30 Ekim 2011 Pazar

Willam Burroughs



Willam Burroughs bir edebiyatçımıdır?

Açıkcası bu sorunun yanıtını bilmiyorum. Neye göre, kimileri edebiyatçı sınıfına sokacağız ve bunun için elimizdeki veriler nelerdir? konusunda bir bilgiye sahip olamadığımdan verebileceğim bir yanıtta yok.



Bildiklerim ise Sel Yayıncılık tarafından Süha Sertabiboğlu çevirisiyle yayınlanmaya başlayan William S. Burroughs’un “Cut-up” üçlemesinin ilk kitabı olan "Yumuşak Makine" İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturmaya uğratıldığıdır.



Önce Sel yayıncılığın konuyla ilgili bildirisini buraya alayım;

"Sonunda bu da oldu; yüce Türk yargısı Beat Kuşağı’nın ahlakını da yargılamaya başladı. Ocak ayında Sel Yayıncılık tarafından Süha Sertabiboğlu çevirisiyle yayınlanmaya başlayan William S. Burroughs’un “Cut-up” üçlemesinin ilk kitabı olan Yumuşak Makine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturmaya uğratıldı, davayı açmak için ise bilirkişi raporu da yine o muazzam Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’ndan alındı. Kurul yine kitabın orasından burasından “Cut-up” tekniğiyle metinler kopardı ve bunlar Türk toplumunun ahlak yapısına uymaz diyerek cezalandırılmasını istedi. Savcılığa verdiğimiz ifadede alıntıladığımız bölümler raporun genel yapısı ve kurulun kafa yapısı hakkında yeterince fikir vermesi bakımından yeterince açıklayıcı olacaktır. Kamuoyuna esefle duyurulur,



Kafama takılan soruları şimdilik geçiyorum. Gerçekten her anlamda ilginç bir zaman tünelinden geçiyoruz sanki. Zaman tüneli bile değil, bir karabasan açıkcası.

Hoşumuza gitmeyen bir çok şey, ya "ucube" olarak nitelendiriliyor ve kaldırılıyor, yada yazılanlar yazılmadan önce tehlikeli bulunuyor, yayınlanmış olanlar ise bunca ahlaksızlığın kol gezdiği ülkemizde ahlaksal olarak yanlış bulunuyor. Kafam almıyor. Daha sonra bu sorularıma döneceğim.

Kimdir William Seward Burroughs ?

5 Şubat 1914’te St. Louis/Missouri’de dünyaya geldi. Oldukça rahat bir çocukluğun ardından 1936’da Harvard Üniversitesi’nden mezun oldu. Eşcinseldi ve eşcinselliğini hiç saklama gereği duymadı.

1951 yılı yazar için önemli bir yıldır. Çünkü 1951 yılında ikinci eşi Joan'ı bir kaza sonucu Giyom Tell'in bir sahnesini canlandırıken vurdu. Doğal olarak bu kötü deneyim onun uyuşturucuyla çok daha fazla haşır neşir olmasına sebep oldu.

Yaşamının büyük bir kısmını araştırma yapmak için harcadı. edindiği kendine özgü bilgiler çoğunluğun hoşuna gitmeyen deneyimlerdi. Doğal olarak yazılarını da bu anlamda ortaya çıkardı. Oldukça karışık sayılabilecek bir yazım tekniği olduğundan genel tarafından pek sevilmedi hatta ukala bulundu.

Konuları genellikle yer altı dünyası ve uyuşturucu üzerineydi. Kolaj adı verilen (cut up) tekniğini kullandı. Bazı romanları sinemaya uyarlandı ve bunlar kült filmler olarak tarihe geçti. Naked Lunch bunlardan biridir.



Onunla ilgili olarak eleştirmenler ikiye ayrılmış durumdadır. Bazıları onun yazdıklarını uyuşturucuyu , eşcinselliği ve ahlaksızlığı yücelten sanatal değeri olmayan eserler diye nitelendirirken, tam tersi düşünceyle var olan dünyanın acımasızlığında ve gerçeğinde ileriyi görebilen kişi olarak dğerlendirenler de vardır.

