15 Ekim 2011 Cumartesi

Yaşlılık



Yaşlılık

Bugün gazeteleri okurken karşılaştığım bir haber oldukça ilgi çekiciydi. Habere göre insanların ömürlerini uzatan hap 2012 itibariyle piyasalarda olacakmış.

Öncelikle haberi sizlerle paylaşayım;

"Dünyanın önde gelen yaşlanma uzmanlarından ABD’li Prof. Nir Barzilai, İngiltere’nin başkenti Londra’daki bir konferansta ‘müjdeyi’ verdi: Ömrü 100 seneye uzatacak haplar sadece iki sene içinde piyasada olacak!

Firmaların bu ilaçlar üzerine çalıştığını, 2012 itibarıyla hapların piyasada olacağını söyleyen New York’lu profesörün Albert Einstein College of Medicine’daki kendi ekibi de ileri yaşlara kadar hayatta kalmayı sağlayan bazı genetik varyasyonlar üzerine çalışıyor.

‘50’sinde ilaca başlasın’

Royal Society’de düzenlenen yaşlanma zirvesine katılan Prof. Barzilai, “100 yaşında olup da hâlâ harika görünen insanlar görüyorum. 70-80 yaşlarında ölenler yaşamlarının son yıllarını hasta geçiriyor, 100 yaşında ölenlerse sağlıklı ölüyor” diye konuştu.

Barzilai, insanların ömür uzatan hapları 40’larında ya da 50’lerinde almaya başlayabileceklerini söyledi. Çalışmalar hücreleri öldüren sebepleri arayan incelemeler üzerine kuruluyor. (The Daily Mail) "

Aslında haberin orijinalini bulup okumakta fayda var. Doğrusunu söylemek gerekirse;

"100 yaşında ölenlerse sağlıklı ölüyor” şeklindeki doktorumuzun yaklaşımını pek anlayamadım. Sağlıklı ölmek ne demek oluyor acaba?

Kuşkusuz, uzun süre yaşamak isteyen insanlar olacaktır. Ve bu uzun süre yaşamayı isteyen insanlar için son derece güzel bir haberdir.

Ancak ben haberi okurken piyasaya çok yakında sürülecek bu hap ı kullanırmıyım acaba diye düşünmeden edemedim.

Evet, daha uzun bir süre kitap okuyabileceğim ve müzik dinleyebileceğim için kışkırtıcı bir tarafı var bu hapın.

Ama en azından ölümümle birlikte duymaya zorlandığım müziklerden, okumaya zorlandığım satırlardan kurtulabilmek adına ölümü kutsarken, benimle birlikte bu kişilerinde yaşamları uzayacağından çok fazla bir şey değişmeyecek hatta tam tersine işkence yoğunlaşmış olacak.

Kırk yıldır aynı anlamsız melodileri duyuyorum yada satırları okuyorum demek başka, 60 yıldır aynı melodileri ve satırları duyuyorum / okuyorum demek başka....

Aklıma birden geliverdi.

Benim ülkemde anlamsız bir şekilde siyasi liderlerimizin uzun yaşama ve bu yaşamlarında siyaseti asla bırakmama gibi bir hasletleri var. Onlarda kullanırsa, ki kesinlikle kullanacaklardır, "ne olacak bu ülkenin hali?" cümlesini 80 yıldır tekrarlıyor olmak ne kadar işkence verici bir durumdur.

Yani bilim adına yapılan gelişmeleri ret edebileceğimi hiç düşünmemiştim. Ama ne yazık ki kapitalist düzen içersinde bilimde kendine göre olması gereken çizgisini çoktan değiştirdiğinden bu hapı kullandığımda ve yaşamım uzadığında dünyadaki en huysuz yaşlılardan olacağım kesinlik kazandı...

Hadi bakalım hayırlısı, daha neler duyup, neler göreceğiz?



sanem ucar 13.05.2010

Çoğu kişi için kutlanacak bir haber:)

Oya Tekin 13.05.2010

Oldukça uzun zaman önce bir film izlemiştim. Filmde, kadının biri gençlik iksiri bulmuş onu içerek istediği yaşta kalıyordu. Uzun yıllar hayatına bu iksirle devam ediyor, erkekleri güzelliğiyle kendine hayran bırakıyor.

