9 Kasım 2011 Çarşamba

Bedri Rahmi Eyüpoğlu



Hiç beklemediğiniz bir anda karşınıza çıkabilecek güzellikler karşısında ne hissedersiniz bilemiyorum.

Bedri Rahmi benim için öncelikle şiirleriyle yer etmiş sanatçılarındandır. Kuşkusuz olağanüstü ve kendine özgü çizgileriyle resimleri de etkilenilmeyecek gibi değildir.

Ve sizin için böylesine önemli bir sanatçı eserleriyle karşınıza fotoğraf çekmek için gittiğiniz Çorum'un güzel ilçelerinden İskilip'te çıktığında renkler inanılmaz bir şölene, dizeler muhteşem sözcüklere bir kez daha dönüşür.

Sizin için çok önemli bir sanatçıyı çok daha iyi anlıyor olmanın verdiği farklı bir keyiftir bu aynı zamanda.

Yaşanılacak yerlerden biri çünkü İskilip. Sıcacık insanları, muhteşem doğasıyla insanı bir anda sarıp sarmalarken, her bir köşesi ayrı bir fotoğraf karesi olan bu güzel yer sanatçı için kuşkusuz önem taşımış olmalı. Bir sanatçı vefalı olmalı bana göre. Kendisi için iz bırakan yerleri unutmamalı, onda bıraktığı izleri yeri geldiğinde tuvaline yada dizelerine aktarabilmeli. İskilip'te vefalı çıkmış açıkcası. Adına yapılan sanat evinde ona yakışan bir uslupla eserleri sergilenirken Bedri Rahmi'yi yanıbaşınızda hissedebiliyorsunuz.

Ve doğal olarak bazı eserler farklı bir anlam kazanabiliyor sizin için.


Bedri Rahmi Eyüpoğlu (1911-1975)Ressam, Şair, Öğretmen, Yazmacı, Mozaik-Seramik-Vitray Sanatçısı, Heykeltraş, Yazar

Trabzon´un Görele ilçesinde (bugün Giresun iline bağlı), 1911 yılında doğdu. Beş çocuklu ailenin ikinci erkek çocuğuydu. Kaymakam olan babası Rahmi Bey´in görevi gereği önce Pınarbaşı ardından Havza´ya taşındılar. Havza´da ilk otomobili gördü, benzin kokusunu duydu. 1920 yılında ailece Kütahya´ya göçtüler.

Kütahya´nın düşman işgaline uğraması tehlikesi baş gösterince 1921 yılında, babası önce ailesini Ankara'ya gönderdi. Bir ay sonra da kendisi gitti. 1924-1925 yılları arasında Artvin´de bulundular. 1925 yılında, babası Trabzon milletvekili oldu. Ailece Trabzon´a geri döndüler. Trabzon Lisesi´ne kaydoldu. 1927 yılında Zeki Kocamemi Trabzon Lisesi´ne resim öğretmeni olarak atandı. Bu dönemden sonra, Bedri Rahmi´de resim aşkı başladı. Fransa´da eğitim gören ağabeyi ile mektuplaşmaları kardeş-aile mektuplaşmasını başlattı. 1929 yılında, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Resim Bölümü´ne girdi. Nazmi Güran ve İbrahim Çallı´nın öğrencisi oldu.



1931 yılında, diplomasını almadan Paris´e gitti. Dijon ve Lyon´da Fransızca dilini öğrenmek üzere çalıştı. Bu arada Gauguin ve El Greco gibi beğendiği ustaların resimlerini bulundukları müzelerden kopya etti. Van Gogh, Gauguin, Cezanne onu mesleğine bağlıyan ustalar oldu. 1932 yılında, Paris´te bir ay kadar André Lhote Atölyesi´nde çalıştı. İlerde yaşamını birleştireceği Ernestine Letoni ile tanıştı. 1933 yılında, Londra´ya gitti. Yıl sonunda Türkiye´ye geri döndü. 1934 yılında Yeni Adam´da ressam olarak çalışmaya başladı.



Akademi Diploma yarışmasında “Yol İnşaatı” konulu resmi ile üçüncü oldu. 27 Aralık 1934 tarihinde 30 resim ile D Grubu Sergisi´ne katıldı. 1 Ocak 1935 tarihinde, ilk kişisel sergisi Bükreş´te Hasefler Galeri´sinde Ernestine Letoni tarafından açıldı. 1936 yılında “Eren” adını verdiği Ernestine Letoni ile evlendi. Tekel Genel Müdürlüğü´nde işe girdi. Vitrin düzenleyici olarak göreve başladı. Sipahi Ocağı sigarasının kapağındaki “Koşan Mızraklı Atlar” figürünü tasarladı. Güzel Sanatlar Akademisi´nin 1936 yılında diploma yarışmasında “Hamam” adlı çalışması ile birinci oldu.



