kadın ressam...




titus andronicus 10.01.2010

Gerçekten kendine özgü tarzıyla son derece önemli bir ressamı ele alış tarzınızda bir o kadar etkili...

Niye derseniz?

Suzanne Valadon sanatçı kimliğinin dışındaki bazı özellikleriyle gündeme gelen sanatçılardan bir tanesidir.

Söz konusu sanat olduğu zaman ele alınacak konular ürün olması gerekirken genelde bu ürünün dışında kalan özelliklerin konuşulmasını pek severiz.

Ve Suzanne Valadon da eserlerinin dışında "kötü anne" damgasıyla anılan sanatçılardan bir tanesidir.

Gerçekten de kendisi gibi ressam olan oğlu Maurice Utrillo çocuk yaştayken başladığı alkole ölene kadar devam eden sanatçılardan bir tanesidir.Bir şekilde evden kaçış olarak değerlendirilen resim yaparak kendisini ifade ediş biçimi o dönemlerde yarattığı eserlerin beğenilmesini sağlamış ve bu parçalanmış aileye para kazandırmıştır.

Bunların hepsi gerçektir.Eğer Maurice Utrillo yu anlatıyor olsaydınız çok daha fazla detay verilebilirdi. Ancak unutmamamız gerekir ki sanatçıların eserleri yaşamlarından damıtılarak gelen özlerdir.Ve onlara ait yaşanmışlıklar sadece bu eserleri yorumlarken bizler için önem taşımalıdır.

Bildiğiniz gibi sanat dünyası bugün dahi erkek egemen bir dünya görüşüne sahiptir. Özellikle o dönemlerde bir kadının sanatın içinde yer alabilmesi sanıldığından çok daha zor bir olgudur.

Suzanne Valadon ise son derece olumsuz giden yaşantısında 18 yaşında sahip olduğu bir çocukla hayatta kalmaya ve bir şeyler üretmeye çalışırken yaşadıklarının bizler açısından anlaşılmasının tam olarak mümkünü yoktur.

Hiç resim eğitimi almadan resim dünyasına katılabilmek ve burada amatör olarak kalmayıp aranan beğenilen bir sanatçı olabilmek eserlerinde sanata katkısı olan özelliklerindendir.

ve siz, gerçekten hem burada hem başka yerlerde anlamsız feminist söylemlere katılmadan kadın sanatçıların bir kez ortaya çıkmasını ve tanınmasını sağlarken yaptığınız çalışmalarla alkışı hak ediyorsunuz.

Sanat nesnel koşulların gerçekliğinde yön bulurken, eserlerin anlaşılır olması kuşkusuz sanatçıya ait yaşamı da içerdiğinden son derece objektif olarak salt ürünlere yönelmeniz sanat sever kişiliğinizle doğru orantılıdır.

Suzanne Valadon için son söz olarak bir tek şey daha söylemek isterim. O büyük ustaların resimlerinin hala var olabilmesi ve önemini koruması geride kalan modellerin varlığıyla doğru orantılıdır. Ve Suzanne Valadon varlığıyla sanatçılarda yaratıcılığı ortaya koyarken, tuvalin arkasından tuvalin önüne geçebilmeyi başarabilmiş büyük bir sanatçıdır.


Oya Tekin 22.01.2010

Suzannne Valadon'un resimlerine bakınca dikkatimi çeken şu oldu çoğunlukla bir yıkanma, banyo sahneleri var. Kimisinde kız çocuğu, kimisinde erkek çocuğu kimisinde ise yetişkin bir kadın. Bir arınmayı, dinlenişi ya da yorgun bedenin ihtiyaçlarını vurgulamaya mı çalışmış bilemiyorum ama bir şeyler vurguladığı kesin. Kendi yaşamından kesitleri anlattığı da bariz. Özellikle etkilendiğim bir kız çocuğunun banyodan sonraki resmi. Orada kendi yaşamında bir özlemi mi aktarmak istedi sanatçı kim bilir?