Kitaplarının bir çoğu var olan popüler kültürden yararlanarak, (filmler, karikatürler, bilim kurgu vb. gibi) bir karışımdır. Kişinin dünya görüşüne göre kabul edebileceğimiz yada ret edeceğimiz bir yazardır.



1997 yılında öldüğünde aşağıdaki eserleri miras olarak bırakmıştı;

Junkie/Canki (1953/1994)- roman
Naked Lunch/Çıplak Şölen (1959/1998) - roman
Minutes To Go (1960)
The Exterminator (1960)
The Soft Machine (1961) - roman
The Ticket That Exploded (1962) - roman
Dead Fingers Talk (1963) - roman
The Yage Letters (1963) (Allen Ginsberg ile birlikte)
Nova Express (1964) -roman
Valentine's Day Reading (1965)
Roosevelt After Inauguration and Other Atrocities (1965) - kısa öyküler
Time (1965)
APO-33 (1966)
So Who Owns Death TV? (1967)
The Dead Star (1969)
The Job (1969) (Daniel Odier ile)
The Last Words of Dutch Schultz (1969)
Jack Kerouac (1970) (Claude Pelieu ile)
Ali's Smile (1971)
The Wild Boys (1971) -roman
Electronic Revolution (1971)
Bryon Gysin Let the Mice In (1973) (Gysin ile)
Exterminator! (1973) - kısa öyküler
White Subway (1973)
Mayfair Academy Series More or Less (1973)
Port of Saints (1973) - roman
The Book of Breething (1974)
Sidetripping (1975) (Charles Gatewood ile)
Snack... (1975)
Cobble Stone Gardens (1976)
The Retreat Diaries (1976)
Colloque de Tangier (1976) (Bryon Gysin ile)
Letters to Allen Ginsberg 1953-1957 (1976)
The Third Mind (1977) (Gysin ile)
Ali's Smile/Naked Scientology (1978)
Colloque de Tangier Vol. 2 (1979) (Bryon Gysin ve Gérard-Georges Lemaire ile)
Blade Runner, A Movie (1979)
Dr. Benway (1979)
Ah Pook is Here! (1979)
Streets of Chance (1981)
Early Routines (1981)
Cities of the Red Night (1981) -roman
Ah Pook is Here, Nova Express, Cities of the Red Night (1981)
Sinki's Sauna (1982)
The Place of Dead Roads (1983) - roman
Ruski (1984)
The Four Horsemen of the Apocalypse (1984)
The Burroughs File (1984)
The Adding Machine: Collected Essays (1985)
Queer (1985) - roman
The Cat Inside/İçerdeki Kedi (1986/2003) (Bryon Gysin ile) - roman
The Western Lands (1987) - roman
The Whole Tamale (c.1987-88)
Interzone/Ara Bölge (1987/2006) - kısa öyküler
Apocalypse (1988) (Keith Haring ile)
Tornado Alley (1989) - kısa öyküler
Uncommon Quotes Vol. 1 (1989)
Ghost of Chance/Şans Hayaleti (1991)
Seven Deadly Sins (1992)
Paper Cloud; Thick Pages (1992)
Selected Letters (1993)
My Education: A Book of Dreams (1995) -roman
Word Virus : The William Burroughs Reader (1998)
Burroughs Live : The Collected Interviews of William S. Burroughs, 1960-1997 (2000)
Last Words: The Final Journals of William S. Burroughs (2000)



İşte yazarın Nova Üçlemesi olarak bilinen 3 kitaplık serisinin ilk kitabı "Yumuşak Makine" Sel Yayınları tarafından Türkçeleştirildi ve okurlarına sunuldu.

Ancak!!!!!

Yetişkinler için hazırlanan bu kitap çocuklar için zararlı bulunduğundan yasaklandı.

Sel Yayıncılığın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı metni alıyorum;


"İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosunun isteği üzerine Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’na incelenmesi için gönderilen William S. Burroughs’un Yumuşak Makine adlı kitabı için adı geçen kurul bir rapor düzenlemiştir. Yetişkinler için hazırlanan ve piyasaya sürülen kitapların ‘çocuk’ kurullarına gönderilmesinde ısrarı anlamak mümkün değil, zira bu pencereden bakarsak televizyonlar, haber bültenleri gibi medya araçları ve binlerce kitap hakkında onlarca rapor yazılabilir.