Sovyetler Birliği´ne götürülen Türk Resim ve Heykel Sergisi´ne üç resim ile katıldı. 1937 yılında, akademide Leopold Levy´in asistanı oldu. Nazmi Ziya Güran üzerine bir inceleme kitabı hazırlığına girişti. CHP Yurt Gezisi programı kapsamında Eylül 1938´de Edirne´ye gitti. 1 Kasım 1938 tarihinde çıkan “Ses” dergisi yazarları arasında yer aldı. 31 Ekim 1939 tarihinde Birinci Devlet Resim ve Heykel Sergisinde “Figür” adlı yapıtı ile üçüncülüğü Arif Kaptan ile paylaştı. 9 Kasım 1939 tarihinde askerlik görevini yapmak üzere yedek subay okuluna alındı. Aynı yıl ileride babasını ve annesini ölümsüzlüğe götürecek çalışmalar yapacak olan oğlu Mehmet Hamdi Eyüboğlu dünyaya geldi.



1941 yılında askerlik görevini tamamladı. İlk şiir kitabı “Yaradana Mektuplar” yayınlandı. 1942 yılında, CHP´nin yurtiçi gezileri programı içinde bu kez Çorum´a gitti. 31 Ekim 1942 tarihinde, açılan Dördüncü Devlet Resim ve Heykel Sergisi´nde ikincilik ödülünü kazandı. 1943 yılında, Ortaköy Lido Yüzme Havuzu için ilk duvar resimlerini gerçekleştirdi. 1945-1947 yılları arasında “Mari´nin Portresi”, “Alis I”, “Alis II” gibi önemli portre dizisini oluşturdu. 1946 yılında, Ankara Büyük Tiyatro´nun (operanın) girişindeki kapıların üstüne ikinci duvar çalışmasını yaptı (“Kız kaçırma”konulu bir fresk) . 1946 yılı Kasım ayında UNESCO´nun Paris´te düzenlediği uluslararası sergiye gönderilen resimleri ilgi çekti. 1947 yılında, genç sanatçılardan oluşan “10´lar Grubu”nun kurulmasına öncülük etti. 1948 Ağustos ayında ikinci şiir kitabı “Karadut” yayımlandı.



1950 yılında, Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi´nde 150 resimden oluşan “Retrospektif” sergisi düzenledi. Birkaç aylığına Paris´e gitti. Paris´te , İnsan Müzesi´nden çok etkilendi. “Güzel yararlı olmalıdır” düşüncesinden hareketle “Yazmacılık” geleneğine yeni bir yorum getirdi. 1950 yılında, Kariye Camii düzenlemesini yaptı. Bizans mozaikleriyle ilgilenmeye başladı. 1951 yılında, “Küçük Sahne”yi süsledi. 1951 yılına kadar boya ile mozaik dokusunda resimler yaptı. 21 Mart 1951 tarihinde, ilk “Yazma Sergisi”ni açtı. Yeni Sabah gazetesinde yazmaya başladı. 1952 yılının Ocak ayından başlayarak 1958 yılına dek düzenli olarak Cumhuriyet gazetesinde yazdı.1953 yılında Yazmaları ve özgün baskıları Philadelphia Print Club da sergilendi. 14 Eylül´de Times dergisi iki renkli sayfa ayırdı.1954 yılında Bedri Rahmi “Türk Tepsisi” adlı motifi ile Steuben Glass adlı bir firmanın tertiplediği yarışmada ödül kazandı ve motif kristale oyularak teşhir edildi.