Yanlış bilmiyorsam eğer annesi çamaşırcılık yapıyormuş yani zor bir çocukluk geçirmiş o yaşlarda akrobatlık yapmaya başlayıp erken hayata atılmış. Bu karmaşık çocukluğunda yaşayamadıklarını resmetmiş olabilir gibi geldi bana. Aynalarla oyuncaklardan önce tanıştığını ve bir anne şefkatine ihtiyaç duyduğunu resmetmiş olabilir belki de bu resimde. Her ne resmetmiş ise beni etkileyen bir resim oldu. Birde sevgili titusun belirttiği anneliğinin çok eleştirildiği yolunda ki eleştirilere bir isyanda olabilir. Tabii biz bilemeyiz bunu o dönemde gayri meşru bir çocukla üstelik kendi çocukluğu da çok iyi geçmemiş bir kadının verdiği mücadelede onu alkışlamaktan başka yapacak bir şey yok.

Ben her ne kadar bir ressam gibi değerlendiremezsem de resimde verilen temada konuyu algılamaya çalışırım. Yani bir mesaj ararım bu yüzden yanlışım varsa sevgili titus düzeltiniz neticede meslek hastalığıyla bakışımda hatalar olabilir.:))



titus andronicus 23.01.2010

Evet bir yanlış yapıyorsunuz Oya hanım...

ve sanki bunu sıklıkla yapıyorsunuz gibi bir duygu içersindeyim şimdi.

Söyleyeceğim şey sanat adına falan olmayacak.

Hayatı ıskalıyorsunuz...

Kuşkusuz her insanın değerlendirmesinde üzerinde taşıdığı kimlikler önem taşır.

Ben bir heykeltraşım, resim de yaparım ama uzmanlığım heykel üzerinedir.Konservatuar vurmalı çalgılar bölümünü de bitirdiğimden müzik te çok yabancı değildir.

Edebiyat eğitimi almadım ama kitap okurum.Hiç eğitimini almadığım bir şey de yazarla aramda kurulan bağ ile yola koyulurum. Onu doğru anlamam yada anlamamam çok önem taşımaz.

Öyle bir an gelirki o an için bana doğru gelen bir algılayış bir başka gün tamamiyle yanlış olarak karşıma çıkar. Ya da tersi...

Hatta bazen öyle bön bön bile baktığım anlar olmuştur.

Sanat adına yapılan en büyük hatadır; "ne anlam çıkarıyorsun şimdi bundan sorusu" ve ne yazık ki insanlar bir şeyler anlayabilmek için o anın içinde olmayarak öylesine çok şey kaçırır ki.

O resimlere baktığınızda bir sıcaklık hissettiniz mi?

sardımı ruhunuzu o resimler?

Ressam istediğini anlatmaya çalışsın önemli olan sizsiniz farkında değilsiniz bunun.

Bir eleştiri size; sakın kusura bakmayın, en yakın dostunuzun burayı evirip çevirirken satırlarına kulak kabartmıyorsunuz, sorduğunuz her sorunun yanıtı varken cevaplar peşindesiniz, ve yine bu en yakın dostunuzun kendi bloğunda son derece kapsamlı ve herkesin anlayabileceği bir biçimde bir yeni yazı dizisi var sanat adına...

En büyük yanlış, psikolojik analizler yapmaktır sanat adına, yanlışa düşersiniz, ve ıskalarsınız hayatı.

Çünkü sanat soru sormanın ötesinde huzur bulmak içindir de, kendi ruhumuzun arınmasıdır.Ondan sonrası tufan olmalı ama bir türlü yapamıyorsunuz bunu.



Oya Tekin 23.01.2010

Hım demek böyle algılanıyor uzaktan. Dostumun bloğundan da yazı dizisinden haberim var önce bunu belirteyim ancak her iki taraf yani blog ve Facebookta bana ait bir üyeliğim bulunmadığı için sizin baktığınız yerden takip etmiyor gözüküyor olmam normal. Buraya gelince burada yapılanları da çoğunlukla birlikte düşünerek ortaya koyuyoruz. O sanatın içinde olduğu için sanatı sanat olarak sunuyor ve bunu da en iyi şekilde yapıyor. Yani girilen şeylerden haberim yok bilgisizim gibi ya da girilenleri anlamıyor gibi bir izlenim doğmuşsa bunun nedeni sanata sizin baktığınız pencereden bakmıyor olmamla alakalı olması değil hataya düşmemektir. Bir şeyi ya bilirsiniz, ya az bilirsiniz ya da hiç bilmezsiniz? İşte bu üç perdenin neresindeysem orda durmayı seçiyorum. Sorgulamamda gayet normal olmalı aslında ben sanatçıyı anlamaya çalışıyorsam bana verdiklerini sorguluyorsam yanlış bunun neresinde? Güzel evet güzel ama hangi kriterler içinde güzel bunların cevaplarını aramak bir hataysa ve hayatı ıskalamaksa evet hayatı ıskalıyorum. Hangimiz ıskalamıyor? Sadece sanat severler mi?

