14 Ekim 2011 Cuma

İnternet Aşkı



İnternet Aşkı

Çağımızın teknoloji çağı olduğunu kabul etmeyen yoktur sanırım.Teknolojiye karşı olmak yada olmamak bu gerçeği pek değiştirmiyor. Bir çok anlamda teknoloji hayatımızı kolaylaştıran bir olgu olmasına rağmen anlamsızlaştıran bir yapıya da sahip.

Özellikle internetin önlenemez hızlı yükselişi karşısında başımızın dönmesi söz konusu. Her ne kadar zaman zaman bu anlamda bir sürü serzenişte bulunsak ta hepimiz bizi bu kuşatan bu ağın içersindeyiz.

Bir çok tehlikeyi içinde barındırabilen bu olgudan yara almadan kendimiz adına olumlu adımlar atabilmek söz konumudur?

Yoksa bu hızlı çarkın içinde hepimiz yok olmaya, yada değişmeye mahkummuyuz?

Bu sorunun yanıtları nelerin yanlış yada tehlikeli olduğu konusunda fikir sahibi olmakla doğru orantılıdır diye düşünmekteyim.

Sevgili dostumuz Adan Karlı kendi bloğunda bu konuya ilişkin güzel bir yazı yazmış. Bu yazıyı alıntı olarak buraya alıp hem yazı üzerinde hemde genel anlamda diğer konularda tartışmak amacıyla yeni bir gündem oluşturduk.Eğer bir isim vereceksek gerçekten büyük bir aşkı ifade etmesi sebebiyle "internet aşkı" diyelim gündemimize.

"Bir kaç gündür bir çok şeye kafayı takmış durumdayım ve ister istemez düşünme durumunda oluyorum bu konuda.

Her zamanki alışkanlıklarımı da yerine getiriyorum.

İşime gidiyorum, zamanım varsa atölyeme uğruyorum, müzik dinliyorum bir taraftan ama düşünmek eylemi yaptığım her işte benimle.

Gazete okuma alışkanlığımı da yitirmedim,internetten de takip ettiğim yerler olmasına rağmen gazete okumanın o hışırtılı sesini seviyorum.

Genel anlamda okumak sanırım hiç vaz geçemeyeceğim alışkanlıklarımdan. Ne olursa, nasıl olursa okumayı seviyorum.Artık yazarları takip etmek oldukça zorlaştı. Hemen hergün yeni isimlerle karşılaşabiliyorsun.Kitap okumanın herşeye rağmen sağlıklı bir yol haritası var.

Okumaya karşı garip bir ilgi içersindeyseniz, bilgisayarınızın başında bile okuyabileceğim alanlara gitmek benim tercihlerimden oluyor. Ve bu inanılmaz dünya öyle çok yazılarla dolu ki...Dünyadaki bütün insanlar bir yazar edasıyla her yeri kaplamış durumdalar.

Kaçınılmaz gerçeklerimizden biri bu. Korunmanın yolu yok, korunmak kişinin geçmişinin doluluğuyla doğru orantılı. Eğer birazcık boşsa o geçmiş,çok kolaylıkla bir sürü yanlış düşünceye kapılmak olası.

Büyük düşünür Nietzsche, en büyük eserim dediği Böyle Buyurdu Zerdüş ü anlatmaya çalışırken, orada yazılanları anlayabilmenin zorluğunu bildiğinden bir yer açmıştı anlayamayanlara ve anlamak isteyenlere, tabii kendi diliyle;

"Fısıldanan sözlerdir fırtınayı getiren; güvercin ayaklarıyla gelen düşünceler yönetir dünyayı.

Bu gibi şeyler ancak en seçkinlerin kulağına ulaşır; burada dinleyici olabilmek eşsiz bir ayrıcalıktır."

Evet dinleyici olabilmek bile büyük bir ayrıcalıkken artık insanlar düşünür edasıyla anlamsız, gereksiz, cümleleriyle düşünür ve yazar konumundalar kendilerince.

İşte bu sağda solda mitoz bölünmeye uğrayarak çoğalan yazıcıklar arasında doğruyu bulabilmek, doğru insanı takip edebilmek, keşfetmek gün geçtikçe zorlaşmakta.

Öylesine yanlış, yanılgı yayan yazılarla karşılaşıyorum ki, bazen müdahale etme gereği duyuyorum yine Nietzsche den aldığım bir güçle.

"Yanılgı körlük değildir, yanılgı korkaklıktır."