140 sayfalık kitabın yirmi ayrı sayfasından bazen bir cümle bazen birkaç paragraf alarak “işte bu yazılanlardan dolayı müstehcendir” sonucuna ulaşmak bir edebiyat metnine yapılmış koskoca bir haksızlıktır. Tüm dünyanın okuyup bir öncü yazar olarak kabul ettiği William Burroughs’u Başbakanlığa bağlı edebiyatçı, estet, eleştirmen, çevirmen gibi sıfatlardan yoksun bir kurulun incelemeye kalkması böyle “ucube” bir durumu ortaya çıkarmıştır. Çünkü edebiyat ve karşı-edebiyat metinlerinin hiçbirinde kurulun yazdığı üzere; “konu bütünlüğü”, “anlatım bütünlüğüne riayet” aranmayacağı gibi, “tarihi mitolojik unsurların yaşam tarzlarından örnekler vererek kişisel ve objektif olmayan gerçek dışı yorumlarda bulunmak” ve “argo ve amiyane tabirlerle kopuk anlatım tarzının benimsenmesi” de bir suç teşkil etmez.

Bu kurallar ancak resmi yazışmalarda, raporlarda ya da ders kitaplarında dikkate alınabilecek genel kurallardır. Oysa sanat ve edebiyat kavramları bu kalıpların hiçbirine oturtulamaz, böyle yapmayan yazar bir soruşturma konusu haline getirilemez. Kimsenin mitolojik unsurlara dair objektif bir yorumda bulunmak gibi bir zorunluluğu yoktur. “Mezkûr kitabın bu haliyle edebi eser niteliği taşımadığı, okuyucu haznesine ilave katkısının olmayacağı, kriminolojik açıdan da kitapta, insanın bayağı, adi, zayıf yönlerinin işlenmesinin okuyucu üzerinde suça izin verici tavırları geliştirmektedir.”

Ayrıca hiçbir yazarın insanın her koşulda güzel yönlerini göstermek gibi bir mecburiyeti olmadığı gibi, okuyucu haznesine katkısının ne olacağının ve edebi nitelik taşıyıp taşımadığının ölçütü de resmi bir devlet kurumu değildir, kitabın okurudur.

Hak ve özgürlükler, özgür bireylerin, edebiyatçıların, sanatçıların, düşünürlerin fikirlerini, eserlerini hiçbir baskı, yasak ve tabunun olmadığı ortamlarda ortaya koydukları zaman gelişir. Yine çağdaş, sorgulayıcı, yaratıcı bireylerden oluşan toplumlar en uç örnekler sayılabilecek edebi metin ve sanat eserlerini okuyarak, görerek oluşur.

Başbakanlığa bağlı bu kuruldaki kişiler bilmiyorlarsa dahi basit bir internet araştırması yapsalardı yazarın “Beat Kuşağı” (Beat Generation) isimiyle anılan bir akımın öncülerinden biri olduğunu göreceklerdi. İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika’da hakim olan statükocu orta sınıf ahlakına bir başkaldırı olarak doğan Beat Kuşağı, her türlü toplumsal hegemonyaya karşın bireysel başkaldırıyı düstur edinen, her türlü kural ve baskının karşısına hem hayat tarzları hem de eserleriyle dikilen, ortaya çıkışlarından bugüne dek bir çok yazarı, müzisyeni, sinemacı ve sanatçıyı etkilemiş bir sanat ve hayat akımıdır. Halen tüm dünyada bu yazarların kitapları sürekli yeni baskılar yapmakta, haklarında inceleme kitapları yayınlanmakta ve filmlere konu edilmektedir.




Yumuşak Makine ise W. Burroughs’un, edebiyat çevrelerinde büyük bir yenilik olarak kabul edilen ‘Cut-up’ ‘Kes-yapıştır’ tekniği ile yazmış olduğu bir kitaptır. Burroughs, yaşam biçimindeki yerleşik kalıplara karşı çıkmakla kalmaz edebiyattaki yazma biçimlerine de bir karşı koyuş geliştirir bu teknikle. Hal böyleyken ve zaten kitabın yazılış amacı, sınırların dışına çıkmak iken “kitaptaki yazıların normal sınırlar içinde kaldığını ve toplumun sosyal normlarıyla çatışmadığını iddia etmek mümkün değildir” gibi ifadelendirme ve suç unsuru aramanın absürtlüğü aşikârdır.