Diyeceksiniz yine sorular sordunuz yok bu sefer sormadım unutun gitsin keyfinize bakın. Umarım kırıcı olmamışımdır zira yazdıklarınız beni kırmadı diliyorum benim yazdıklarımda sizi kırmamıştır. :)



titus andronicus 23.01.2010

Ah Oya hanım:) kırılmak diye bir şey olamaz benim tarafımdan, ama yine yanlışsınız:)

bakın ilk paragrafınız;

"Suzannne Valadonun resimlerine bakınca dikkatimi çeken şu oldu çoğunlukla bir yıkanma, banyo sahneleri var. Kimisinde kız çocuğu, kimisinde erkek çocuğu kimisinde ise yetişkin bir kadın. Bir arınmayı, dinlenişi ya da yorgun bedenin ihtiyaçlarını vurgulamaya mı çalışmış bilemiyorum ama bir şeyler vurguladığı kesin. Kendi yaşamından kesitleri anlattığı da bariz. Özellikle etkilendiğim bir kız çocuğunun banyodan sonraki resmi. Orada kendi yaşamında bir özlemi mi aktarmak istedi sanatçı kim bilir? "

Hiç bir şekilde sanatçının eserlerine güzel, çirkin, iyi kötü gibi bir duygu yüklememişsiniz. Buradan bir beğeni çıkartamazsınız.

Pekii ne var bu paragrafınızda?

Bir sanatçının o resimleri yaparken nasıl bir duyguyla yapmış olmasının merakı var. Kötü mü? hayır bunu demiyorum zaten. Ama bir psikolog odasında yatağa uzatılmış bir sanatçının derin analizi gibi bir duruş var cümlelerinizde.


İkinci paragrafınızla geçmişine ait izlerden yola çıkarak psikolojik çözümlemeye gidiyorsunuz.

"Yanlış bilmiyorsam eğer annesi çamaşırcılık yapıyormuş yani zor bir çocukluk geçirmiş o yaşlarda akrobatlık yapmaya başlayıp erken hayata atılmış. Bu karmaşık çocukluğunda yaşayamadıklarını resmetmiş olabilir gibi geldi bana. Aynalarla oyuncaklardan önce tanıştığını ve bir anne şefkatine ihtiyaç duyduğunu resmetmiş olabilir belki de bu resimde. Her ne resmetmiş ise beni etkileyen bir resim oldu. Birde sevgili titusun belirttiği anneliğinin çok eleştirildiği yolunda ki eleştirilere bir isyanda olabilir. Tabii biz bilemeyiz bunu o dönemde gayri meşru bir çocukla üstelik kendi çocukluğu da çok iyi geçmemiş bir kadının verdiği mücadelede onu alkışlamaktan başka yapacak bir şey yok. "

Üstelik özel yaşantısıyla ilgili durum ve bunun üzerine bir yorum daha önceden yapılmış. Buna katılabilirsiniz tabii

Gerçi bu paragrafınızda bir beğeniyi dile getirmişsiniz.

Şu ana kadar bu sanatçıyla ilgili sanat adına , yada sizde uyandırdığı güzellik adına kullandığınız tek cümle paragrafın arasındaki,"Her ne resmetmiş ise beni etkileyen bir resim oldu."cümleniz

neden etkilendiniz? bu nasıl bir etkilenmeydi?vs. şeklinde duygularınızı ortaya koyan cümleleriniz yok ne yazık ki... Söylemeye çalıştığımda bu, hayatı ıskalıyorsunuz, bunda ısrar ediyorum:)..

Soru sormak yanlış değil, size söylenen de bu değil...

Bu anlamda savunmaya benzer son yazınız ı bir de bu açıdan değerlendirerek tekrar düşünebilirmisiniz?

Eğer bunu başarabilirsek, bir sanatçının bir eserinin insanda yarattığı duygu ve düşünceyi ortaya koyarak sanatçıyı da yüceltmiş olabilirz.