Kendi dünyasında doğruyu bulamamış, ama doğru olduğuna inanan, büyük bir olasılıkla çevresinden de destek gören onlarca kişi yanılgılarıyla etrafa korkaklıklarını da yansıtıyorlar ve kimse farkında değil.

Diyebilirsiniz ki bu yazdıkların ne oluyor?

Evet burası bir blog, yani bana ait bir günlük...

Hiç bir idaam olmadan , yazar sıfatına hiç soyunmadan , kişilere bilgi vermeyi yada bir şeyler öğretmeyi düşünmeden iç sesimle yaptığım konuşmaların izdüşümü...

Yüzümü gülümseten kişilerde var,iyi ki var, ve onlar yine Nietzsche nin ;

"Bilgide her kazanç, ileriye atılan her adım yüreklilikten gelir, kendi kendine karşı sertlikten, dürüstlükten gelir"

düşüncesiyle hareket etmiş olmalarından kaynaklanıyor." (Adan Karlı)

Yazının orjinaline ulaşmak için tıklayınız




sanemucar 04.12.2009

Gerçekten de yaşamımızda önemli bir yeri kaplayan teknoloji ve özellikle internet nasıl ve hangi amaçlarla kullanılıyor? bu ve bunun gibi onlarca soru beynimizde dolaşırken yerleşmiş ve kabul görmüş gerçekleriyle yaşamımızın bir parçası olmaya devam ediyor...

Amacımız en doğru kullanım yollarını bulabilmek, farkında olmadan yitirdiğimiz özelliklerimizi belki de geri getirebilmek...



sudaay 04.12.2009

Yakın gelecekte çağın en önemli hastalıklarından biri olacakmış: "Enformasyon Hastalığı" ...
öğrenmeye istekliisteksiz tüm kişilerin maruz kalacağı bir hastalık olacakmış.. aradığınız, öğrenmeye çalıştığınız bilgi ya da her neyse onun benzeri , eşdeğeri bir sürü daha bilgiylekarşılaşmak ve onlara kayıtsız kalamamak bu hastalığa sinsi bir şekilde zemin hazırlayacak..

10 yıl önce bilim teknikte okuduğum bir makalede bu konuyla ilgili bir yazı vardı.
o zamanlar abartıyorlar diye düşünmüştüm ama şimdi aslında bu hastalığa yakalanmış olduğumu seziyorum. Çünkü hep bir " daha, daha çok , daha da olmalı " olgusu benliğimi kemiriyor. PCim de 500 bine yakın fotograf var ve ben hala hiçbir şey görmemiş olduğumu
250 bin kadar müzik parçasına sahipken hala yeni albümlere saldırdığımı vb.vb
görüp mutsuz oluyorum bir süre, ama çok fazla uzun sürmüyor bu durum ve PC nin başına geçince hemencecik kurtuluyorum bu duygudan ve birden ilacını almış hastalar gibi kendimi iyi hissediyorum:)



Oya Tekin 05.12.2009

Bu bayram bana çifte bayram oldu. Sevgili dostum Sanem’in İzmir çıkartmasıyla. Zaman zaman şartlar doğrultusunda uzakları yakın ediyoruz. Ya o İzmir ya da ben İstanbul’a giderek özlem gideriyoruz. İnternet üzerinden görüşmelerin yetmediğini işte bu buluşmalarımızda daha iyi hissediyoruz. Yine öyle hissettiğimiz bir zamanda bir gece evimizde otururken sıcak sohbetimizin arasında Sanem, Adan Bey’in kendi bloğunda yazmış olduğu “ Mitoz bölünmeye uğrayan yazıcıklar” başlıklı yazısını okumamı söyledi. Zaten Adan beyin bloğunu ara ara takip ediyorum. Önemli noktalarda düşünmemizi sağlayan değerli yazılara sahip önemsediğim birkaç blogdan biri benim için. Hemen vakit kaybetmeden Bloğunda ki bu yazıyı okudum, ardından Sanemle üzerinde birlikte düşündük, tartıştık. Aynı anda da bu konuyu gündemde işlemeye karar verdik. Uzun zamandan beri bu konu üzerinde derinlemesine tartışmayı düşünüyorduk açıkçası. Adan Bey’in bu yazısı da bizim için iyi bir zamanlama yarattı. Kendisiyle iletişim kurduk ve yazısını gündem konusu olarak aldık. Bunun için ayrıca teşekkür ediyoruz.