Üstelik raporda belirtildiği üzere Milli Eğitim Kanununun “Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, maddi ve manevi kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan;” gibi saikleriyle yetişmemiş Willam S. Burroughs’tan bu çerçevede bir metin ortaya çıkartmasını beklemek de anlamsızdır.

Ayrıca belki kurul farkında değil ama Beat Kuşağı’nın Willam Burroughs, Jack Kerouac, Allen Ginsberg gibi temsilcilerinin kitaplarını bu ülkede satın alan, okuyan, hakkında kültür-sanat dergilerinde yazılar yazan, arkadaşına tavsiye eden binlerce insan var. Bu raporda defalarca kez geçen “ahlaki normlarla bağdaşmazlık” ve “halkın ar ve hayâ duygularını incitmek” tabirleri ile bu “halkın” bir kesimine ahlaksız sıfatı yapıştırılmış olmuyor mu?

Devletin herhangi bir kurumunun toplumun genel ahlak çerçevesinin sınırlarını çizmek, bu sizin için ahlaklıdır ve bu da değildir gibi bir hüküm vermek, üstelik halkın haberi olmadan onun ar ve hayâ duygusunun incindiğine dair karar çıkartmak gibi görevi mi var? Üstelik böyle bir mantığa toplumsal sorumluluk atfetmeye çalışılarak, nasıl bir mühendisliğe soyunulmaktadır? Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu bir edebiyat metni için aşağıdaki tespitleri yaparken cahilliğini göstermekle kalmıyor gülünç de oluyor: “

Zira insanlar ilkel hayatlarından bugüne kadar dünyanın her yerinde ve her toplumunda cinsi uzuv bölgelerini kapalı tutmayı ve cinsi münasebetin gizliliğini vazgeçilmez kural olarak uygulaya gelmişlerdir. Bu, toplumumuzda da böyledir. Toplumumuzun ahlak anlayışı ve kuralları ile örf ve adetleri cinsi münasebetin aşikarlığını kabul etmez. Toplumlar varlıklarını koruyabilmek ve toplum organları bizzat bu normlara uymak zorunda oldukları gibi, toplumu bu konuda yönlendirme, ikaz etme, hatırlatma görev ve sorunluluğu ile de yükümlüdürler. Bu görev ve sorumluluk toplumsal niteliktedir. Söz konusu kitapta yayınlanan yazıların bu toplumsal görev ve sorumluluk ile bağdaşması mümkün değildir. Kitapta asıl ağırlığın cinselliğe yöneltilmiş olduğu, kitabın toplumun ahlak yapısıyla bağdaşmadığı ve halkın ar ve haya duygularını incittiği, genel ahlaka aykırı olduğu müşahede edilmelidir. “

William S. Burroughs’un bir kitabını ele alarak orada kelime avına çıkmak bilimsel insan aklının geldiği yere saygısızlık olmaktan öte, bir kuşağa haksızlıktır da. Bireysel hak ve özgürlüklerin sürekli tartışıldığı ve herkesin “kendi düşüncesini ifade etmesi” “başka yollara sapmaması” teşvik edilen 2011 Türkiye’sinde yaklaşık elli yıl önce yazılmış ve edebiyatta öncü bir akım olarak kabul edilen Beat Kuşağı’nın önemli bir temsilcisinin kitabını “halkın ahlakını bozar” düsturu ile yargılamaya kalkmak, “bize özgü” gülünçlüklere bir halka daha eklemekten öteye gitmeyecektir. Ve bu davanın ülkemiz sınırları dışında hiçbir hükmü, saygınlığının olmadığı da çok açık ve nettir.

Biz tüm dünyada sanat ve edebiyat çevrelerinde bir yeri olan bu akımın temsilcilerinin eserlerini Türk okurunun da okumaya hakkı olduğunu düşünen aracı bir kurumuz; sizler bu dava ile yazarın düşüncesini mi, Beat Kuşağı’nın ahlakını mı, bizim faaliyetimizi mi yoksa bu projede sözleşmeli olarak çalışan ve yalnızca kitabı Türkçeye aktaran çevirmenini mi yargılıyorsunuz?