Şu ana kadar tekrarlıyorum yazdıklarınızda sanatçıya, yada eserlerine nasıl bir katkı sağladınız cümlelerinizle dersiniz?



Oya Tekin 23.01.2010

Kırılmadıysanız güzel.:)

Bir psikolog edasıyla masaya yatırmak ben bunu daha öncede belirttim aslında. Bir eserin ortaya konuluş nedeni benim için önemlidir. Ressam tablosunda ne vermeye çalışmış? Neyi anlatmak istemiş? Bu anlattıklarını ben doğru anlayabilmiş miyim ya da anlayamamış mıyım? Bu sorularla incelemekte benim sanata bakış tarzım. Doğru mu yanlış mı bilemem bunu. Sanırım yaptığım en büyük hata somut resimlere bakarken soyut mantığı ile bakmak. Soyut resimdeki soruları somut resmede yüklemek. Ha bunu söylerseniz haklısınız. Gerçi şimdi siz burada da hemen şunu söyleyebilirsiniz neden resme sınırlar katıyorsunuz yine yanlışsınız Oya Hanım.:))

Bana en başında neden etkilendiniz neydi sizi etkileyen gibi bir soru sorsaydınız cevabımda yine psikolojik bir cevap olurdu. Ressamın geçmişini, isyanlarını ve özlemlerini gördüm resimde ve bunu resim ediş şekli etkiledi beni. Hala pembe toka kullanan, yanakları hala çocuksu pembelik taşıyan bir kız çocuğu, bebeklerle oynaması gereken bir yaşta aynalarla tanışmış. Kadınlığa ve hayata erken atılmış. Bu haykırışı hissettim. Bunu ifade ediş şeklide beni etkiledi. Tabii siz hemen şunu diyebilirsiniz nerden biliyorsunuz Oya Hanım ressam onu aktarmamış olabilir sadece bir genç kızı resm etmiş olabilir. Sizde bilemez misiniz bunu bende değil mi? Ardından da şunu eklersiniz ressamın ruh dünyasını bırakın resme bakın Oya Hanım.:) İyi de ben zaten resme bakınca bunları görüyorum boyaları, renkleri ve içindeki çizgilerin ben de uyandırdıkları hissettiklerim ve beğenmeme sebep veren nedenler bunlar.

Şimdide sanatçıya bir şey katmamış olabilirim zaten sanatçı olan o. Benim ondan bir şeyler kazanmış olmam gerekir. Bense bu mantıkla bir şey kazanmamış oluyorum ve katmamış sizin tabirinizle anladığım hayatı ıskalıyorum, o halde görünen o ki hayatı ıskalamaya devam edeceğim.:))



sanemucar 23.01.2010

Algılarımızın farklılığı bakış açılarımızı da farklı yapacağından eminim.

Bu sebeple birbirinden tamamiyle farklı duruşların olmasını normal karşılıyorum.

Kabul ettiğim bir şey ise, sanatçının anlatmaya çalıştığı şeyi bulmaya çalışırken harcanan anlamsız zamandır.

Sanatla ilgili akademik bir bilgi almak bir çok anlamda kişiyi mutlu edeceği gibi mutsuz da edebilir.

Benim çoğunlukla müzik eğitimi almamış olmayı istediğim anlar düşünebileceğinizden çok fazladır.Özellikle kötü diye adlandırabileceğim müzikleri duyarken. İşkence olabiliyor bana inanın. İyi müziklerde de düşünebileceğinizin ötesinde farklı bir duyguya kapılabiliyorum.

Karışık bir durum anlayacağınız:)

Ancak şuna karşıyım;

Sanat eğitimi almak zorunda değiliz. Bu eğitimi almamış bile olsak insan olmanın beraberinde getirdiği bir olguyla içimizde yaşattıklarımızı sanatla bütünleştirmek esas olan olmalıdır.

Sanatçılar biz olmasak var olabilecek kişiler değiller öncelikle. Onları var eden bizleriz. Bu çok önemli bir ayrıntı. Çünkü sanatçı bireysel olarak kendini anlatmak için çıktığı sanat yolunda bizlere muhtaçtır.

Bizlerde hayata tutunabilmek, hayatımızın anlamlı bir hale gelmesinde onlara ihtiyaç duyarız.

Karşılıklı bir muhtaçlıktır kısacası...