1954-1957 yılları arasında Hilton ve Divan otellerinde ve KLM İstanbul merkezindeki panoları yaptı. Yugoslovya ve Hollanda hükümetleri tarafından davet edildi. 1955 yılında, TBMM yapısına konulacak resimleri seçecek kurulun başına getirildi. 1956 yılında, Sao Paulo Bienali´nde onur ödülü aldı.Aynı yıl “Canım Anadolu” adlı kitabı yayınlandı. Bedri Rahmi 1957 yılında Tokyo özgün baskı Bienaline katıldı ve “Üçü birden”adlı kitabını yayınladı. Ve aynı yıl içinde “Dokuma, Kilim, Yazma ve Nakış gibi Halk El Sanatları´ndaki motifleri özgün bir stil ile kaynaştırarak, mozaik çalışmalarına yöneldi. 1958 yılında Uluslararası Brüksel Sergisi´ndeki Türk pavyonuna yaptığı 227 metrekarelik çalışmasıyla altın madalya aldı. 1959 yılında, Paris´te Nato merkezine 50 metrekarelik bir pano hazırladı.



1960-1970 yılları arasında yazarlığa ara verdi. 1961 yılında Amerika´ya gitti. Bu dönemde zengin renklerle soyut biçimlere yöneldi. Görülmedik, bilinmedik renkler bulabilmek için denemeler yapmış; plastik tutkal - plastik boyalar – Kum – talaş ve buruşturulmuş Japon kağıdı kullanmıştır. Kendisinin de kabul ettiği gibi ‘Amerika Dönemi´ sanatına başka bir boyut kazandırmıştır. University of California at Berkley´da iki yıl misafir profesörlük yaptı. 1961 Ağustos´da Unicef çocuklar yararına “Eşeğin Üzerinde Çocuklarını Taşıyan Anadolu Köylü Kadın”motifi Amerika´da kartpostal olarak basıldı. 1962 Aralık ayında New York Modern Art Müzesi “Zincir” adlı resmini satın aldı. 1963-1964 yıllarında Vakko fabrikası , Karaköy tatlıcılar, Manifaturacılar çarşısı panoları yanında çeşitli malzemeleri denedi.Son panosu Etap Oteli girişinde ki “Güvercinler”dir. 1970 yılında, yeniden toplumsal içeriği ağır basan resimler yaptı.

1972 yılında, 33´üncü Devlet Resim ve Heykel Sergisi´nde birincilik ödülü aldı. 21 Eylül 1975 tarihinde yaşama veda etti.



1984 yılında, oğlu Mehmet babasının tüm yapıtlarını yayımlamaya başladı. Bilgi Yayınevi tüm yapıtları on cilt olarak yayımladı ( “Dol Kara Bakır Dol”(şiir), “Kardeş Mektupları”, “Resme Başlarken”, “Tezek”, “Delifişek”, “Yukulele”ye Mektuplar”, Bu Anadolu Var Ya”, “Kültür Yokuşu”, “Resim Yaparken”, “Körolası”). Ada Yayınlarında “1001 Bedros”, “Karadut”, “Babatomiler” ve “Yaşadım” kitapları ve Cem Yayınlarında biyografi ve resimlerinden örnekleri içeren ‘Bedri Rahmi´ kitabı yayınlandı .



Son olarak oğlu Mehmet Eyüboğlu´nun anlaştığı İş Bankası Yayınları Bedri Rahmi´nin ve Sabahattin Eyüboğlu´nun tüm eserlerini yayımlamayı kabul etti. Bedri Rahmi´nin nesir yazıları seneler itibariyle İş Bankası devamlı yayınlarında çıkmaktadır. Ailesinin derlediği 1000´i aşkın makalede yeniden okuyucuyla buluşacaktır. İş Bankası Yayınları “Bedri Rahmi Eren Eyüboğlu Aşk Mektupları´nı dört cilt olarak okurları ile buluşturdu.




Bedri Rahmi-Eren Eyüpoğlu Mektuplaşmaları-4 Cilt

"Canulim. Mutluluk bir "resim" gibidir. Onun tadına varabilmek için biraz uzaklaşman gerekir!! Çok yakınındaysan, her şeyi iyi göremezsin. "Ne kadar da mutluyduk" demeye "Ne kadar da mutluyuz" demekten daha fazla alışığız. Mutluluk, "rakı" gibidir!! İçer içmez tadı anlaşılmaz. Şarkılar biraz sonra söylemeye başlanır!!
Çok küçücükken, sokaklara veya camların üstüne düşen yağmur damlacıklarını seyretmeyi çıldırasıya severdim. Yirmi senelik bir zamanımı harcadım ben bu ağır başlı zevkin adını: mutluluk koyabilmek için!