Sel Yayıncılık, yirmi yıldır yerli ve yabancı birçok ünlü yazarın edebi eserlerini okura sunan saygın bir kurumdur. Yine yurtiçinde ve yurtdışında faaliyetlerinden dolayı birçok saygın ödüle layık görülmüştür. Faaliyetlerimizi zora sokan soruşturmalara ve kitapların herhangi bir nedenle yargılanmasına son verilmesini istiyoruz.

Saygılarımızla."

Sırada ne var diye düşünmeden edemiyorum.....




sanem ucar 30.04.2011

Evet, birileri Willam Burroughs' un yazdıklarını ahlaksal açıdan sakıncalı bularak Türkiye' de yayınlanmasını durdursun durdurmasına da geleceğimiz dediğimiz gençlerimizle ilgili olarak aptalca bir sınav sistemi içersinde bir sürü şaibeleri geride bırakarak gençlerimizin geleceğiyle oynayarak, yüzleri asık, gelecek ümidi olmayan bir gençlik oluşturmak çok mu ahlaksal? bilemiyorum...

Gelecek ümidi olmayan ve güven duygusu sarsılmış bir gençlik yazılarından dahi korktuğumuz bir çok olumsuzluğun pençesine düşmeyecek mi, yada bu konu da nasıl bir önlem aldık?

Verilmesi gereken bir sürü yanıt varken, " kitabı satın almama" olasılığının olduğu, daha doğrusu böyle bir özgürlüğün var olduğu davranış varken bir kitabın yayınlanmamasını sağlamak ne kadar ahlaksaldır?.

Yukarıda fotoğraf bölümüne yazarın bazı fotoğraflarını aldığımda özellikle rock müzik severler yanındaki kişileri tanıyacak. O fotoğraflardan birinde Jimmy Page, ve Patti Smith ile birlikte. Rock müzik felsefesi gereği de sakıncalıdır:) , müziktede yasaklamalar yakındır

Neyi, nereye kadar yasaklayacağız?



sanem ucar 30.04.2011

Aslında Sel Yayıncılık bana göre İstanbul Cumhuriyet başsavcılığına verdiği dilekçede son derece güzel bir uslupla eleştiriyle birlikte bilgi vermeyi de ihmal etmemiş. Bu gerçekten güzel dilekçenin ardından bir şeyler yazmak anlamsız gelmekle birlikte öylesine doluyum ki uzun zamandır içimde biriken soruların aktarılmasında da bir vesile gibi ele alıyorum.

Bildiğiniz gibi Diyarbakır 5. Asliye Ceza mahkemesinin 14.01.2011 tarih ve 2011/ 156 D iş sayılı kararı ile önce tüm bloglar yasaklandı. Hiç bir ayrım gözetmeksizin tüm blogerleri bir suçlu gibi değerlendirerek bir ceza verildi. Bu gerçekten insanın kendisini kötü hissetmesini sağlayan bir davranış şeklidir. Kuşkusuz yanlış yapılan bir şey varsa hukuk kuralları içerisinde bir değerlendirme bu anlamda suç işleyeni cezalandırabilir. Ancak tüm insanları potansiyel bir suçlu gibi görüp ceza vermek insan haklarıyla yakından uzaktan ilgisi olmayan bir davranış şeklidir ve bu anlamda hukukun kendisi bir suç işlemiştir.

Bu davranış şekline uzak bir toplum değiliz aslında. Kendimi bildiğimden beri var olan sistem içersinde olmaması gerekenler bal gibi olur hale getirilerek insanların kendilerini bir hiç gibi görmesiyle sonuçlanan olumsuz davranış şeklinin içselleşmesinde rol oynadılar.

Var olan düşünce sisteminde; benim gibi düşüneceksin, benim gibi davranacaksın, benim gibi hissedeceksin baskısıyla farklılıkları ayrıştıran ve öteleştiren mekanizma gittikçe güçlenerek yol alıyor.