Yaşamımıza hızlıca girmiş olan internetin bizlere kazandırdıkları ve çaldıklarını ne kadar ortaya dökebiliriz bilmiyorum, bilmiyoruz ama gözlemlerimiz üzerinde ve bizden çaldıklarıyla ve kazandırdıklarıyla sanırım bir nebze insanların düşünmesini sağlayabiliriz.

Konuyu derinlemesine tartışmadan önce Adan Bey’in yazısını çok iyi anlamamız ve ardından internetin bizde ki yansımalarını masaya yatırmamız gerekli diye düşünüyorum. Çünkü uzun zamandan beri bu konuyu düşünüyorduk dedim en başında ama kendimde ki yansımalarını hiç düşünmemiştim. Düşündüğüm internetin hızlı oluşumunda gördüğüm olumsuzluklardı. Oysa bende de olumsuzluklar yaratmış olduğunu görememişim ta kiii üç gün öncesine kadar. Son üç gündür bu yazınında vesilesiyle ve doğal ortamımdan çıkarılıp yeniden kaçırdığım hayata karıştırılmakla internetin bendeki yansımalarını düşünmeye başladım. Ciddi anlamda masaya yatırdım internetin benden çaldıklarını ve kazandırdıklarını. Bunları yazacağım elbette sırası geldikçe ama şimdi düşünme zamanı diyorum. Bakalım ne kadar farkındayız ya da değiliz İnternet tarafından kazanımlarımızın ya da bizden çaldıklarının..




titus andronicus 10.12.2009

Açıkcası bu konu da yazılacak şeyler benim açımdan o kadar fazla ki...

Sanırım hepimiz özellikle internetin doğru kullanılmasıyla önümüzde büyük bir aydınlığın açılacağı konusunda hem fikiriz.Kuşkusuz bunları da ele alacaksınız ama şu aşamada gelinen noktaya baktığımızda durumun pek te iç açıcı olmadığını hep birlikte görmekteyiz.

Özellikle çağımızın insanı yalnızlaştıran özelliklerinin her satıhta görüldüğünü kabul edersek bir ekranın arkasından sahip olamadıklarımızın sahibi gibiymiş şeklinde öncelikle davranışlarımızda oluşan değişiklikleri çok kolaylıkla görebiliyoruz.

Mithat beyin çok güzel bir şekilde itiraf ettiği bu daha daha hastalığı öyle yerlere varmış gibi gözüküyor ki,gerçek bir bağımlı gibi başına oturduğumuzda bir anda kendimizi iyi hissedebiliyoruz.

Herşeye rağmen tanıdığımı düşündüğüm Mithat beyin yazdıklarında başkalarına zarar verecek bir yan görmemekle birlikte yinede tehlikeli olduğunu düşünmekteyim.Bir itiraf ta benden Mithat beyin yakalandığı bu alışkanlığa bende sahibim. Bende daha fazla müzik, daha fazla film, daha fazla sanat eseri görmek dokunamadıklarıma dokunabilmek gibi bir ihtiyaç hissetmekteyim.Bu sebeple Mithat beyi çok anlıyorum:)

Ben bu yazıyı yazarken bende yada Mithat beyde bu şekilde seyir eden bu alışkanlığın başkalarında çok daha farklı seyir ettiğini ama sonuçta durum ne kadar farklı gibi gözükse de aynı olduğunu görmenin sancısıyla yazmıştım.

İnternet bir yerde kendini kötü hissetmenin iyi hissetmeye dönüştüğü bir yer haline gelmiştir.

Belki bizler mp3 lerimizi, fotoğraflarımızı filmlerimizi nicel olarak çoğaltırken mutlu ediyoruz kendimizi, başkaları da başka bir kimliğe bürünerek mutlu ediyorlar kendilerini.

Sonuçta var olan durumdan mutlu olmamanın sancılarını yaşarken başka bir ben oluyoruz, olmak istediğimiz, görmek istediğimiz bir ben aslında.

Kendimizi aklamak adına yazmıyorum, bir zarar varsa dahi bu öncelikle kendimize, bir başkasına zarar veren bir davranış gibi değil bu yapılanlar.

Ama her an herşey değişebilir ve hiç istemeden bir başkasına zarar da verebiliriz.

Bu yazıyı yazmadan önce internette bir yazı okumuştum.Ve yazı inanamayacağınız kadar anlamsız ve kötüydü aslında.Baştan sona düşüncelerin cümlelere dönüşmüş şekliydi.Bir psikolog değilim ama yazıyı yazan kişi hakkında çok iyi şeyler düşünemiyorum.