Canulim... Mutluluk adını verdiğimiz kuşun varlığını, odalarımızda biz seninle hisseder olmuştuk. Fakat, beni birkaç zaman yalnız başıma bırakman, bana ikimizle dopdolu bu havanın şimdi nasıl beni çılgın bir arzuyla yakışını, bizim alçakgönüllü yuvamızın nasıl da adına "mutluluk" denen bir özsuyla ağzına kadar çatlayasıya dopdolu olduğunu bana çok daha iyi bir şekilde gösterdi. Canuli... Mamuli... Yine senin Bucişinin çenesi düştü. Dışarıda hâlâ sakin sakin yağmur yağıyor. Ben de seni çılgınlar gibi seviyor ve arzuluyorum..."

Bedri Rahmi (Arka Kapak)




Mehmet Eyuboglu yazıyor..

"...Babamı 21 Eylül 1975'te, annemi 29 Ağustos 1987de yitirdim. Her ikisinde de çok sarsıldım. Bir daha geriye gelmemecesine yuvalarından uçan bu güzel insanlardan geriye kalanlara, akıllıca sahip çıkabilmek için çok zaman güç ve para harcadım. Her ikisinin de çok özel ve güzel insanlar olduklarını, aklim, ilkokul çağlarında kesmişti. Çevremizde bir sürü ana, baba vardı. Ama bizimkilerin havaları bambaşkaydı. Sergileri bir başkaydı. Konuşmaları, tartışmalar bir başkaydı. Esleri, dostları, gelenleri, gidenleri bir başkaydı. Yemeleri, içmeleri bir başkaydı . Her ikisi de çok sevgi dolu insanlardı. Hayret ederlerdi. şaşarlardı. Çok okurlardı. Çok severlerdi. Her zaman, her yerde, herkesi severlerdi. Yedikleri sevgi, içtikleri sevgi, soludukları bile sevgiydi. Her günümüz bir şiir tadındaydı. Coşkulu insanlardı. Babamın kaç kere Ankara'da Saman Pazarı'nda bir kilim satıcısında gördüğü bir kilim karsısında heyecanlanıp uzun süre ağladığına şahit olmuşumdur. Çok çalışkan insanlardı. Yasam sarhoşuydular. İnsan gibi güler, insan gibi ağlar ama devler gibi çalışırlardı..."




Herkesin arasında sonu gelmez bir itiş, kakış arasında kendimi birden vapurda buldum. Basım dönüyordu. Bloğumu tutan kollarım uyuşmuştu. On beş dakika arayıp bir yerlere atılmış bavulumu bulabildim. Başka hiçbir şey yapamazdım. Valizlerimin üzerine bitap ve yapayalnız oturakaldim. Saatimin 13.05 olduğunu fark ettim. Benim Bucisim on dakikadır yoktu. Her neyse yolculuk başladı... Beyaz dalgalarla epey oyalandım. İki sene önce Trabzon'dan ayrılırken seyrettiğim dalgaları hatırladım. Bu sefer bu dalgalar, bana fazla bir şey söylemediler."(...)



Retrospektif-Otoportreler'inden seçmeler




Sevinsin

Aldık nasibimizi hüzünden
İste geldik gidiyoruz sevinsin
Halbuki ne güzel başlamıştı hikaye
şerbet gibi bir gök üstümüzde
Ve bütün lezzetleriyle toprak
Gözümüzde nur, dizimizde takat
On parmağımızda on hüner vardı
Biz onun sevgili kulları
Dünyasını abam eyledik
Bir can verdi bize bin alır
Gideriz gözümüz arkada kalır
Sevinsin..




Bedri Rahmi doğduğu topraktan çıkıp gittikten sonra geriye pek bakmadığı için eleştirilmiştir. Oysa bedeni uzaklarda olsa da bütün kişiliği ve sanatıyla o toprağın insanlarını yüreğinde gezdirmiştir..




Yazmalar
'ından örnekler



Biz Anadolu çocukları, Trabzonlular, Erzurumlular, Sivaslılar; Adanalılar... Bütün illerimizin okuma yazma, yükseköğretim basamaklarına tırmanma fırsatı bulan aydın çocukları!.. Bizler memleketimizden bir çıktık mi bir daha ya kısmet, eğer devlet baba bizi doğduğumuz yerlere, kaymakam, savcı, doktor, vali; mebus olarak yollamasa yok mu; doğup büyüdüğümüz toprakları arayıp sormak hak getire!..