Bir gün bu iksir etkisini yitiriyor ve kadın gerçek yaşının tüm gerçekleriyle yüz yüze kalıyor. Kırışık, sarkık bir vücutla kendisini aynada görünce bunalıma giriyor. O andan sonrası kadın için kbusa dönüyor.

Şimdi bu yazıyı okuyunca film aklıma geldi.

İlaç etkisini kaybedince insanlar gerçek yaşlarıyla yüzleşecekler. Ne kadar mutlu olacaklar bu halleriyle merak ediyorum doğrusu. Çünkü her ne olursa olsun çoğunluk için görsel güzellik zinde vücuttan daha önemlidir diye düşünüyorum.

Sağlıklısınız, zindesiniz, atletiksiniz ama her yeriniz buruş buruş. Sarkık bir vücut, kırışık bir vücut kaç kişiyi mutlu eder. Ha botoks yapılır diyeceksiniz ama Ajda da botokslu her yeri estetik öyle olmayı da kimse istemez.

İlacın istediğimiz yaşta kalmayı sağlayıcı özelliği ve tüm bu görsel sorunlara çözümü varsa alıcısı çok olur. Yıllardır insanlar uzun ve genç kalmanın yollarını aramışlardır.

Hep merak etmişimdir, neden insanlar uzun yaşamak ve genç kalmak isterler diye.

Bence uzun yaşamak insana daha çok mutsuzluk getirir beraberinde. Açıkçası ben uzun yaşamaktansa, kısa da olsa dolu dolu yaşamayı tercih edenlerdenim.



titus andronicus 13.05.2010

Öncelikle sevgili Sanem çok hoş bir uslupla yazdığın bu yazı için teşekkürler.

Çoğunluk kuşkusuz yazıyı okuduğunda genç kalmak düşüncesiyle eş değerde algılayacaktır:) İnsanların yüzyıllardan beri genç kalmak ve sonsuz bir yaşam için bir çok şey vermeye hazır bir geçmişimiz bizleri böyle düşündürecektir.

Oysa yazı iyi okunmuş olsa genç kalmakla ilgili değil piyasaya çıkartılacak ilaç.

Ölüm gerçeğini yadsıyan bir düşünüş değil öncelikle. hatta tam tersine ölümü kabul eden ancak ölümün bir yerde şeklini değiştiren bir ilaç gibi ele almak lazım.

Bir çok sebeple ölüm gerçekleşmektedir. Acınası durumda olmadan , yada en azından kendine bakabilecek gücü ve yetisi varken ölümün gerçekleşmesi üzerine bir ilaç.

Ama sen çok iyi bir yerden yakalamışsın, işin fiziksel yanı falan çok önemli değil. Uzun yaşamak doğru bir toplumda, pekala herkesin kabul edeceği bir olgudur. Ancak ne yazık ki bir çok özelliğini yitirmiş toplumlarda uzun yaşamanın sıkıntılı olduğu kabul edilen bir gerçektir.

Bir haberi ustalıkla bambaşka bakış açılarıyla bezenmiş bir şekilde sunmak ta becerilerinden bir tanesi ve her geçen gün bu becerilerinin yukarıya doğru bir tırmanışa geçtiğini izlemek te pek keyifli.

Dürüst olayım mı, hep yazacaksan ben 200 yaşına kadar yaşamayı isterim bu koşulda:)



merve utandı 14.05.2010

Sanem hocam,bu haberi ilk okuduğunuzda yüzünüzün aldığı ifadeyi tahmin edebiliyorum,"100 yaşında ölenler sağlıkla son veriyorlar yaşamlarına" cümlesi en can alıcı cümle DEĞİL Mİ? :)))

Nedense zaman geçtikçe sanki gözlerime biri büyüteç takmış da ben bugüne kadar göremediğim herşeyi daha net ve devleşmiş görüyor gibiyim..İtiraf etmeliyim ki bu etki bir SANEM UÇAR etkisidir...

Öyle şirin bir yazı olmuş ki,gülümsüyorum kendi kendime...Eklediğiniz fotoğraflar da ayrıca güzel..

Sanem hocamız 100.yaş gününde kızıl kısacık saçları hafif beyazlaşmış halde,sesiyse birazcık titrek, gözünde yakın gözlüğü ile bilgisayarın karşısında yazılar yazıyor...Hayali bile heyecan verici...Adana katılıyorum....



sanem ucar 07.06.2010

Sevgili Mervecim;

Sana yanıt vermede epeyce geciktiğimi biliyorsun...

Evet bu bir haberdi ve okuduğum zaman çoğu yerlerinde tebessüm ettim ama çok iyi biliyorum ki her insanın uğrayacağı istasyonlardan bir tanesi yaşlılık.

Nasıl ve ne şekilde olacağı insanın dünya görüşüyle doğru orantılı olduğu kadar yaşadığı koşullarla da ilintili.

Bundan bir kaç sene önce öğretmenler odasında sevgili arkadaşlarım gençlikle ilgili koyu bir sohbete dalmıştı. Ben de oturduğum yerde kitabı okumaya çalışıyordum ama sonunda bir soruyla beni de ister istemez muhabbetlerine çektiler.

Soru çok basitti;

Sen de çocukluk yıllarına dönmek istermisin?

Yapılan tarışmada hemen hemen herkes "evet" yanıtını vermiş olmalı ki benim;

"Kesinlikle istemezdim" cevabım ama neden? sorusuyla buluştu.

Herşeye yeniden başlamak ne kadar zor geliyor şu anda bile...

Yeniden aynı eğitim sürecinden geçmek, heyecanlanmak, endişe duymak vs.vs...

Üstelik bir şekilde belli bir yaşta olmak bu yaş sınırı bence 40, 40 yaşında olmak insana anlatılmaz bir özgürlük kazandırıyor.

Çünkü toplumumuzda bir çok şeyi yapabilmek yada yapamamak yaşla doğru orantılı bir düşünce yapısını beraberinde getiriyor.Gençliğinde bazı düşüncelerini ortaya koyduğunda sana kötü gözle bakacak bir sürü göz aynı davranışı 40 yaşında yada sonrasında yaptığında, yaşlıdır, saçmalama hakkı vardır gibi garip bir özgürlüğe dönüşüyor.

Kafalardan yaptığın yada düşündüğün şeyden dolayı seni kınamış düşünce biçimi açığa çıkarılamıyor :)

Yaşlılığın garip bir büyüsü var bu anlamda bizim ülkemizde bir yerde tüm benliğimizi kaplamış "hürmet" duygusunun arkasına saklanabiliyor çoğu şey.

Daha özgür olduğunda bu yaştan sonra kaybedeceklerini gayet iyi bildiğinden ve zaten kaybetmiş te olduğundan çok daha pervasız hareket edebiliyor ve düşündüğünü söyleyebiliyorsun.

Zor olan kısmı bana soracak olursan bedeninin sana ihanet etmesidir. Zamanla bir çok fiziksel özelliğini kaybetmeye başlamış olmak bilinen anlamda seni sakat statüsüne sokuyor. Toplumumuzda kibar anlamda sakatlara engelli diyoruz ya, yaşlı olmayı da bana göre yaşengelli diye tanımlayabiliriz.

Bu anlamda bu gelişmeyi gülümseyerek karşılıyorum. Çünkü hiç kimse anlamsız bir şekilde yaşama durumunda olmamalıdır.

Düzelemeyecek ve çaresi olmayan hastalıklarda ötenazi nasıl etkinse,etkin olmalıysa, gerçek anlamda yaşengelli olduğumda en büyük gerçeğim olan ölümü saygıyla karşılamak isterim ve ölüm şekliminde saygın olmasını isterim.

Bu sebeple ben her zaman ötenaziyi savunan biri olacağımı biliyorum...



sanem ucar 08.06.2010

Yaşlılıkla ilgili insanlar ne düşünmüşler ne paylaşmışlar diye merak edip internette biraz dolanınca gerçekten birbirinden ilginç cümlelere denk gelince paylaşmadan geçemeyeceğime karar verdim.

UZM. Asiye Yetkiner isimli bir vatandaşımızın bir hayli uzun bir yazısı bence ilgi çekiciydi. Bu arada ne uzmanı olduğunu bilmiyorum, yazısının altında aynen bu şekilde ismi olduğundan bende bu şekliyle ele alıyorum.

Vatandaşımız öncelikle bilimsel verileri ortaya koymuş;

"Dünyada birçok ülkede yaşlı nüfusun çoğalması giderek hızlanmıştır. İki bin yılında 60 yaşın üstündeki insan sayısı altı yüz milyona ulaşmıştır. Türkiye genç bir nüfusa sahip olmasına rağmen yaşlı nüfusu da hızla artmaktadır. Türkiye´de toplam 3,5 milyon yaşlı insan vardır. Çalışmalar, 2025 yılında ülke nüfusunun %9.7´sinin 65 yaş ve yukarısında olacağını göstermektedir. Yaşlı sayısının hızla artmasına rağmen Türkiye´de hali hazırda 127 huzurevinde 11258 yatak kapasitesi bulunmaktadır. Yani huzurevleri artan ihtiyacı karşılayamamaktadır. Bu nedenle yakınlarıyla oturamayan yaşlılar kendi evlerinde, yalnız yaşamlarını sürdürmek durumundadırlar."

2010 yılında olduğumuza göre bu yazı epey eski bir yazı gibi gözüküyor ister istemez. Bu verilerin değişmiş olduğunu tahmin edersiniz, ama bu rakkamlar bile yaşlılar için durumun pek te iç açıcı olmadığı göstermeye yetiyor.

Hiç bilmediğim bir başka gerçekle karşılaşıyorum okumaya devam ettikçe;



"Dünya Sağlık Teşkilatı´nın 1963 yılında yaşlıların sağlık sorunları konusunda düzenlediği seminerde yaşlanma kronolojik olarak üçe ayrılmıştır (Hobson, 1970):

* Orta yaşlılar (45-59 yaş)
* Yaşlılar (60-74 yaş)
* Kocamışlar (75 + yaş)

Yaşlılık dönemi 65 yaş ve üzeri olarak kabul edilir."

Bu katogoriye göre artık insanlar kendilerinin hangi sıfatta anılacağını öğrenmiş oluyorlar. Bundan sonraki aşamada ise yaşlılığın göstergeleri ele alınıyordu ki gülmekle gülmemek arasında gittim geldim....

Örnekleyeyim;

"Yaşlıların yağ dokusu azalmış, cildi buruşmuş, terlemesi azalmıştır. Vücut kılları az ve beyazdır."

Kuşkusuz doğru gerçeklerdir ama sunuluş biçiminde bir gariplik olduğu da ister istemez göze çarpıyor ve ben okumaya devam ettikçe sakatlara uygulanan ayrımcılığın kesinlikle yaşlı olgusuna da yapıldığını satır aralarında görmeye başladıkça kullandığım yaşengelli tanımlamasının doğru olacağına karar verdim.

Devam edeyim:

"Yaşlılık bireyin geçmişini de daha sıklıkla sorguladığı bir dönemdir. Kişi geçmişinde kendisine doyum veren bir hayat yaşamışsa, hedeflerine, isteklerine, ideallerine yaklaşabilmişse, yaşlılığı daha kolay kabullenir. Üretkenlik döneminde yapamadığı etkinliklere katılabilir. Seyahat etmek, okumak, artık daha genişlemiş olan ailesine ve arkadaşlarına zaman ayırmak gibi, yaşamını zenginleştiren şeyler yapabilir."

Kuşkusuz bu cümlelerdeki muhteşem sosyolojik saptamaları fark edebiliyorsunuzdur. Son derece ampirik bir yöntemle varılan sonuçlar herşeye rağmen "olabilir" gibi emin olunamayan bir ifade tarzıyla yumuşatılmaya çalışılmış...

Bundan sonra gelen bölümlerde öğütler var;

"Tat alma duyusundaki azalma tuz ve şeker konusunda ısrarlı olmalarına neden olabilir. Bu konuda açıklayıcı ve nazik olunmalıdır."
" Her gün idrar ve dışkının yapılıp yapılmadığı bilinmeli ve takip edilmelidir"

"Yaşlılarda dolaşım hızının düşmesi ve yağ dokunun azalması ile birlikte daha çok üşüme olur. Bu nedenle yaşlılar ince ama birkaç kat giydirilir."

"Sürekli evde olsalar bile insanlar normal vücut faaliyetlerinden dolayı kirlenirler. Bu nedenle haftada en az iki kez yıkanılmalıdır."
"Temizlik maddeleri deriyi kurutan cinsten olmamalı veya sonra nemlendiriciler kullanılmalıdır."

"Saçlar kurutulmadan örtü altına alınmamalıdır. "

Şimdi en güzel cümle geliyor hazırlı olun;

"Yaşlılarla tartışmaya girilmemelidir."

Yaşlılığın sonu kesin ölüm olacağından ister istemez ölüm olgusuna da girme ihtiyacı duymuş ve bu anlamda ünlü Yunanlı düşünür Epiküros un cümlesini isim vermeden ve biraz değiştirerek sunmuş bizlere ama olsun!;

"Ölümün olduğu yerde ben yokum benim olduğum yerde ölüm yok. o halde neden korkayım."

Ve dehasında ölümle ilgili son derece ilginç yorumlar birbirini izlemiş;

"Ölüme yaklaşan kişi kendisiyle ilgilenilmesini, desteklenilmesini ve yardım edilmesini ister. Ölüm süreci birkaç gün sürebilir. Bu süreçte duygusal ihtiyaçlar belirir. Ölümden korkulabilir. Kişi ailesinin ihtiyaçları ve geleceği ile ilgili kaygı yaşayabilir. Yaşamın bittiğini görünce başarısızlık duygusu yaşanabilir. Kişinin ne hissettiği ile ilgili kendisi ile konuşulursa daha iyi hisseder. Öleceğini anlayan kimse bunu önce kabul etmeyebilir. Bir yanlışlık olduğunu umar. Daha sonra öfkelenir. Yapması gereken bir çok şey varken ölmenin haksızlık olduğunu düşünür. Ölmemek için yollar arar. Bu da bir sonuç vermeyince bunalım yaşayabilir, depresyona girebilir. Daha sonra pazarlık süreci başlar “torunumun ilk yaşını göreyim”, “oğlumun/kızımın hayırlısıyla mürüvvetini göreyim” gibi. "

"Bakıcının ölmekte olanlara yönelik görevi, onların birer nesne olarak değil, düşünen, anlayan, sosyal konumu ve anıları olan “bireyler” olarak ölebilmelerini sağlamaktır. Bu, insanı yaşatmaya çalışmaktan daha az kutsal değildir."

"Hasta can çekişirken ona yardımcı olmak yakınları için bir görev ve sevap bir ameldir. Bu yüzden onun yanında kelime-i şehadet getirmek ve söylemesine yardımcı olmak sünnettir. Çünkü Allah elçisi şöyle buyurmuştur: “Ölülerinize; ‘Lâ ilahe illallah’ı telkin ediniz. Çünkü ölüm halinde onu söyleyen bir mümini bu kelime Cehennem´den kurtarır”."

Evet uzmanımızın yaş engelliler ve yaş engelli bireyin ölüm gerçeği ile düşünceleri bunlar.

Bu aşamada bu hapın bir an önce piyasaya çıkmasını bekliyorum...

Uzun yaşamak için değil, bu toplumda bu bilimselliğin içinde olmak istemediğimden...

Hiç umutlu olmadığım halde, herşeyin bu ülkede insanca olabileceği gibi, ben yine de Ötenaziyi istiyorum, vasiyetimdir...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.