12 Ekim 2011 Çarşamba

İçimizdeki Öküzden Nağmeler



İçimizdeki Öküzden Nağmeler

Kişisel Gerileyiş Kitabı...

Kişisel Gelişime Hayır! İnsan Olun Yeter...

İçinizdeki Öküze Oha Deyin! "Kişisel Gerileyiş Kitabı"

Bülent Akyürek'in son kitabı, kişisel gelişim kitaplarının zararları hakkında yararlı bir kitap.



Kitabı almak için girdiğim kitapçıda uzun bir süre kitabı aradım, bir yerde satıcıya affedersiniz "İçinizdeki öküze oha deyin" kitabı var mı diye sormayı ben beceremedim. Yazarken pek kolay oluyor da, bunu dillendirmek benim için çok ta kolay değil aslına bakarsanız. Yani iyi ki yazar "Beni becerir misinin?" diye bir başlık atmamış. Düşünebiliyor musunuz, soruyorsunuz, affedersiniz beyefendi beni becerir misiniz?....

Yani bu başlıklarda önemli bir konuyu oluşturuyor. Hemen her şeyin pazarlandığı günümüzde, her şeyin "dahası" için yapmadığımız şarlatanlık kalmıyor.

Neyse, uzun süre tezghlara baktım ama kitabı bir türlü göremedim ve sonunda dayanamayıp sormaya karar verdim.

Beyefendi, ben bir kitap arıyorum...

Buyurun hangi kitap...

Şey!.. Hım mm...

Hani şu içinizdeki diye bir kitap var yaaaa

Ha o mu?!!!! Hemen hanımefendi.

Çok şükür, öküz dememiştim yüksek sesle)))))))

Kitap okundu...

Ben her kitabı elimde bir kalem olmadan okuyamayanlardanım. Orasını çizer, burasını karalar, soru işaretleri koyar, simgeler yerleştirir, kısacası sanki yazar yanımdaymış gibi konuşarak okuyan bir okuma alışkanlığım vardır. Okuduğum kitabı benden sonra okuyacak olan kişi şanslımıdır, değil midir bilemeyeceğim ama böyle bir okuma alışkanlığım var işte.

Bu kitapta, her yer çizildi, çizilmeyen tek satır yok açıkçası, gülme işaretleri, ünlemler, olamazzzzzz nidaları her yere serpişti.

Paylaşılacaktır bu düşünceler sizlerle ama önce kitapla ilgili alışveriş serüvenimizi anlatmadan geçmeyelim dedik.

Çok eğlendiğimizi bilmenizi isterim, umarım sizlerde bizim kadar eğlenirsiniz.





Sanem Uçar 16.01.2009

Yazarımız sürekli bir isyan halinde kimse bunlara "oha" demeyecek mi diye sorarken bende benzer duyguyla hareketle yazarımızın düşünme biçimine ve tarzına, "bu kadar saçmalığa yeter!" deme ihtiyacı duyanlardanım.

Kitabı okuma serüvenimde bol bol kahkaha atmış olsam da, zaman zaman düşüncenin bu boyuta gelebilmiş şekline olan şaşkınlığımla hayretten elimdeki kalemi de düşürmedim değil.

Karşı çıktığımız yerler zaman zaman aynı olmasına rağmen , sancıyı yada kanserli hücreyi fark edip temizleme yöntemi bu kadar mı farklı olur düşüncesinin sersemliğini, yazarın tarzını kabul etmek demeyelim de aşina olduktan sonra, sersemliğin yerini çok daha farklı duygular aldı ister istemez.

Yazar hemen her şey karşı çıkışını bir temel üzerine şekillendiriyor aslına bakacak olursanız;.

Siz kimsiniz? Siz kimsiniz ki var olan her şeyi kaderinizi, geleceğinizi değiştirme cüretini gösterebiliyorsunuz? Size düşen görev gerçekliği asla tartışılmayacak olan tek kitabımız varken başka kitaplara kayabiliyorsunuz?

"Yalnızca Allaha güvenin, kibre kapılmayın, hiçbir şey elinizde değildir, kader değişmez"

Bizlere bunları salık verirken kendi düştüğü kibrin farkında bile olmaması da ayrı bir acı oluyor kuşkusuz.Kibrin ötesinde neredeyse alimliğini ve bilgeliğini ilan ederek buyurabiliyor;

"İcat,, felsefe, sanatsal ürünler, makineler başkalarını beğenmeyen insanlar tarafından geliştirildi.Çalışma isteği, insanın cennetten kovulduğu gün sahip olduğu utanç ve kompleksin ilacıdır."

Ve doğal olarak bir müzik eğitimcisi olmamdan dolayı feci şekilde kırıldığım bir cümlede yok değil yani.. Hani kul hakkıyla karşıma gelme demişti Tanrımız?

"Sanatsal ürünler de şeytanın sufleleriyle sol kulağa üflenir..."

12 eylül sonrasının bu ülkedeki en büyük erezyonlarından bir tanesi de bana göre düşünmeyi ve özellikle sorgulamayı yok eden mekanizmasıdır.Hemen her koldan bu insana ait yapı törpülenmeye çalışıldı ve sonunda da başarılı oldukları hepimiz tarafından kabul görüyor sanırım. Öylesine bir gençlik ortaya çıktı ki günümüze de içine alan, asla sorgulamayan, irdelemeyen, sadece tüketen, robotlaşmış insanca özellikleri yitirmiş, sıradanlaşmış bir toplum...

Bu oluşum içimizi acıtırken birilerinin sadece kişisel gelişim kitaplarına kafayı takarak haykırışa geçmesi, ve haykırırken de tozu dumana katarak her konu da yanlış cümleler kullanması dayanılacak gibi değil.

Günümüzün insanının sıkıştırılmış yaşamlarında mutlu olabilmeleri nesnel koşullar düşünüldüğünde çok kolay görünmüyor bildiğiniz gibi.Bu kolay olmayan yaşam sürecinde mutlu olabilmek için yapacağımız her insanca adım ayıpların en büyüğüymüş de haberimiz yokmuş.

Mutsuzluklarımızın kaynağı aslında bilimsel gerçeklere falan dayanmıyor, hiçbir şey bilmiyoruz biz.!

Mutsuzuz.... Çünkü;

Bu Tanrıdan kopuşumuzun hüznüymüş.

Ve çok daha önemli bir şeyi ıskalamayalım arkadaşlar;

"İnançlı bir insan için gülmek, eğlenmek, sırıtarak gezmek edepsizliktir. Mutluluk ayıptır"

Ama bir yerde son derece bir doğru soru soruvermiş eski ateist yazarımız;

"Belki de ben fikir özürlüyüm ha, ne dersiniz?"...




Sanem Uçar 22.02.2009

Kadın olmak, bir çok anlamda zorlukları içinde barındırır.Toplum tarafından bizlere verilen roller bellidir. Doğal olarak o verilen rollerin dışına çıktığımızda tepki alacağımız kaçınılmaz bir gerçektir.

Babil in o ünlü yaratılış mitosunda Marduk tarafından yer altına gönderilen kadınlarımız için belirlenen roller nelerdir?

Kadın herşeyden önce yanında uzanılarak yatılacak ve hizmet edecek bir metadır.

Kadın bir annedir, ve anne olmanın gerektirdiği sorumlulukların dışına çıkmak kabul edilebilecek olguların dışındadır.

Kadının saçı uzundur doğal olarak ta aklı kısadır....

Bir çok rolleri buraya sıralayabiliriz. Ancak bir feminist görüntüsü vermek niyetinde değilim açıkcası. Bir tek şeyden yola çıkarım ben, o da;

Beynin cinsiyeti olmadığıdır...

Yazarımız erkekleri bir çok anlamda uyarmaya kalkışıyor, gerçektende çok tehlikede erkekler.Bu tartışmayı okuyan erkek izleyiciler varmıdır bilemiyorum ama artık onlar "Büro" erkekleri"dir. Bu yeni tanımlamalarına alışmaları gerekmektedir. Bu tanımlamaya göre iş yaşamında yerini alan kadınlar erkekleri bir çok anlamda zora sokan şeyler yapmakla meşguldürler.Ve bir isyan halinde diyor ki;

"Erkekler kılıcı bırakıp kalem tutalı, kandan arınıp parfüm sıkalı, Doğu gerilemeye başladı"

Açıkcası böylesine olağanüstü bir sosyolojik değerlendirme karşısında benimde kanım donuyor.Ama merak edilmemeli çünkü;

"Buraya Moğol erkekleri gerekli,. Üç buçuk okka çeken bıyıkların tepesinde yine Doğunun ışığı yükselecek"

İster istemez çok sevdiğim şaiir Konstantinos Kavafis in Barbarları Beklerken adlı şiiri aklıma geliyor.

"-biz ne yapacağız şimdi barbarsız?
hep bir çözüm olmuştu sıkışınca o insanlar "

Yazarımıza göre;

"Kadının yeri yatak odasıdır"

Cinsellik gibi son derece önemli ve insanın yaşamının vaz geçilmezlerinden biri olan özelliğinin iki kişi arasında yaşanılan bir güzellik olduğunu unutarak, kadınları sürekli bir meta şeklinde aşağılanmasına alışıktır kadınlar.

Ama şu cümle yi okuduğumda söylenebilecek herşeyin söylendiğini düşündüğüm için yanılmışım.

Diyor ki;

"Kendi ayakları üstünde durabilen bir kadına ne denir biliyorum ama dilim varmıyor. Siz tahmin edin, bakalım bulabilecek misiniz?"

Sanırım bu soruyu bizlere sormadı yazarımız, ben tahmin edemedim. Nerde bende o zeka? Büro erkeklerimizin de cevaplayacağını hiç sanmıyorum ama bıyıkları üç buçuk okka çeken Moğal erkekleri kesin yanıtlayabileceklerdir.

En acısı da ne biliyormusunuz?

Uzun zamandan beri engellilerle ilgili çalışmaların içersindeyim. Daha doğrusu engelli insanlarımız için doğru yapılan yada yanlış yapılan olguları görmek yeri ve zamanı geldiğinde bir şeyler söylemek için elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Söylenecek çok şey var bu anlamda ama konumuz olmadığından çok detaylara girmek istemiyorum. Yazarımızın bacaklarının protezli olduğunu öğrendiğimde engellilere bakış açısını da merak etmemiş değildim....

En büyük sakatlığın düşüncede olduğunun en güzel kanıtını verdi bana.

Özetle kabul et diyor, Allahın bir bildiği vardır,bunu bana layık görmüştür demek zorundasın diyor. Oysa sakatlığı ret etmek değil, sakatlık nedeniyle engellenmişlikle ilgili ret edişi ortaya koyan bir tek cümleye sahip olamaması da çok ayrı bir üzüntü kaynağıdır.

Bu anlamda söylediği tek doğru şu cümlesi açıkcası;

"Eksikliğin basit duygusal kalıplarla pazarlandığı kişisel başarı öyküleri bir şekilde paraya çevrilirken yüzü gülenler yine; bir sakat arabası hediye ederek vicdanlarını rahatlatan kapitalist patronlar oluyor..."

Eee, daha önce de söylediğim gibi;

Durmuş bir saat bile günde iki kez doğru zamanı gösterir...

2 yorum:

  1. Oya Tekin 26.02.2009

    İçimizdeki öküz; sanıyorum buradaki tespit doğru. Bir kısım insanların gerçekten içinde öküz var ve ona Oha demek gerekli. Kendisi diyemiyorsa biz diyelim diyelim de ne işe yarar işte onu bilmiyorum açıkçası?

    Çünkü ben yazarımızın kitabını okurken birçok yerde onun içinde yol olan öküze oha demek istedim oha dan da öteye çüş demek istedim. Daha öncede yazmıştım yazarımızın kadınlarla sorunu olduğunu. Evet, kadınlarla sorunu var ama bence kadınlardan daha öte cinsellikle sorunu var.

    Bu konunun elbette ki uzmanı değilim yani bir psikiyatrist gibi tanı koymam doğru değil ama hani yazarımızda diyor ya kişisel gelişim kitapları sayesinde bizlerin kendimizi her şey sanıyor olduğumuzu işte tamda ondan. :))

    Peki, böyle bir tespitte neden mi bulundum? Çünkü yazarımızın her konuyu ele alışında cinsellik hakim. Örneğin savaşların çıkış nedenini tecavüze bağlayıp her pornografinin bir savaş mantığı içinde ülkesel değiştiğini anlatması, binaların dik yapılmasının bir cinsel uzuvla bağlantı içerisinde olması, penis kafalı batıların penis işlevine göre her şeyi düşünmesi v.b çok şey. O halde söyleyin bana haksız mıyım yazarın cinsellikle alakalı sorunları olduğunu tespit etmekte?

    Bir yerde ki söylemi de bana bunun doğruya yakın olduğunu gösterdi. Burada bir parantez açarak şunu söylemek istiyorum. Ben de bir engelliyim yıllarca engellilerle alakalı çalışmalar yaptım. Ve engellilerin, özellikle de erkeklerin cinsel sorunlarının dışa vurumun da böylesi sonuçların doğduğunu gördüm. Yazar bir yerde engellilere yönelik tespitlerde bulunurken iki bacağının protezli olduğunu ve bu yüzden oturarak yapılacak tek işin yazarlık olmasından dolayı yazarlığı seçtiğini belirtmiş. Doğal olarak cinselliğe bu kadar takıntılı olmasının da nedenini bu gerçeğe bağlıyorum.