Akademik anlamda sanat tartışmalarından olabildiğince uzak bir yapı da olmasını istiyorum öncelikle kendi adıma buranın. Kuşkusuz bunları yapan platformlar da vardır.

Ama burada bu şekilde salt akademik bilgilerle sanatın ele alınışı yapmamaya gayret sarfediyorum, alanım olan müzikte dahi. Eğer bunu yapıyor olsam, inanın anlatım benim için çok daha kolay olacaktır. Ama hayır, bu anlamda hiç bir eğitimi almamış kişinin bile anlayabileceği bir dili kullanmak benim rehberimdir.

Buradan yola çıktığımda sanatçının yaşadıkları, hayata bakışı vs. hepsi öncelikle onun tanıtım aşamasında ki bölümde önem taşımalıdır. Sanatçı tanıtıldaktan sonra bu yaşamın etkisiyle ortaya çıkmış ürünleri değerlendirirken bende yarattığı, yaratacağı izlenimlerin konuşulmasından yanayım.

Duygularımızı anlatma da çok fazla becerikli bir ulus değiliz açıkcası. Duygularımız anlatmak yerine düşüncelerimizi ortaya koymayı çoğunlukla seçiyoruz.

Her ikisini beraber yapabilmek belki de ideal olandır.

Kabul etmeliyim ki, salt düşünce boyutuyla bir sanatçıyı yada sanat eserini betimlemeye çalışmak işi mekanikleştirir ve tatsızlaştırır.

Sanat değişimin en yoğun yaşandığı alanlardan bir tanesidir. Ne olursak olalım, hiç olmazsa sanatla beraber kendimizle de ilgili değişimi yakalamak zorundayız. Eğer bunu yapmazsak gerçekten son derece mekanik olan yaşamda Titus'un dediği gibi "hayatı ıskalarız"....



titus andronicus 23.01.2010

Güzel özetlemişsiniz Sanem hanım, minik bir ayrıntıyı da izin verirseniz ekleyeyim.

Bazen sanatçı öylesine harika bir şey yaratmıştır ki, şimdiye kadar yapılmayan, duyulmayan ve olağanüstü bir düşünce yada zekanın ürününü görürsünüz. Bu zeka karşısında hissettikleriniz bir duygudur.

Hayranlık gibi...ya da her neyse.

Bu duygunuzu neden bu kadar zeki gibi bir düşünceye dönüştürebilirmisiniz? Dönüştürdüğünüzü varsayalım ne gececek sizin yada başkalarının eline?

Sanatla hayatımıza bir güzellik katacakken cevabını aslında asla bilemeyeceğimiz sorularla harcanan zaman öncelikle kendimize haksızlıktır, sonra sanatçı ve eserlerine.

Çok iyi bildiğiniz gibi Beethoven sağırdı. Beşinci senfonisini bir ara kapının çalınışını duyduğu duyguyla yazdığını biliyoruz. Gerçekten eser de kapının çalınışını duyabilirsiniz.

Yada dokuzuncu senfoni de ise tamamiyle sağırdı ve ortaya inanılmaz bir eser çıkardı.Beethoven ı büyük yapan yaşadıklarıydı yada sağırlığıydı.Sağır olmasaydı bu eserler ortaya çıkabilirmiy di?

Her sanatçının eseri kendisinin ve kendisine ait herşeyin bir yansımasıdır.Eserin anlaşılması için yaşanılanların bilinmesinin kuşkusuz katkısı vardır ama esas olan bizler için ne hissettirebildiğidir.

Geçen sene Paris te Suzanne Valadon ve oğlu Maurice Utrillo'nun eserlerinin sergilendiği bir sergiye gittim.İnanamazsınız, Paris gibi sanatın bir yerde beşiği sayılabilecek yerde dahi tam anlamıyla bir arabesklik yaşanıyordu.

Sergi neredeyse kötü anne ve oğlu şekline büründürülmüştü. Eserler sanki bu düşünceyi ortaya koymak için bir araçtı.

Dünyanın en kötü annesi olsa ne olacak?

Tüm yaşadıkları Suzanne Valadon ve Maurice Utrillo'nun var olma sebebidir.

Sanatçıların var olma sebeplerinin araçlarının kaynağını konuşmak sizin deyimizi kullanacağım; "daraltır dünyamızı"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.