Çünkü yazı aslında pek hoş olmayan anılara dayanan ve bu anılar sebebiyle bir hükme varan kesin yargılarla doluydu.

Yazı da ; yaşanılanlardan dolayı hissedilen duygulardan eser yoktu. Eğer olsaydı bir acıyı paylaşmanın verdiği bir tavır olarak alabilirdim. Hiç bir duyguya yer vermeden kesinlikle doğruymuş gibi algılanan kabul gören ve bir başka düşünceyi de asla kabul etmeyecek keskinlikte ilkel bir davranışı içeriyordu.

İster istemez müdahale ettim, elimden geldiğince saygılı davranarak, ancak cevap gelmedi, geleceğini de beklemiyordum açıkcası.

Bu yazıyı doğru kabul edecek onlarca insan var, en azından bir tanede aynı fikirde olmayan insanlarında olabileceğini yazan kişiye değil, okuyanlara gösterebilmek için müdehale ettim, yoksa kimsenin işine burnumu sokacak biri değil.

Sonuçta bir yazı aslında, ama bu ve bunun gibi gerçekten hiç bir bilimselliği olmayan yazılar orada burada dolaşırken, alt yapısı sağlam olmayanlar için bir anahtar olacaktır ve yanlışın çoğalmasına sebep olacaktır.

Kendi bloğumda yazdığım bu yazıya sevgili ocean çok güzel bir yanıt vermiş;

Diyor ki;

"kendi hesaplaşmalarını bize yaptırtmak için yazıyorlar.."

Kesinlikle doğru.

Ve derine insek kim bunlar diye bir araştırma yapacak olsak ikiye ayrılacaktır diye düşünüyorum.

Ya beş kuruş etmeyen,sürekli olarak hazımsızlık çeken ve bu çektikleri karşısında gerçek kişilere yapamadıklarını sanal ortamda başkalarına yapan hastalıklı kişiler,

yada hiç hak etmedikleri halde bir yerde olan, ve etrafında bir sürü dalkavuk sebebiyle kendini bir şey sanan yine başka hastalıklı kişiler olarak karşımıza çıkabilirler.

İşte internet bunları denetleyemediğimiz bir yer olarak karşımıza çıktığında oldukça korkutucu bir yer.

Yazılar daima kısa bir şekilde yazılıyor, uzun okumaları sevmeyen insanlar için bulunmaz bir nimet, doğal olarak okuma alışkanlığı farklılaşıyor. Ve hiç bir şekilde denetlenmediği için bilimsel,edebi yanı olmayan yazılar,internetin yarattığı türevlerde yağmur gibi yağmaya devam ediyor.Biri olmasa biri mutlaka yüzümüze damlıyor.İşte bu damlalarda beynimize takılabilecek minik bir anlamsızlık olarak katlanarak büyüyüp bizleri anlamsızlaştırıyor.

Çünkü herşey o kadar kolay ki burada, çabaya hiç gerek yok...



Oya Tekin 10.12.2009

“Sonuçta var olan durumdan mutlu olmamanın sancılarını yaşarken başka bir ben oluyoruz, olmak istediğimiz, görmek istediğimiz bir ben aslında.

Kendimizi aklamak adına yazmıyorum, bir zarar varsa dahi bu öncelikle kendimize, bir başkasına zarar veren bir davranış gibi değil bu yapılanlar.

Ama her an herşey değişebilir ve hiç istemeden bir başkasına zarar da verebiliriz.”

Sevgili titus’un dile getirdiği bu cümleleri alarak konuyu biraz daha açmak istiyorum. “Hiç istemeden başkasına zarar verme ya da isteyerek zarar verme” Düşünmemiz gereken tamda bu bence.

Daha öncede birkaç kez dile getirdiğimiz gibi Sanem ile birlikte uzun yıllar engellilerle ilgili çalışmalarımız oldu. Bir sitede de uzun yıllar yöneticilik yaptık. Bu sitede yaşadıklarımız ve gördüklerimiz durumun ciddiyetinin aslında sanılandan da daha tehlikeli boyutlarda olduğunu gösterdi bizlere.