    Aksi takdirde bu denli agresiflik içerisinde ve her konuyu cinsel temalarla anlatması hele de kadınları ciddi boyutta aşağılaması bu boyutlarda olmazdı. Evet bir İslami yazar ama İslami yazarla örtüştürülemeyecek kadar cinsellik hakim kitabında. Öyle böyle de değil. Sonrada tespitlerini getirip cinselliğe bağlaması da ayrıca düşündürücü.

    Ama açık olan tek şey var içlerinde öküzü bol olanlar ne yazık ki yazarımızın da dediği gibi dünyayı ters çeviriyorlar. Tabii yazarın öküzünün cinsel kimliği ile benim öküzümün cinsel kimliği farklı. Bu kitapla ne mi öğrendik içlerinde öküze dur diyemeyenlere biz çüş diyelim diyelim ki eski özlenen günlere geri dönelim. Ama fikirleri cinsel kimliklerle ayırmadan.

    Ha birde yazarımıza ayıp olmasın kaderimize boyun eğelim. Ee iyi de biz kaderimize boyun eğdiğimiz için batının tecavüzünden nasibimizi aldık. O halde sayın yazarım neymiş tecavüzü yaşamamak için kaderdir ne olsa yeridir dememeliyiz!...

    Herkese öküzü çüşlemiş günler diliyorum, yazarımıza da cinsellik dolu günler…

    YanıtlaSil
  2. ertugrulbasri 02.08.2009

    Bir de şöyle bakın modernizmin çıldırttığı yarı deli ama zekice ve açık yüreklilikle modernizmi eleştiriyor ve bazende küfrediyor. Bunu bir ideolojik tartışma ekseninde değil bence bir savruluş ekseninde ele almalıyız . Savruluş ama nereye ? Öküzler Çağından kurtuluşa. Küfürbaz filozof olur mu bilmem ama halkın filozofu bu adam. Yalın ve delice.



    Sanem Uçar 02.08.2009

    Tüm tartışmaları okuduysanız zaten aslında yazarın savunduğu bir çok konuyu bizimde kabul etmede zorlanan kişiler olduğumuzu göreceksiniz.

    Haklısınız modernizm bir çok anlamda hepimizi çıldırtma noktasına getirmiştir. Buraya kadar yazarla beraberiz.

    Yazarımız sadece modernizmin çıkmazında açılan yaraları ve o delirme noktalarını ortaya koysa, ben dilini kullanarak hissettiklerini açıklayabilse bir sorun olmayacak.

    Ama yazarımız çözümle karşımıza geliyor. Tüm bunların olma nedenlerini ta ortaçağdan kalma dogmatik değerler ve bilgilerle çözümlemeye çalışıyor.

    Bununla yetinmiyor, küfür etmesine de karşı değilim, ama özellikle kadınlar da öylesine bir aşağılama şeklinde bir dil kullanıyor ki, başta karşı çıktığı herşey tuz buz oluyor. Ve ortaya koskoca bilim dışı cümleler çıkıyor.

    Karşı olduğumuz konu bu aslında.



    muhibbe 26.07.2011

    Sanemcim ısrarınını kırmayarak :))) bu gün kitabı satın aldım ve ilk sayfalarında kişisel gelişim dini söylemi açıkçası çok hoşuma gitti zira ben de bu tarzın çok karşısındayım. İnsanlar sonsuz mutluluk üzerine ,hep en iyisi üzerine kurdukları binaların ben de farkındayım ve bu konuda yazar kadar olmasa da karşı duruşlarım hep olmuştur ama ilerleyen bölümlerde Oya ve senin alıntılarla yazdıklarını okuyunca ohh dedim hele sanatla ilgili olanlar kudurttu beni zira kitaba başladıktan sonra sizlerin eleştirilerini okumayı seçmiştim. Yazar biraz bir şeyler biliyor İbn-arabi gibi...onlardan alıntılarla sürdürüyor kitabını bakalım bu kitabın serüveni nereye varacak bilemiyorum .kitap kaç sayfadır bakamadım ama ancak 40 sayfayı kaldırdı yüreğim İzmirin 50 derece sıcağında azimle okuyacağım ...

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.