26 Ekim 2011 Çarşamba

Zülfü Livaneli



Onun gibi düşündüğüm anlar o kadar fazla ki, özellikle son zamanlarda;

"Ege kıyılarında sessiz, kendi halinde bir lokanta buldum mu ‘Aman!’ diyorum. ‘Ne olur şu müziği kapatın. Denizi, dalgaları, yapraklarda hışırdayan rüzgarı dinleyelim'.

Biraz da şaşırarak kabul ediyorlar isteğimi.

Müzik, ezelden ebede giden suskunluğu yırtma çabasıdır ama sessizliğin sesinden daha güzel bir müziği kimse yazamadı şimdiye kadar.

Beyreuth Festivalinde Wagner’i anarken, gün batımında bütün borular Si notası üfleyerek selamlar dünyayı. Çünkü yer kürenin dönerken çıkardığı sesin notası Si’dir ama biz bu sesi duyamayacak kadar kirlettik kulaklarımızı."


Kulaklarımız kirlenmişken,ruhlarımız kirlenmişken, dünyamız kirlenmişken duru olan her şeye hasretliğimdir belki de Zülfü Livaneli...


"gün kavuşurken köye bir adam geldi peygamber olduğunu söyledi, köylüler adama inanmadılar, "ispat et ! " dediler. adam karşılarındaki eski suru gösterdi ve "eğer bu duvar konuşur ve benim peygamber olduğumu söylerse, inanır mısınız? " diye sordu : köylüler; " El hak, inanırız." dediler..

adam duvara döndü ve ona elini uzatarak :
"konuş ya duvar ! diye buyurdu, bunun üzerine duvar dile geldi ve şöyle dedi : " bu adam peygamber değildir , sizi kandırıyor, peygamber değildir.."



"aslında " , diyordu " varlık yokluktur, yokluk da varlık! " hepsi gören göze bağlı...


"iktidar görkemi öyle bir şey ki, bakışıyla her canlııyı kımıltısız hale getiren bir engereğin bile gözünü kamaştıryor.."

Gözlerimizin iktidar görkemiyle değil, saf ve duru güzelliklerle kamaşmasına olan hasretimdir belki de Zülfü'yü sık sık hatırlamama sebep olan şey.

Bilemiyorum.

Öyle yada böyle sanat dünyamızın çok kapsamlı sanatçılarından biridir

(Balkan Edebiyat Ödülü, Türkiye, 1997 Engereğin Gözündeki Kamaşma)



Zülfü Livaneli

Ömer Zülfü Livaneli 1946 yılında Konya Ilgın’da doğdu. Sinemaya ilgisi özgün film müzikleri yapmakla başladı. Hikaye kitapları yazdı. Çeşitli ülkelerde konserler verdi. Yorumuyla uluslararası üne sahip oldu. Yer Demir Gök Bakır'la yönetmenliğe başladı (1987)



Önemli filmleri

Besteci

-Otobüs (Tunç Okan)
-Sürü (Zeki Ökten)
-Hazal (Ali Özgentürk)
-Yılanı Öldürseler (Türkan Şora)
-Yol (Şerif Gören)



Yönetmen

-Sis (1988)



Edebî eserleri

Son Ada- 2008
Sevdalım Hayat - 2007
Leyla'nın Evi - 2006
Gorbaçov'la Devrim Üstüne Konuşmalar - 2003
Mutluluk - 2002
Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm - 2001
Livaneli Besteleri - 1998
Engereğin Gözündeki Kamaşma - 1996
Sosyalizm Öldü Mü? - 1994
Diktatör ve Palyaço - 1992
Orta Zekalılar Cenneti - 1991
Sis - 1990
Dünle Yarın Arasında - Geçmişten Günümüze Türküler - 1981
Arafat'ta Bir Çocuk - 1978



kitapları için link

resmi web sitesi




Zülfü Livaneli, Türk özgün müzik sanatçısı, politikacı, yazar ve yönetmendir. Gerçek adı Ömer Zülfü Livanelioğlu’dur. 20 Haziran 1946'da Konya-Ilgın’da doğmuştur. Ankara Maarif Koleji (TED) mezunudur. Kültür, sanat ve politika alanında Türkiye’nin önemli isimlerinden birisi olan sanatçı, sanat yaşamı boyunca 300’e yakın besteye ve 30 film müziğine imzasını attı.