Diyeceğim su ki dostlar, bizler memlekette bir çıktık mi pir çıkıyoruz. Peki memleketin aydın çocukları birbiri arkasından İstanbul'a Ankara'ya yerleşirse o güzel yapıları kim kuracak? Trabzon'un Maçka ilçesinde doğmuş aydın, Maçka'ya ömrü billahi uğramazsa piyanoyu Maçka'ya kim götürecek? Kim çalacak, kim oynayacak?




Mozaik ve Seramik Tabak'larından seçmeler




Bedri Rahmi Eyuboglu, sanat dünyasının tüm büyük yaratıcıları gibi, plastik sanatlar alanında Türkiye için bir 'ekol' yaratmış bir insandır... Ve bütün ekol yaratanlar gibi, Bedri Rahmi Eyuboglu ekolü de güçlü temeli, uçsuz bucaksız 'halk potansiyeli'ne dayanan yaratmaları, kendine özgü sitili, biçim anlayışı ve yıkılmazlığı ile ölümsüzdür.




İskilip'te Bulunan Sürekli Sergi Salonu'ndaki Çalışmaları

1942 yılında geldiği İskilip’te iki hafta kalan, bu gezinin ardından resim anlayışında büyük değişiklikler gözlenen Eyüpoğlu, ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu’na yazdığı bir mektubunda; “Ağabey dün İskilip'ten kaçtım ama nasıl, çok sevdiğim bir kadından kaçar gibi...” demişti, “Resim için bundan olağan üstü bir yer düşünemezdim. Tam arayıp da bulamadığım dağlar. Dağlar şehrin içinde ortasında nasıl anlatayım tramvay caddesinden geçer gibi. Çöp arabaları yahut mahalle bekçileri gibi şehrin senlisi benlisi olmuşlar. Adım başı yeni bir görüntü, adım başı yeni bir ışığa kavuşan sırtlar, kayalar. Tabak gibi bir dağ parçası. Birkaç dakika sonra korkunç bir çukurun içinde kaybolmaya başlıyor. Öteden bir karanlık leke içerisinden dağlar fışkırıyor…” ifadeleriyle anlatmıştı.




İlçede kaldığı sürece, insanları, yaşam tarzlarını ve en çok da doğayı gözlemleyen, resimlerine, ‘halay çekenleri, han avlularını, saz çalan aşıkları’ ekleyerek ayrıldı Eyüboğlu İskilipten..



“Eyüboğlu’nun ilçede kaldığı günlerin yer aldığı ‘Çorum Defteri’nden 41 parça eser digital baskı şeklinde salonda sergileniyor. Ayrıca sanatçının ölümüne kadar üzerinde çalıştığı 25 eseri de salonda yer alıyor. Sergi salonu ilçemizin kültürel yapısına büyük katkı sağlıyor.



Çatalkara Kültür Sanatevi için 150 yıllık tarihi bir konak restore edildi, bu 3 katlı konakta, resim, heykel atölyesi, çocuk tiyatrosu olacak. Sanatevinin her ay bir sergiye ev sahipliği yapılması bekleniyor. Ayrıca başka kentlerden gelen sanatçılar kendileri için hazırlanan misafirhaneler de ağırlanabilecek. ”


İskilip'te Bulunan Çatalkara Kültür Sanatevi'nden Görüntüler






Kitapları



şiir kitapları

-Yaradana Mektuplar, 1941
-Karadut, 1948
-Tuz, 1952
-Üçü Birden, 1953
-Dördü Birden, 1956
-Karadut 69, 1969
-Dol Karabakır Dol, 1974
-Yaşadım, 1977 (ölümünden sonra yayınlanan tüm şiirleri)



Gezi ve Deneme

-Cânım Anadolu, 1956
-Tezek, 1975
-Delifişek, 1975
-Resme Başlarken, 1977 (ölümünden sonra)



Monografi

-Nazmi Ziya, 1937
-Resim Albümü: Binbir Bedros, 1977 (ölümünden sonra)
-Karadut, 1979 (ölümünden sonra)
-Babatomiler, 1979 (ölümünden sonra)



Şiirlerinden..

Karadut

Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem

Ağaç isem dalımsın salkım saçak

Petek isem balımsın ağulum

Günahımsın, vebalimsin.

Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan

Yoluna bir can koyduğum

Gökte ararken yerde bulduğum

Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın

Kadınım, kısrağım, karımsın.
..


Zindanı Taşdan Oyarlar

Bursa'nın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Bir şubat gecesi tutuldu dilin
Silâha bıçağa varmadı elin
Ne ana ne baba ne kız ne gelin
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Ne bir haram yedin ne cana kıydın
Ekmek gibi temiz su gibi aydın
Hiç kimse duymadan hükümler giydin
Döşek diken diken yastık batıyor
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Zindanı taştan oyarlar
İçine bir yiğit koyarlar
Sağa döner böğrü taşa gelir
Sola döner çırılçıplak demir
Çeliğin hası da yiğidim aman böyle bilenir
Döşek melul mahzun, yastık batıyor
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Bugün efkârlıyım açmasın güller
Yiğidimden kötü haber verirler
Demirden pencere taştan sedirler
Döşek melul mahzun yastık batıyor
Yiğidim şahinim aman burda yatıyor

Mezar arasında harman olur mu?
On üç yıl hapiste derman kalır mı?
Azrail aç susuz canın alır mı?
Döşek melul mahzun yastık batıyor
Yiğidim şahinim aman yerde yatıyor...

Dilinde dilimi bulduğum
Gücüne kurban olduğum
Anam babam gibi övdüğüm
Dayan hey Aslan Ustam
Abenim
Yiğidim dayan.
Dayan hey gözünü sevdiğim
Bugün efkârlıyım açmasın güller
Yiğidimden kötü haber verirler.

Sana kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun
Kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün
Şiirin gökyüzü gibi herkesin.
Sen Kızılırmak kadar bizimsin
En büyük ustası dilimizin
Canımız ciğerimizsin.

Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
Bütün hışmıyla dilimiz
Kökünden sökülmüş bir çınar gibi
Yüreğimiz içindedir.

Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
Acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla
Bir yanı nur içinde tertemiz.
Bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir.




Bedri Rahmi-Kendi Sesinden Şiirleri

-Bahar ve Biz
-Mor Gelin
-Paramparça
-Telgrafın Tellerini
-Tuz




Nazım Hikmet-Büyük İnsanlık

Nâzım Hikmet ve Bedri Rahmi Eyüboğlu elli yıl önce Paris’te bir araya gelir. Nâzım tam elli yedi şiirini teybe okur. Bedri Rahmi ülkeye dönerken yasaklı şair Nâzım Hikmet’in kayıtlarına el konulmaması için özel önlemler alır. Bedri Rahmi kayıtları oğlu Mehmet ve gelini Hughette Eyüboğlu’na bırakır. Hughette Eyüboğlu, Paris’teki kayıtların üzerinden elli yıl geçtikten sonra saklanan şiirlerin “gün ışığına çıkmasının zamanı gelmiştir” diyerek harekete geçer…

“Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden” dizesiyle başlayan şiir Türkçe ya da Rusça hiçbir kaynakta yer almazken; “Bir ucu bir kuyuda kaybolan rüzgârlı bir şosede” dizesiyle başlayan şiir ise yalnızca Rusça yayımlanan Seçme Eserleri’nde bulunuyor.

Nazım'ın şiirleri o dönem yasaklı olduğu için güvenlik nedeniyle-belli olmasın diye-plağa ilk şiiri Bedri Rahmi kendi şiirlerinden birini okur : "Mor"



Yeşilden, mordan, pembeden
Yosundan, yapraktan, yoncadan
Bahar inceden inceden..
Paris baharı bu, bulanık
Serde ressamlık var azıcık.
Bütün gün mor üstüne çalışmışım,
Boğazıma kadar mora gömülmüşüm.
Kulağımda bir akordeon sesi, mosmor.
Çok uzaklarda bir yüz morarıyor
Canımın acısı, dizimin sızısı mor
Kırk yıllık emektar başağrılarım mor
Seine Nehri bal rengi,
Eiffel Kulesi mor
Kanlıca sırtlarında akşam oluyor..

Mor deyip geçme, belalı renk musibet
Yeryüzünde ne kadar insan varsa, bir o kadar mor
Menekşenin moru, mavzerin moru
Suya dökülmüş mazotun moru
Neftin moru, ziftin moru, asfaltin moru
Sıfırın altında yumulmuş çocuk ellerinin moru
Ela gözlere konmuş murdar sineklerin moru
Karadutun moru, karamumun moru, kuzgunun moru.
Telgraf tellerinde petekkıranlar,
Buğday tarlasında devedikenlerinin moru,
Yeryüzünde ne kadar insan varsa bir o kadar mor..
İnsanların hesabı kimden sorulur bilmem
Ama morların hesabı benden sorulur, benden...



web sayfası

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.