Öyle ki bu siteyi temsil eden gurubun karşıya karşıya kaldığı tehlikenin boyutu reel yaşama kadar taşınıyordu. Devoteeler ( Özellikle engellilere karşı duyulan cinsel istek eğilimi taşıyan engelli olmayan bireyler) bu sitede güven kazanmak adına başka kimliklere bürünerek hayatlarına sızıyordu. Bunlardan birine bizde denk geldik. Yakınımıza kadar sokulan kimliğin, üç yıl inancını yaşadık. Doktor olarak bildik, arkadaşımız oldu, kendisine mesleği gereği inandık, danıştık, bizim güvenimizi kazanırken o yavaşça bundan aldığı cesaret ve inandırıcılığı ile hedeflerinin yaşamlarına sızdı. Onlara kendini kabul ettirdi, kimini âşık etti, kimini maddi olarak çökertti, kimine ise bilemediğimiz şeyler yaptı. Öylesine rolüne kaptırmıştı ki kendisini açık bulmak neredeyse imkânsızdı. Hatta reelde insanların karşısına verdiği hastanede doktor kimliği ile çıktı inandırıcılığını pekiştirdi. Hiçbir açık kapı bırakmaksızın, profesyonelce. Daha farklı kimlikleri olduğunu da öğrendik her şeyin sonunda. Tespit ettiğimizde ise ne kadar geç kaldık, ne kadar hasar önledik bilmiyoruz, bilemiyoruz ama sadece bize verdiği zarar bile hasarın büyüklüğünü anlatmak için bir kapı açar sanıyorum. Bu zat hala yeni kurbanlarını seçmekte başka isimle, bizim bilmediğimiz yerlerde, belki de tam yanıbaşımızda…

Bizim inançlarımızdan çaldı, güvenimizden çaldı, belki yenilendik hasarı çabuk atlattık ya atamayanlar, ya yeni kurbanlar?.. Gerçek bilgilerine ulaşabilmek için çok çabaladım ulaşabilseydim eğer suç duyurusunda bulunacaktım ama ulaşmak işte sanalın en büyük handikapı bu ulaşamamak. Ulaşılanın sınırsız olduğu bir yerde asıl istenene ulaşamamak. Şimdi bu gerçek ötesi sanal kimliklerin önüne nasıl geçeceğimizi sorgularsak kesin bir çözüm bulabileceğimize inanmıyorum ben. Burada verdiğim örnek tam da titusun sözlerini doğruluyor her şey değişebilir derken haklı. Evet, her şey değişti, zarar vermeler başladı. Buna benzer o kadar çok örnek yaşadım(yaşadık) ki insanların inanç ve güveninin çalındığı bir yer olarak görmeye başladım sanalı.

Şunu da hemen belirtmem gerek verdiğim örnek uç noktada bir örnek gibi görünebilir. Engellilerin yaşam alanlarına sızmaya çalışan hasta birinin yine hastalıklı olarak kullandığı bir yol olabilir belki. Diğer yandan bu yolun gerçekliği ile yüzleşenlerde aynı hastalığa inanarak onların hastalığına ortak oluyorlar. Bunun yalan olduğunu bile bile bu yalana inanmakta ayrı bir suç bence. İşte asıl sorun bence burada.

Girdiğim birçok forum çatısı altında buna benzer olaylarla karşılaştım. Belki engellilerde bire bir gördüm yönetici olmaktan kaynaklı ama durum diğer sitelerde de çok farklı değil. Bir kadın sitesinde akademisyen olduğunu belirtip insanların kendisine inanmasını sağlayan, kendiside bir kadın olan, bunu belirtiyorum çünkü nedeni kadınlara yaklaşmak olan bir erkek olduğu algılanmasın diye. Ardından o olmadığı ispatlanmasına rağmen insanların hala bu yalana sarılıp inanması, yine başka bir forum çatısında saygın başka bir mesleğin arkasına sığınmış bir yalanla çevresini belirleyen ve yine bu yalanın doğruluğu ispatlanmasına rağmen aynı yalana inanmayı yeğleyen insanlar var. Bunları gördüm. Başkalarının kitaplarının çevirisini yapıp benim diye insanlara sunan, hatta daha da ileri gidip bunu bastıran kimlikler var. Bunu bile bile buna destek verenler.

Tehlike çok büyük ve olayın iki tarafı da düşündürücü.

Bir yandan olmak istediği gibi olmaya çalışan insanlar diğer yandan buna bilmeden inanan insanlar ve öğrendikten sonra ise hala inanmayı yeğleyen insanlar.

İnternetin doğruluğu aslında her türlü bilginin doğruluğunu sorgulamak gereğini doğurur. Çünkü sadece yazılan yazılar değil kimliklerde düşündürücü. İşte bu noktada nasıl bir denetim sağlanabilir diye düşünmeden edemiyor insan. Bu denetimin nasıl olacağını düşünürken, diğer yandan kesin bir denetimin olacağına da inanmıyorum açıkçası.

Bloglar hızla yaygınlaşırken, forumlarda hızla yaygınlaşıyor. Üstelik forumlarda oluşumlar bire bir ilişkileri daha hızlı doğruyor.

Biz tüm bunları görürken bilim çevreleri, bu konunun uzmanları görmüyor mu diye bir soru akla geliyor hemen. Ben kesinlikle gördüklerini düşünüyorum, zararın farkındalar. Hatta bir anlamda da internetin zararlı yönünün belli çevrelere yarar sağladığını da düşünüyorum. Yani bu teknoloji sadece insanlara yarar sağlanmak amacıyla geliştirilmedi, geliştirilirken bunlar hesapladı. Bunun nedenleri saymakla bitmez. Tabii bu söylemim bir komplo teorisi gibi gelebilir bir araştırmaya, ciddi verilere dayalı değil biliyorum ama yine de söylemeden geri duramıyorum geçmiş tecrübelerime ve gözlemlerime dayanarak.

Konu bizde ki etkilerinden biraz uzaklaştı görünse de bu örneklerimde aslında bizde oluşan başka etkileridir. Hem de daha ciddi ve tehlikeli etkileridir.




titus andronicus 10.12.2009

Yazınızı okurken gerçekten şaşırdığımı söyleyebilirim.Yazmış olduğum bir cümle yaşamış olduğunuz bir gerçekle örtüşüyor...

Yazdıklarınızı özetleyecek olursam, normal hayatımızda her an karşımıza çıkabilecek dalavereci tipler internet ortamında çok daha kolaylıkla yaşam alanı bulabilirler.

Ancak dürüst olmam gerekirse internetin insan hayatındaki olumsuz etkilerini düşünürken ben bunların dışındaki etkilerini çok daha fazla önemsiyorum.

İnternet değil de normal hayatınızda bu kişiyle bu kadar farklı kimliklerle karşılaşmış olsaydınız aynı şeyleri hissederdiniz. Sadece nicel olarak daha fazla kişiye ulaşmış olması sebebiyle olay çok daha vahim gibi gözükmekte.Ama sonuçta her an her yerde karşılaşabileceğimiz bir insan tipinin yaşattığı bir olgu var.

İnanıyorum ki bu kişi interneti kullanmadan da aynı benzer davranışları farklı yöntemlerle uygulamaya devam ediyordur. İnternet sadece ulaşabileceği insan sayısını arttırmış.

Kısacası Oya hanım, internetin zararlı etkileri bilimsel, sosyolojik ve psikolojik anlamda çok daha vahim durumda değilmidir sizce?




sanemucar 10.12.2009

Sanırım tartışmanın izlenilebilir olması açısından bir yol izlememiz gerekiyor.

Öncelikle internetin doğru kullanımında kazanacaklarımız henüz konuşulmadı, kesinlikle konuşulacaktır. Doğrudan olumsuz etkileriyle yola çıktık.

Olumsuz etkilerini ele alırken de kişisel düşüncelerimizle işe başladık.Bu sebeple gerçekten internetin olumsuz etkilerinin gerçekte ne olduğu konusunda bir fikir birliğine varmamız gerekiyor.

Bu sebeple sayın titus un oya nın verdiği örneği salt internetin sağladığı bir olumsuzluk olarak ele almamasını anlayabiliyorum. Çok haklı olarak yaşadığımız dünyada verilen örnekte olduğu gibi tüm yaşamını insanları kandırmak üzerine kurmuş sayısız insan var. Ve bunların araçları oldukça fazlayken bir de internetin eklenmesiyle daha kolay bir arenaya sahip olmaları şaşırtıcı olmasa gerek.

Şimdi izin verirseniz bundan yıllar önce bir üniversitemizin yaptığı bir araştırmayı aklımda kalan parçasıyla sizlerle paylaşmak istiyorum.

İnternetin henüz bu denli yaygın olmadığı dönemlerde bir üniversitenin sosyoloji ve psikoloji bölümü ortaklaşa internetin insan yaşamındaki yeri ve önemi üzerine bir araştırma yaptı ve bende ister istemez bu araşırmanın parçası oldum.

Dürüst olmam gerekirse çok fazla bir bilgiye sahip değildim o zamanlar. Öncelikle bilgisayarıma ilk defa adını duyduğum ICQ denilen bir chat programını kurdular.

Yapacağım iş konusunda beni bilgilendirdiler. basit gibi gözüküyordu ancak işin içine girince çok da kolay olmadığını fark ettim.

Çünkü benim gibi belli karakteri, belki mesleği gereği insanlarla konuşma esnasında dahi göz temasını, dokunmayı ilke edinmiş biri için bir monitörün arkasından konuşmak çok saçmaydı.

Kesin kurallar vardı.

Şöyle ki;

Asla konuştuğum biriyle ikinci kez konuşmayacaktım.

Oluşturulan soruları konuşma esnasında fark ettirmeden soracak hiç yorumda bulunmayacaktım.

Eğer bana bir soru gelirse sadece gerçeği söyleyecektim.

Bunun bir araştırma olduğunu belli etmesem de belli olduğunda ret etmeyip karşımdaki kişi isterse konuşmaya devam edecek asla ısrarcı olmayacaktım.

Bunun gibi bir çok kural vardı ve doğal olarak soru.

Konuşma bittikten sonra konuşma metnini araştırmayı yürüten öğretim görevlisine olduğu gibi mail yoluyla gönderecektim.

Bu ızdırap, kelimenin tam anlamıyla bir ızdıraptı, çünkü ben telefon konuşmalarını bile sevmeyen biriyim karşımdakini göremediğimden, aylarca sürdü.

ve sonunda üniversite yeterli bilgileri almış olmalı ki, çalışmanın sonuç kısmına geldiğini bana bildirdiğinde ilk işim ICQ denilen programı bilgisayarımdan kaldırmak oldu.

Bu araştırmayı yapanlar arasında tanıdığım olduğundan çok sonucun bana ulaşması da kolay oldu. Zaten bir minnet duygusu da duyuyor olmalılar ki, sonucu benimle hemen paylaştılar.

Şimdi;

yapılan bu araştırma sonucunda sadece benim değil, tüm bilgiler bir çok önemli konuyu içinde barındırıyordu.

Neydi bunlar?

1- Herkes % 100 bir şekilde yalan söylüyordu.

2- Yapılan konuşmalarda kişiler kesinlikle cinsiyet ayrımı yapıyor ve karşı cinsi seçiyordu.

3-Büyük bir oranla hemen hemen % 90 a yakın kişi yaşamından, kendinden,mutlu değildi.

4- Bu yapılan konuşmalarda "paylaşım" gibi bir amaç kesinlikle güdülmüyordu.

5- Eğer paylaşım adına yapılan bir şey varsa bu kesinlikle ya bir flört, yada daha ileri boyuta giden cinsellik taşıyordu.

6-İnsanların yine neredeyse % 90 a yakın bir bölümü "onaylanma" duygusunun tatmin edildiği ve bu ihtiyacın karşılandığına inanıyordu.

7-% 100 bu insanlar internetsiz bir yaşam düşünemiyorlardı.

8-%60 kadınlar ilk başta cinsiyetlerini saklayıp erkek kimliği de değil, cinsiyetin konuşulmadığı bir ortamı tercih ediyorlardı.

9- Erkeklere göre kadınlar daha az sayıdaydılar...

Bunlar hatırlayabildiklerim, daha sonra aklıma gelirse eklerim. Gerçekten oldukça ilginç sonuçlardı.

Şu anda bu oranların yada cevapların kesinlikle değiştiğine inanıyorum bence bir kez daha denemeliler.

Beni en fazla etkileyen sonuçlardan bir tanesi "yalan " konusu oldu.Bu çalışmalar esnasında bir deneğin söylediği bir cümle hala beynimde kazılıdır.

Bana dedi ki;

Gerçek olamayacak kadar yalansınız.....

Evet, yalan meşru bir hal alıyordu. Son derece doğal, olması gereken sıradan bir olguydu artık yalan.

Bende derim ki; çok fazla dağılmadan yalanın bu denli meşrulaşması hakkında ne düşünüyorsunuz, neler hissediyorsunuz?

Bizlere kazandırdığı alışkanlıklardan bir tanesi bu...



Oya Tekin 11.12.2009

Evet, sevgili titus normal yaşamımızda da bu ve buna benzer insanlar yaşamımıza giriyordur kuşkusuz. Ancak ben kendi çevremde sanalda karşılaştığım kimliklere toslamadım. Belki beni şaşırtan yanı bu oldu. Göz göze gelmenin, dokunmanın, ses tınısının verdiği güvenle insanları yaşamıma aldım, diğer kimliklere ise uzak durdum. İşte sanalda bunlardan uzak duramıyorsunuz, yakınınıza kadar sıza biliyorlar.

Ve evet, bilimsel, sosyolojik ve psikolojik anlamda vahim durumdadır. Bunu zaten verdiğim örneklerle de kabul ediyorum.

Ben doktor kimliğine bürünen verdiğim örneğin sadece basit bir dalavereci insan olduğunu da düşünmüyorum. Her ne kadar öyle görünse de tek başına bakmamak gerek duruma. Bir devoteenin saygınlık duyulan bir meslekle kendini tanıtması, güven duygusuna hedeflerine daha kolay yaklaşması sebeptir diye düşünüyorum.

Demek ki temelde daha derin nedenleri var bu insanın. Gerçek yaşamda da yalanlara başvurarak yaşayan bu insan, internetle daha çok güç alarak, öz güveni artarak kişilerin yaşamlarına kurduğu yalanlarla sızıyor. Yalnız burada şuna katılmıyorum Sanem’in belirttiği “ilk kazandığımız alışkanlıklardan biri yalan” cümlesine. Evet, yalana başvuruluyor doğru ama bu kazanılan bir alışkanlık değil bu var olan bir alışkanlığın ekranın arkasına sığınmakla kazanılan güçle daha kolay açığa çıkması. Daha inandırıcı olması. Çünkü ekranın arkasında olmanın gücü var. İşte temelde netin toplumda belli bir yere gelememiş silik insanlara kazandırdığı en büyük güç bu.

Bu yalanı hayata geçirmenin nedenlerinden biri bu. Aynı alkol aldıktan sonra güçsüz insanların alkolün arkasına sığınması gibi. Ne yazık ki sarhoşun mektubu okunmazken sanal kimliklerin mektupları okunuyor. Korkutucu olan bu.

İşte bu kimlikler aynı şekilde yazılarıyla yanlış bilgilerde sunuyorlar, doktorda, akademisyende, aşk adamı, aşk kadını da adı her ne ise her yalana bürünüyorlar ve netin gücüyle insanların yaşamlarına sızıyorlar… Bence asıl mesele bu tehlikelerden nasıl korunacağımız. Tabii önce net bir durum tespiti yapmamız gerek.



titus andronicus 11.12.2009

Ah sevgili Oya hanım:)

Yanlış düşünüyorsunuz....

Gerçek hayatta örneğini vermeye çalıştığınız nitelikteki insanlarla karşılaşmamış olmanız çok büyük bir şans.

Burada tartışılmaya çalışılan internetin hayatımıza soktuğu anlamsızlıklar. Ve bu sayede bizlerde oluşan farkına vardığımız yada varmadığımız hastalıklı haller...

Sizin örneğiniz buna pek uymuyor. O kişi zaten internet olmasa da hayatını bu şekilde sürdürmeye devam edecektir.Daleverici kimliğinin yanına bir de devotee özelliği karıştığından oldukça farklı bir örnek aynı zamanda.

Devotee kimliğini hiç işin içine karıştırmayın derim aslına bakacak olursanız,çünkü bu çok ayrı bir konu. Düşündüğünüzden çok daha farklı alana kayar gündeminiz.

"Ben doktor kimliğine bürünen verdiğim örneğin sadece basit bir dalavereci insan olduğunu da düşünmüyorum."

şeklindeki cümlenizde düşüncenize saygı duymakla birlikte bunun internetin zararlarıyla örtüşecek bir yanı gerçekten yok.

Bakın Sanem hanım oldukça düşündürücü bir bilgi vermiş. Bu bilgiyi de çok iyi okumamış gibi gözüküyorsunuz.

"Bizlere kazandırdığı alışkanlıklardan bir tanesi bu..."

diyor Sanem hanım yalan olgusundan söz ederken.Ancak bunu çok farklı bir açılımla söylüyor, görmediğiniz de bu aslında.

Sanem hanım ın cümlesine katılmazken onun cümlesini;"ilk kazandığımız alışkanlıklardan biri yalan şeklinde algılıyorsunuz.

Hayır onun adına konuşamam kendisi yanıtını verir ama çok etkileyici ve dikkat etmemiz gereken bir cümle var yazdıklarında.

"Evet, yalan meşru bir hal alıyordu"....

Yalan hep vardı Oya hanım, ama bizlere bir şekilde yalanın pekte hoş olmadığı öğretilmişti. