14 Ekim 2011 Cuma

Türkan Saylan



Üzerimizden 12 eylül bir silindir gibi geçtikten sonra yurdun dört bir yanına savrulan rağmenlere rağmen hayatta tutunabilmeyi başarabilmiş, yada başarmaya çalışan , inançlı gençlerdik.

1983 yılının o olağanüstü soğuk kışında İzmir den Van a tam altı günde gidebilmiştim. 20 li yaşların başında gencecik bir müzik öğretmeniydim ve yapacağım çok şeyler olduğuna inanıyordum.

İnanç ve hayallerin varsa tutunabilmeyi de sağlıyor bir çok şey. Ama senin için tamamiyle farklı her türlü güçlüğün içinde yaşamak ve bir şeyler yapmaya çalışmak her şeye rağmen çok kolay değildi.




Öğretmen olarak çalıştığım lise de bir gün zorunlu olarak Devlet hastanesinde ki bir seminere katılmamız duyuruldu

Konu; Cüzzam Hastalığıydı


İlk duyduğumda irkildiğimi hatırlıyorum. Daha sonrada henüz öğrencilikten kurtulamamış bir yapıyla "benim ne işime yarayacak? ben bir müzik öğretmeniyim" diye geçirdim. Öyle ya belki bir biyoloji öğretmenini ilgilendirebilirdi ama beni niye ilgilendirsin ki?

Seminerin verildiği o salona girdiğimde gergin ve isteksiz bir durumdaydım. Seminerler tam zamanında başlamaz benim ülkemde, bir aksaklık mutlaka çıkar. Ama bu sefer bir aksaklık çıkmadı. Tam saatinde karşımıza kızıl saçlı televizyonlarda görmüş olduğum ve adını duyduğum son derece güzel bir genç kadın gülümseyerek çıktı. Ve lafı hiç gevelemeden konuşmasına başladı.

"Biliyorum, bir çoğunuz buraya neden geldiğinizi neden çağrıldığınızı bilmiyor ve belki de için için beni hiç ilgilendirmeyen bir konu hakkında bilgi edinmek için burada işim ne diye geçiriyorsunuz?" diye söze başladı Türkan Saylan.

Karşımda duran aslında az çok tanımama rağmen çok saygı duyduğum cüzzam hastalığına kendisini adamış sağlıklı bir genç kadındı.




Devam etti konuşmasına.....

"Bilmenizi isterim ki Cüzzam geri kalmış ülkelerin hastalığıdır."

CÜZZAM GERİ KALMIŞ ÜLKELERİN HASTALIĞIDIR.

Bu cümle yıllarca aklımdan hiç çıkmadı. Yavaş yavaş neden buradayım diye geçirmiyordum aklımdan ama yine de neden buna ihtiyaç duyuldu diye de geçiriyordum.

Devam etti Türkan Saylan

"Yaşadığınız yer yani Van, Dünyada cüzzam hastalığının en çok görüldüğü yerlerden bir tanesidir.Ve bir öğretmen olarak gelişmiş ülkelerde izine bile rastlanmayan bu hastalık hakkında bilgilenmek zorundasınız. Çünkü mutlaka öğrencilerinizde bu hastalığın belirtileri hepsinde olmasa bile bazılarında vardır.

Cüzzam hastalığı korkulacak bir hastalık değildir. İnanın grip bile size çok daha kolay bulaşır . Size bulaşacak diye ürkmeyin, bilin ki bu hastalığın tedavisi vardır ancak tedavi edilmediğinde geriye dönüşü olmayan sakatlıklara sebep olarak insanın yaşamını düşünemeyeceğiniz kadar sosyal anlamda karartabilecek bir hastalıktır.




Öğretmen olarak temas içinde olduğunuz öğrencileri iyice kontrol edin birazdan sizlere anlatacağım özellikleri taşıyıp taşımadığını bu hastalıkla ilgili olarak herşeyi bilmeniz gerekecektir ki bu geri kalmış ülkelere ait anlamsızlığı tümüyle el birliğiyle yok edelim. Bu hepimizin görevidir."

Hayatta saygı duyduğum ender insanların başında geliyor Türkan Saylan. Bizlerin yanından geçerken bile önceleri ürktüğümüz o cüzzamlı insanlarla sahnede el ele kol kola yanak yanağa birlikteliği hala gözlerimin önünde.

Tamamiyle cüzzamlılardan oluşmuş bazı köylerde onlarla birlikte yaşadı Türkan Saylan. Onların her türlü yaşamsal alanlarında onlarla birlikte oldu. Sadece sağlıklarıyla ilgilenmedi, aynı zamanda onlara insanca davranan belki de ilk kişi oldu.

Şu anda uzun yıllardır mücadele ettiği başka bir hastalık nedeniyle uyutulmakta. Ben bu satırları yazarken onu ne zaman kaybedeceğimizi bilmiyorum, bilmekte istemiyorum açıkcası.

Bugün sadece bu özelliğini anlatmak istediğim bu Muhteşem Kadının önünde saygıyla eğiliyorum.

Sanem Uçar


Tanıdığım en güzel insan...



Bu ülkede yaşamak çok kolay değil.

Hala daha inançlarınızı koruyor, değerlerinizi kaybetmediyseniz yaşamak çok daha zorlaşıyor aslına bakarsanız.

Türkan Saylan alıştığımız bir insan tipi değil.

Ona siyasi anlamda ters düşecek düşünce yapısının onunla ilgili olumsuz ve yanlış yorumlarını anlayabiliyorum, ama dürüst olmam gerekirse aydın sınıfına sokacağımız bazı kişilerin olumsuz düşüncelerini anlamakta zorlanıyorum.

Ama bu anlamda kullandığım patenti bana ait bir kelimeyi kullanmak zorundayım.

Alacakaranlıklar....

Aydın olmanın bir çok özelliği olmalıdır. Bu tanımlamanın içine girecek bir kaç kişiden biri olan Türkan Saylan için gerçek anlamda aydın kelimesini kullanabilecekken , çoğunluk için ne olduğu belli olmayan, karanlıkla aydınlık arasındaki alacakaranlık kelimesi çok daha uygun.

Ve ne yazık ki ülkemiz bir çok anlamda alacakaranlıklarla doluyken, karanlıktan değil alacakaranlıktan çok daha fazla ürken biriyim.

Onu tanımak mutluluğuna erişmiş insanlardan bir tanesi olarak bu ülkenin aydın yüzlerinden biri olan Türkan Saylan yaptıklarının daima arkasındaydı ve aslında o yapılanların çok ta kolay olmadığını bilmenin garip tatındayım.

Çünkü bir çok anlamda Türkan Saylan pes etmemenin canlı bir örneğidir benim için.

Bir çok kişi için yazılı basında yada buna benzer şeylerde çıkan doğru yanlış bir çok haber önem kazanırken bu ülkenin inançlı insanları olarak Türkan Saylan gibi değerlerin nicel olarak az olmasının da acısını içimde taşıyorum.

Eğitim düzeyi ilkokul üç olan bu ülke insanlarının çocuklarını eğitebilmek ve onlara eğitim olanağı sunabilmek için başlattığı seferberlik azımsanmayacak başka bir başarıdır.

Karanlıklarımız ve alacakaranlıklarımız her zaman olacaktır.Bunların arasından sıyrılarak gerçek anlamda aydın olabilmenin yolu da başta inançla, ve görevlerimizi her koşulda yerine getirmekle olacaktır.

Hergün yeni bir gündür ve yapılacaklar vardır daima...



TÜRKAN SAYLAN
1935-2009
Onu kaybettik...

İnsan olmanın tanımıydı

Bu ülke için inandıklarını eyleme geçirmek adına yaptıkları yaşamaya devam edecektir.

Görevini yerine getiren bir insan olmanın huzuruyla mutlu bir ölüm onun ki...

Sesti
Yankıydı
İzdi

Kalıcı olacaktır doğal olarak

(Sanem Uçar 18.05.2009)




"Bütün randevularımı tamamladım, bütün görevlerimi yerine getirdim. Ölüme hazırım." dedikten sonra bilinci kapanmaya başladı. (19 Mayıs 2009 Hürriyet)


Hayır bence öyle değil...
Bu kelimeleri söylerken de bilinci kapalıydı Türkan Hocanın... Bilinci açık olsaydı o asla demezdi ölüme hazırım diye... O asla demezdi bütün görevlerimi yerine getirdim diye... Mutlaka kendisine bir görev bulurdu o... Gözaltından çıkıp, hastanede kemoterapisini aldıktan sonra ilk sorduğu şey derneğinin burs listelerine el konulduğu için bu ay burslarını alamayacak olan öğrenciler olan Türan Hoca, nasıl diyebilirdi görevlerimi tamamladım ve ölüme hazırım... Tedavi sürecininden bahsederken sanki üniversite kantinine gidip çay alıp içtiğini anlatır gibi rahat onuşan Türken Hoca nasıl derdi ölüme hazırım... Kendisi için yaşamıyordu ki Türkan Hoca, başka türlü nasıl diyebilirdi ki; ben gidiyorum hoşçakalın...

(Ergin Küllü 19.05.2009)

...

Sevgili Ergin, canım benim, seni burada görmek ne kadar güzel benim için.
Bilirsin hep hikayeler anlatırdım sizlere sınıfta hepsi de gerçekti üstelik.
Bir gerçek hikaye daha sana, umutların hiç yok olmasın...

Sayın Türkan Saylan'ı son yolculuğuna uğurlarken ister istemez bir çok şey düşünüyordum.

Düşündüğüm şeylerden bir tanesi de ; Bilgi nedir sorusunun yanıtıydı.Muhtelif yanıtlar verilebilir bu soruya ve ben de 20 li yaşların başında Van da görevimi yapmaya çalışırken hemen hepimizin yaptığı benzer yanlışlardan bir tanesini yapıyordum.

Dünyanın merkezindeydim, ve bir çok şey biliyordum ve tabikii anlatmalıydım bildiklerimi, başkaları da bilmeliydi benim bildiklerimi....

Bambaşka bir coğrafyada, benim bildiklerimle öğrenci konumunda olan öğrencilerimin bildikleri şeyler öylesine taban tabana zıttı ki. Sanki yeni bir Mozart yetiştirmek üzerine proglanmış tamamiyle onlara yabancı bir bilgi birikimiyle çabalıyor çabalıyordum...

Bana göre müzik eğitiminde çalgı en önemli unsurların başında gelen şeylerdendi ve bu sebeple kesinlikle çalgı çalmak zorundaydılar.Eğitimde eşitliği sağlamak adına sahip olabilecekleri, taşınması kolay ve akort etme derdi olmayan soprano flüt bunun için en ideal olandı.

Girdiğim sınıflardan birinde neredeyse yüzde yüze yakın bir başarı elde etmiş olmama rağmen bir öğrenci her türlü çabama rağmen başarılı olamıyordu.

Garip bir çocuktu. Gözleri nereyse kan çanağı şeklinde kırmızı, sürekli nezle halinde, kaşları olmayan, yüzünde insandan çok aslana benzer bir şekli vardı.

Parmaklarını ise asla oynatamıyordu. Flütün deliklerini kapatabilmek herkes için son derece kolay olmasına rağmen o bir türlü yapımıyordu bunu.

Ve ben bir gün elimde flüt varken bu başarızlığına sinirlenme küstahlığını ve yanlışını gösterdim. Elimdeki flütle onun parmaklarına sert olabilecek şekilde vurdum. Hayatımdaki en büyük utancımdır.

Kılını kıpırdatmadı öğrenci.

Anında yaptığım yanlışın farkına varırken , o kılını dahi kıpırdatmayan davranışı karşında öğrenciye büyük bir hayranlık duyarken içimden; "ammada gururluymuş, canı yanmasına rağmen kılını bile kıpırdatmadı" diye geçiriyordum.

Türkan Saylan'ı canlı olarak ilk gördüğüm o seminerde Türkan Saylan cüzzam hastalığının belirtilerini anlatmaya devam ediyordu.

Ve ben birden bire sınıfımdaki bu öğrencimi hatırladım. Herşey Türkan Saylan'ın tanımlamalarına öylesine uygundu ki.Aslan yüzüne benzeyen bir surat, kıpkırmızı gözler, sürekli bir burun akıntısı ve parmaklarda hissizlik....

Seminer biter bitmez koşar adımlarla okula gittiğimi ve okul müdürünün yanında şüphelerimi anlattığımı hatırlıyorum.

Bu öğrenci kesinlikle cüzzam belirtilerine sahipti ve Türkan Saylan'ı dediği gibi bir an önce buna benzer belirtileri taşıyanlar varsa Van'daki Lepra bölümüne gitmeliydi...

Okul müdürüm beni ciddiye alarak bu pansiyon öğrencisini hastaneye sevk etti ve öğrencimin cüzzam olduğu netlik kazandı.

Belki sınıf ortasında anlamsız bir davranışla ruhunda yaralar aşmıştım benden nefret etmesi kadar doğal bir şey olamazdı ama hiç bilmeyeceği bir şekilde yaşantısında o hissiz parmakları kopma tehlikesini de yaşamayacaktı artık.

Evet bilgi neydi gerçekte?

Bilgi bir başkası için yaşam alanı oluşturduğu sürece anlamlıydı.

Sanırım Türkan Saylan ı değerli yapan da bilgisinin paylaşımcı ruhla başka kişilerde can bulmasıydı...

(Sanem Uçar 20.05.2009)

1 yorum:

  1. mithatsarcan 19.05.2009

    bazı isimler vardır
    bize her dönemde yaşama gücü sevinci verirler

    onların varlığını içinde duyduğunuz zaman dünyaya daha bir güvenle bakarsınız. bu çirkin dünyanın güzel insanıyla aynı zaman diliminde yaşadığım için kendimi mutlu sayıyorum..

    kendinden sonra ismiyle de bizlerle
    olmaya devam edecektir eminim buna..

    ...

    Titus Andronicus 23.05.2009

    Türkan Saylan ı kaybetmek bir çok anlamda bir çok şeyi kaybetmekle eş anlamda.

    Laik düzenin Maria Terasası

    İşini iyi bilen bir bilim insanı

    Siyaset üstü bir düşünce yapısı ve somut örneği

    Bu ve bunun gibi daha pek çok özelliği buraya yazabilirsiniz. İnanmakta zorlandığım şey bu özelliklerin bir insanda toplanmış olması.

    Bir insanı anlatmak çok kolay gibi gözüksede söz konusu Türkan Saylan olduğunda anlatmak çok zorlaşıyor. Onun 1935-2009 yılları arasına sığdırılan olağanüstü yaşam tabikii -bizim gibi geri kalmış ülkelerde ve sizin sayenizde öğrendim, gerçekten eğitim düzeyimiz ilk okul üç sınırında mı?-saldırılara maruz kalacaktır.

    Bu saldırılar aslında ne kadar çok haklı olduğunun göstergesidir.Ve ne yazık ki bu saldırılar ve karalama politikaları ne denli karanlıklarda yaşadığımızın da bir göstergesi aynı zamanda.

    Hiç bir şey yokmuş gibi pırıltılı yaşamlarımıza devam ederken karanlıkları gören gözler konuşmanın, laf üretmenin ötesinde çözümle yaşantımıza karıştı.

    Zor olan budur.

    Her anlamda fikir üretmek kolaydır da bunu eyleme geçirmek yüreğin ötesinde kararlılık, azim ve daha bir çok şeyi beraberinde getirir.

    Kimsenin onu anlatabileceğine inanmıyorum. Günlerdir hakkında yazılan yazılara göz atıyorum. Kimse onu anlatamadı.

    Onu anlatabilmek,onu anlamanın da ötesinde üretken bir kimliği içinde barındırmalıdır.

    Ne kadar eksiğiz.....


    Sanem Uçar 23.05.2009

    Gerçekten öyle bir anımdayım ki sayın Titus hiç bir şey yapmak içimden gelmiyor.

    Bir çok şey bir anda önemini yitirdi benim için.

    Kelimeler anlamsızlaştı....

    Renkler soldu....

    Daha bir çok şey sıralayabilirim.

    Son derece güzel özetleyici bir yazı yazmışsınız. Bir cümleniz benim içinde önem kazandı.İster istemez eski bir şirimin bir kaç dizesini hatırladım:

    Esen ılık rüzgar fırtınaya dönüşüyor
    değince tenime
    Hissediyorum kışın soğukluğunu
    güzel bir bahar gününde....

    Hiç bir şey değişmemiş yada değişmeyecek gibi gözüküyor bu taraftan bakınca. Oysa hepimiz biliyoruz ki değişim mutlak gerçeğimizdir. Ama değişimin gelişim olabilmesi için yapılması gerekenleri yapabilme gücüne sahip olmak gerekiyor.

    Gerçekten Türkan Saylan ın büyüklüğü de burada işte!

    Haklısınız!

    Ne kadar eksiğiz...




    Melahat 23.05.2009

    Nice zeki insan cesaretsizliği yüzünden hayat içinde kaybolmaya mahkumdur .

    Cesaret kelimesinin unutulmaya yüz tuttuğu birçok kesimde Türkan Saylan laf yerindeyse hayata kafa tuttu. Her şeye rağmen ayakta kalmaya çalıştı, ekranda kalmaya çalıştı ve kendi fidanlarına umut ışığı olmaya çalıştı
    Türkan Hoca cesaretiyle, umutlarıyla, gülümsemesiyle, her şeye rağmen hayata tutunuşuyla hem akıllarda hemde ekranlarda kalacak büyük bir isim olacak ve Türkan Saylanın yeşerttiği her bir fidan yine bu ülkeye emek verecek .



    Sanem Uçar 25.05.2009

    Türkan Saylan a ait fotoğrafları göndererek kullanmamı sağlayan sevgili Mithat Sarcan a çok teşekkürler




    Titus Andronicus 27.05.2009

    Evet kesinlikle fotoğraflarla çok daha büyük bir anlam kazandı bu köşe.
    Garip bir duyguya kapıldım fotoğraflara bakarken...Anlatması zor şu an, belki de kelimelerle ifadesi yok. Sadece şu "an "var yaşadığım. O da bu fotoğraflara bakarken ne güzel bir insan geldi geçti demek istemenin yoğunluğu.

    Bende teşekkür ediyorum sayın Mithat Sarcan'a.

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.