Bugüne kadar üç uzun metrajlı film yönetti: "Yer Demir Gök Bakır", "Sis" ve "Şahmaran". Valencia Film Festivali'nde "Altın Palmiye" ve 1989'da Montpelier Film Festivali'nde "Altın Antigone" ödülüne layık görüldü. "Sis", "En iyi Avrupa Film Ödülü"ne aday gösterildi

Ömer Zülfü Livaneli Ülker Hanım'la evlidir ve bir kızı vardır. Livaneli vejeteryandir. Arafatta bir çocuk", "Geçmişten Geleceğe Türküler", "Sis", "Orta Zekalılar Cenneti", "Diktatör ile Palyaço", "Sosyalizm öldü mü", "Engereğin Gözündeki Kamaşma" ve "Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm" ve "Mutluluk" ve Leyla'nın Evi , Sevdalım Hayat kitaplarının yazarı olan Livaneli, hâlen Vatan Gazetesi'nde köşe yazarlığına devam etmektedir


2010 yılında vizyona giren "Veda" adlı filmiyle ilgili fragmanı aşağıda izleyebilirsiniz.


Multimedia










Sanem Uçar 19.04.2009

Onu müzisyen olarak tanıdık, bildik...

78 kuşağının dilinden düşürmediği çoğu şarkıların, aslında inançların bir simgesidir O.

Ortalık toz dumanken, bazen hayal kırıklıklarımızın, çoğunlukla umudumuzun sesidir aynı zamanda.

Zülfü Livaneli yi sadece bir özelliğiyle değerlendirmek çok doğru değil gibi geliyor bana.Sanatın bütününde bir şeyler yapmaya çalışırken inançlarıyla hareket ettiğini düşünmekteyim.Ve ister edebiyat, ister sinema, ister müzik olsun Livaneli ye ait tüm eserler bir bütünlüğün parçası.

Kendi topraklarımızda bizlere ait izlerle birlikte tüm insanlığa ait ortak özelliklerin birleştiği insana ait her şey aslında.



Bir makalesinde çok güzel açıklamış sanatçı kimliğinin özelliklerini;

"Sanatçılar bazen öyledir, bazen böyle… Kah çıkarlar gökyüzüne seyrederler alemi, kah inerler yeryüzüne alem onları seyreder. Bazen kendilerini büyük bir sanatçı gibi hissederler. Yaptıkları iş müthiştir. Daha on dakika geçmeden müthiş hüzünlenirler. ‘Hiçbir şey beceremedim hayatta’ diye içlenirler, ‘Sanatım beş para etmez.’ Bunu derken bile içten içe böbürlenirler. ‘Canım ne de olsa…’ diye başlayan cümleler kurarlar."

Kendi cümleleriyle bunları kurarken bir müzik eğitimcisi olarak müziklerine şöyle kulak kabarttığımda söylenecek çok şey olduğunu görüyorum.

Cumhuriyetin ilk yıllarında başlayan kültür devriminde müzik adına yapılanlar o dönemin nesnel koşullarında anlaşılır gibi olmasına rağmen bir taraftan yüzyıllardan beri alışagelmiş bir alışkanlığın dışında yapılmaya çalışılanlar çok ta doğru değildi aslında. Bize ait melodiler batı müziğinin çok seslendirilme kurallarıyla çok seslendirilirken özelliklerinden o kadar çok şey kaybettiki... Sonuç olarak halkın ilgisini çekmeyen sadece belirli bir kesim tarafından dinlenilebilen bu müzikler hak ettiği yeri de bulamadı üstelik.

Oysa müzik özelliğini kaybetmeden ileriye doğru hamlelerle bezenmiş bir biçimde herkesi kucaklamalıdır.

İşte Zülfü Livaneli de müzik hayatına başlarken unutulmuş, yada unutturulmuş bizlere ait ezgileri ve çalgıları gün yüzüne tekrar çıkartırken başta yapılan hatalardan daha farklı hatalar yapmış olsa da , bu toprağın bir çocuğu olarak evrensel değerlerle bezenmiş ezgilerin yaratıcısı olarak artık haklı bir yerdedir.