İşte bu gelinen noktada olup bitenler şaşırtıcı olmamalı. İnsanlarımızın hala garip bir efsun durumuyla hiç bir şey yokmuş gibi davranmasını anlayamadığımı da ifade etmeliyim.

Bana değmeyen yılan bin yaşasın mantığıyla bireysel yaşamlarını sürdürürken insan olmanın beraberinde getirdiği sorumluluk anlayışı da kaybolmaya yüz tutmuş durumda. İşte bu aşamada ister istemez eskilerin deyimiyle; "durum vahimdir "diyorum




sudaay 01.05.2011

Cehalet ve aptallık sosyal dengenin olmazsa olmaz parçalarıdır.
Sorun bu özelliklere sahip kişilerin toplumun önemli kademelerinde
yer almasıdır. Bunun olmasının suçu da aydınlarımızın elleri yüzleri
kirlenmesin diye yönetim kademelerinden uzak durması ve meydanı
yukarıdaki niteliklere sahip kişilere bırakmasıdır. O kişilerinde bizlere
göstereceği rahmet ne yazıkki böyle şeyler olacaktır..Karanlık iyice
gelişimini tamamlamadan aydınlık günler gelmeyecektir-yani daha da
kötü günlere şaşırmadan hazırlıklı olmalıyız.



titus andronicus 01.05.2011

Sevgili Sanem,

Devam edeceğin bir yazı dizisi diye düşüyorum. Çok ta önemli bir konu olduğuna inanıyorum. Benimde merak ettiğim bir çok konu var.

Örneğin Türk halkı beat kuşağının ne olduğunu gerçekten biliyor mu? Kaç kişi böyle bir kuşağın varlığından haberdar?

Haberdar olanlar şaşkınlıkla olup biteninleri izleyecek mi?

Kesinlikle tüm yasaklamalar ve bu yasaklama düşünülmesi gereken konulardan biri




sanem ucar 03.05.2011

Sevgili Mithat olup bitenlerin cehalet ve aptallığın çok ötesinde olduğunu düşünüyorum. Gerçi sosyolojik olarak değerlendirildiğinde söylediklerinde yerden göğe haklısın. Artan bir ivmeyle söylediğin gibi bu karanlık üzerimize çökecektir.

Daha önceden de başka yerlerde yazdığım gibi; eğitim düzeyi ilkokul üç sınıfına eşit bir eğitim durumumuz var ülke genelinde. Bu son derece ciddi bir sonuçtur ve tabikii aydın sınıfınında çoğunlukla "alacakaranlık" olması durumu çok daha çarpık bir hale getirebiliyor.

Bu açıdan baktığımızda halkımızın beat kuşağının ne olduğunu bilme olasılığı oldukça düşüktür. Bu sayfada beat kuşağı nedir, neden ortaya çıkmıştır gibi konulara pek girmeyi düşünmüyorum. Belki blog sayfamda yeni bir konu başlığı olarak paralel götürebilirim. Çünkü Beat Kuşağı önemli olup üzerinde fazlasıyla düşünülmesi ve tartışılması gereken konulardan biridir. Kim ne derse desin haklı bir çıkışla dünyada bir iz bırakmış ve kabul edilbilen bir felsefeyi içinde barındırır.

Bizler genellikle çıkış nedeniyle değil de sonuçları üzerinde durduğumuzdan bu kuşağın aslında anlatmak istediği bir çok şeyi doğal olarak atlıyoruz. Ben ise burada ülkemize karabasan gibi çöken yasaklar üzerinden tartışmayı sürdürmek istiyorum.

Sorunu çok iyi anlayamamakla birlikte elimden geldiğince yanıtlamaya çalışayım sevgili Adan. Beat Kuşağının varlığından haberdar olanlar ne yapabilir?

Hemen hergün bir şekilde buna benzer anlamsızlıklarla karşı karşıya olduğumuz günlerde karşı duruşu her anlamda gösterebilecekler gerçek anlamda entellektüel bir birikime sahip olabilenlerle doğru orantılıdır. Bu anlamda ülkemizin çok iyi durumda olmadığına hepimiz katılırız diye düşünüyorum. Oldukça sığ bilgi birikimimiz ve doğal olarak buna koşut giden düşünce yapımızla paralel giden bir seyir içersindeyken yapılabilecekler doğal olarak sınırlı oluyor.

Kuşkusuz elimiz kolumuz bağlı kalalım anlamında değil bu yazmaya çalıştıklarım. Neye -niçin karşı olduğumuzu en azından kendi iç dünyamızda bir kez daha gözden geçirmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Yasakçı bir düşünce sistemiyle "ama", "aslında.. " gibi kelimelerle güya iyi niyetle üstü örtülmeye çalışılan anlamsızlıklarını görmek gerekiyor.

Bu toplum özellikle cinsel anlamda bir çok tabuyu hala yıkamadığından cinsellik en büyük iç sorunlarımızdan biri olduğu sürece birilerini korumak adına baskın anlamsız düşünceler ortalıkta dolanacaktır. Çocukları korumak adına uygulanan bu uygulamanın onları gerçek anlamda koruyabileceğinee inanmıyorum. Bu ve başka konularda da sosyal bir devlet anlayışına asla sahip olmamış ülkemde yasakçı zihniyetlerle korunmaya çalışılan olguların daha büyük zarar göreceği kaçınılmazdır.

Ahlaksal anlamda bir sürü çirkinliği görebilmesi için televizyon kanallarından birini izlemesi yeter çocuklarımızın. Her dizide, her evlendirme programlarında bir sürü ahlaksızlıklar gülerek, eğlenerek sunuluyor halkımıza. Televizyon ekranlarından her eve girebilen bir sürü yanlışlık varken bir kitabı yasaklamaya çalışmak işte gerçekten ucube bir zihnin ürünüdür.



sudaay 03.05.2011

Osmanlı zamanında ibrikçi başı varmış-abdest almak isteyenlerin eline orada zaten öylece duran ibrikleri tutuştururmuş-Adamın biri dayanamayıp sormuş-ya zaten ibrikler orda duruyor biz kendimiz de alabiliriz deyince ibrikçibaşı kükremiş-sen kendin alırsan bizim ibrikçibaşı lığımız nerde kalacak.. Ben konu edebiyat olunca yasaklanacak hiçbir metin düşünemiyorum-Ama böyle bir kurul oluşturup başına da ibrikçiyi koyunca o kişi, bir süre sonra iş yaptığını göstermesi için kitaplara zorla abdest aldırtacaktır..Asıl tehlike aptalca davranışların birbirinden cesaret alıp zorbalığa dönüşmesi olacaktır. Bunu için de ibrikbaşı yerine bizim kükrememiz icap edecektir.





titus andronicus 04.05.2011

Şunu anlatmaya çalışıyordum aslında. Haklısın çok net bir cümle olmamış

Çok net bir şekilde açıklamaya çalıştığın gibi Türkiye ile ilgili özellikle kitap okumadaki sonuçlar içler acısıdır.Birleşmiş Milletlerin Kitap okumayla ilgili sonuçları bir hayli ilginç. Bu sonuca göreülkeler bazında kitaba ödeden para miktarını gösteren bir sonuç var bu sonuca göre;

- Norveçli 137 dolar.
- Alman 122 dolar
- Belçikalı 100 dolar
- Avusturyalı 100 dolar
- Güney koreli 39 dolar
- İspanyalı 39 dolar
- Dünya ortalaması 1,3 dolar
- Türkiyeli 0.45 dolar ödüyor.

Birleşmiş Milletler in insani gelişim raporunda Türkiye 86. sırada yerini alıyor.Çünkü kitap okumak için Türkiyedeki ihtiyaç maddeleri sıralanırken kitap 235. sırada yerini alıyor. Yapılan araştırmada Türkiye de okunan kitapların ise aşk, cinsellik konularında yoğunlaştığı da araştırmalar sonucu ortaya çıkmış.

Bu kadar az okuyan ve okuduğunda da seçimi belli olan bir toplum söz konusu. Seninde çok iyi belirttiğin gibi gerçek anlamda entellektüel bir birikimin olmadığı bu ülkede her anlamda gerçek entellektüel birikime sahip olanlar öylesine küçük bir sayıyı oluşturuyor ki bu yasaklamayı yapan kişilerin aptal olması gerekiyor. zaten entellektüel birikime sahip kişiler herşekilde bu kitabı ve diğerlerini de okumuşlardır diye düşünüyorum. Geride kalanlar için de okumayı seçenler açısından bu kitabın konusu gereği bu toplumdaki bir açlığa dokunması sebebiyle ilgiyi arttırmaktan başka işe yaramayacaktır.

Yani bu yasaklama konudan haberdar olanların gülümsemesine sebep olmaktan başka işe yaramaz bana göre. Tabi kelime olarakta ve düşünce biçimi olarakta "yasak" hoş bir şey değil o ayrı:)




sanem ucar 04.05.2011


Evet gerçekten oldukça çarpıcı bir sonucu paylaşmışsın Adan teşekkürler. Bir çok şeyin cevabını içeriyor bu sonuç. Böyle bir sonuç varken gelinen nokta doğal bir sonuçtur.

Bu doğal sonuçla birlikte karanlıktan aydınlığa çıkışında zor olacağını kabul etmek gerekir. Sistem kendi varlığını sürdürebilmek için kendi doğasına göre hareket ettiğinden gelinen noktada suçu kendini aydın sınıfına koyan kişilerin basiretsizliğinde bulabiliriz bana göre.

Top yekün, bütün olanaklar kullanılarak oldukça dar bir pencereden bakan toplum başarıyla oluşturulmuştur. Yaşamı ve varoluşumuzu tümden değiştirme yolunda farklı metotlar uygulanmalıdır. Şimdiye kadar uygulanan yöntemler arasında sağ ve sol olarak farklı gibi görülen iki tarafta aslında benzer bir davranış sergilediğinden oldukça sancılı bir döneme girmiş bulunmaktayız.

Sağ olarak değerlendirdiğimiz düşünce biçimine göre normal olan bazı davranış ve yöntemler aynı şekilde sol anlayış içersinde de kabul görmüştür. Çoğunlukla eylem anlamında ve söylevler şeklinde dar bir pencereden bakma davranışını en kısa sürede geride bırakıp düşünce boyutunda gelişmeyi sağlayan gerçek düşünürlere ihtiyaç vardır. Aydın olarak kendini bir yere koyanların günlük yaşamı da içinde barındıran ama dahası ileriye dönük yapıcı düşünceleri ortaya koyabilen kişileri dürtüklemesi ve bu kişilerin kendilerini ifade etmesini sağlayabilmesi sağlanmalıdır.

En büyük görev bizlere düşüyor bu koşulda.Siyasi bir söylemin dışında insana ait doğru ve güzel olguların konuşabileceği platformlardan bir hayli uzak olmak beraberinde bizlere ne geçmişte bir şey kazandırmıştır ne gelecek günlerde bir şey kazandıracaktır.

Aydın sınıfın kendisini her yönüyle yeniden gözden geçirmesi ve öz eleştiri yapması gerekmektedir.

Çok ilgisiz gibi duracaksa da içimden geçirdiğimden yazmadan geçemeyeceğim. Böylesine çok edebiyatçılarımızın olduğu bir ülkede hatayı ben ister istemez aydın sınıfında aramaya devam edeceğim. Edebiyatçılarımızda da aramaya devam edeceğim. Aydın kesim kendisini hiç bir anlamda yenilemezken sadece fi tarihinden kalmış söylemlerle sol edebiyatçılığı yapmaya devam ederken, edebiyatçı bolluğunda kendini edebiyatçı yerine koyan yazar takımının da düşünce anlamında hiç bir şey üretmeyen ve sadece kendilerini tatmin etmeye yönelik bakış açıları bizleri bu noktaya getirmiştir. Ya da iktidarın gücüne olan inançla davranmış olmaları. Bir Elif Şafak gibi mesela...

Ne yazık ki bu ülkede kendini aydın sınıfına koyan kişilerin büyük bir kısmı çağı yakalamaktan aciz kişilerdir. Günümüzün kopyala yapıştır mantığıyla hareket eden , üretemeyen , üretmek için kendini tamamlamaktan uzak zavallılardır. Ve bir toplumda "aydın "görevini yerine getirmezse yaşanılacaklar doğal sonuçlardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.