Kendi adıma konuşacak olursam filmlerini ve kitaplarını müziğine kesinlikle tercih ederim. Müziklerinde de seçimim film müziklerindedir. Gerçekten olağanüstüdür.

Ve burada onu tüm özellikleriyle tanıtmaya çalışırken daha çok edebiyatçı kimliğiyle ortaya koymam kalemini çok sevmemdendir.

Hangi kitabı olursa olsun, sizleri bir anda saran bir sıcaklığı vardır yazım şeklinin. Aralara sıkıştırdığı kendi yaşantısına ait gerçekleri sunma biçimi son derece usta işidir.

Tabii bir de araya yine sıkıştırdığı tüm dünyaya ait özel hikayeler, anekdotlar, alıntılar bir yazarda olması gereken özelliklerin başında gelen şeylerdir diye düşünmekteyim.

Hangi kitabı olursa olsun her satırında yüzüme yansıyan mutluluk ifadesini her zaman duyumsamışımdır. Onun bir cümlesiyle sonlamak istiyorum;

"Mutluluk bizi sarıp sarmalayan dostlarımızdır, paylaşma duygusudur, merhamettir, erdemli kalmak onurudur, sevdamızdır."




sudaay 19.04.2009

sanatın her kolunda bu kadar başarılı olan bir kişi söyle deseler
ilk aklıma gelendir..Biraz daha yaşlandığında Evren paşamız gibi
birde resme merak salarsa tablo tamamlanmış olacaktır
sinema-edebiyat-müzik-ten sonra bu alanda da başarılı olacağına
gözü kapalı inanırım..

üniversitenin ilk yılında "yer demir, gök bakıra " topluca gitmiştik
çıktığımda büyülenmiştim-Karın bolca olduğu sahneler-müzik
günlerce imgelemimde yer etmişti..

o zaman net olmadığı için acaba gerçekten Türkiye de öyle bir
yer varmı diye merak etmiştim-yıllar sonra özyaşam öyküsünü anlattığı
sevdalım hayatta bununla ilgili bir sürü anekdota rastlayacaktım..

sesi güçlü olmayabilir ama konserlerine gitmişseniz bilirsiniz
öyle bir hava oluşurdu ki içinizdeki bütün duyguları resmigeçit yapardı konser boyunca
bir şarkısında öfkelenir diğerinde çoşar sonra hüzünlenirdiniz
sanırım hayatım boyunca bir tek livaneli şarkılarına eşlik etmişimdir..

benim dönemimim en güzel insanlarından biri..




Titus Andronicus 22.04.2009

Eklemiş olduğunuz "Mutluluk" filminin müziğini dinlerken ister istemez düşünmeden edemedim.Mutluluğu genelde kahkahalarla birlikte ele alırız.

Ama bu nasıl güzel bir müzikse mutluluğu saf ve dingin bir ifadeyle sunmaya çalışırken sadece bir gülümsemeyi yeterli bulmuş gibi.

İster istemez sorgulayası geliyor insanın; "mutluluk nedir?" diye

Sadece nefes almak değil sanırım, o nefes alınırken herşeyiyle bir kabulü de içinde barındırıyor mu acaba?

Çok güzel bir müzik! Güzel bir insandan güzel bir çalışma desem...




Sanem Uçar 22.04.2009

Size göre bir kabulu oluşturuyorsa benim için hiç bir sakıncası olmaz sayın Titus Andronicus. Çünkü burası bir tartışma platformu değil bilinen anlamda.

Bazı cümlelerin kişilerde oluşturduğu düşüncelerin paylaşımı sadece. Doğru ve yanlış yok bu sebeple bu satırlarda.Yeterki bu duygu ve düşüncelerle ufuklar genişlesin, başka bakış açılarıyla zenginleşsin iç dünyamızda.

Sudaay a kesinlikle katıldığım bir konu var ki, o da Zülfü Livaneli ender bulunan güzel insanlardan bir tanesi olması .Kesinlikle resme merak sardığında ben de başarılı olacağına inanıyorum üstelik:)

Ne kadar güzel bir şey aslında insanın bu denli çok yönlü olması, özelliklerinin birbirini tamamlaması ve her bireyde farklı renkleri harekete geçirmesi.




sanem ucar 07.06.2010

Gerçekten Atatürk ü anlatabilmenin kolay olmadığına inanan kişilerden biriyim.

Çünkü onun kısa süren yaşamında nefes aldığı her an bir filme konu olabilecek muhteşem bir detayı içinde barındırır.

Böylesine çok yönlü bir kişiliği bir filmle anlatabilmek gerçekten cesaret isteyen şeylerden biridir.

İzlediğim Veda filmi için şu an a kadar çekilmiş Atatürk ü en iyi anlatabilen filmlerden bir tanesi diyebilirim. Bu sebeple Zülfü Livaneli yi kutlamak gerekir diye düşünüyorum. Ve umuyorum Veda yı geride bırakacak başka filmler de gelir....





titus andronicus 07.06.2010

Zaman zaman buradaki eski yazılara da göz atıyorum. yazılmış yazı geçmişte kalmıştır diyerek onu unutma politikası izlenmemesi bana göre çok güzel.

Zülfü nün son filmini izlemedim, en kısa zamanda bir şekilde izlemeye gayret edeceğim, ama onun bir yazısı çok hoşuma gitmişti, izin verirsen onu paylaşmak istiyorum;

Gününü Gün Etme Modası Borusunu Öttürüyor Artık

Gündem karışık: İran, CHP, Güvenlik Konseyi, Euro krizi, Yunanistan, şampiyonluk sevinci, şampiyonluğu kaybetmenin üzüntüsü, her gece dizilerin başında kahkaha atan, ağlayan Türk halkı... Say sayabildiğin kadar.

Acaba bu haberlerin hangisi yerin 540 metre altında, karanlık dehlizlerde, zehirli gazlar arasında sıkışıp kalanların ilgisini çeker?

Ya da “Onlara ulaşmak dört gün sürer. Yirmi metrelik kaya yığınını parçalayarak geçmek zorundayız” açıklamalarını dinleyen acılı ailelerin.

Onlar can derdinde ama Türkiye hâlâ et derdinde.

Bu ülkelerin gazetelerinde maden faciaları, şarap-lokanta-eğlence haberlerinin onda biri kadar bile yer tutmuyor.

Polis kurşunuyla vurulan gençlerimiz yaşamını yitiriyor, teroristler polislerimizi vuruyor, Güneydoğu’dan her gün şehit haberleri geliyor, madencilerimiz her sabah aileleriyle helalleşerek arzın, daha doğrusu acının merkezine iniyor; yoksulluk-yolsuzluk-işsizlik diz boyu ama bu ülkenin bazı yazarları hâlâ “Şunu sevdim, bunu sevmedim”, “Şu filme güldüm şuna gülmedim”, “Bu yaz yapacaklarımın listesi”, “Sıkıldığım Şeyler”, “Shiraz tipi şarabın gövde doygunluğu” gibi “hayati” konulara eğilmeyi ve böyle yazılar yazmayı sürdürüyorlar.

Bencillik mi, umursamazlık mı, beş on bin dolara kavuşunca acı çekenleri unutma kervanına katılmak mı, modernliği-kentliliği çarpık algılamak mı, düpedüz şımarıklık mı... Ne ad verirsiniz buna bilmiyorum.

Ama yerin 540 metre altında kazma sallayanlara, Tuzla tersanelerinde ölenlere, açlara, yoksullara aldırmama, gününü gün etme modası borusunu öttürüyor artık.

Bu ülkenin yüzde 99’unun girmediği ve giremeyeceği “mekânlar” için yazılar döktürülüyor, göçük altındaki işçilerin bir yıllık maaşının bir gecede harcandığı yerler övülüyor, halkın yüzde 99’unun anlamayacağı Amerika’dan ithal yabancı kelimeler kullanılıyor.

Merhamet, olgunluk, malıyla mülküyle övünmeme, dayanışma, ezilenden yana olma gibi evrensel insanlık kuralları ise ayaklar altında çiğnenmekte.

İşte benim “canımı sıkanlar” listem de bu.

Zülfü Livaneli 21 mayıs 2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.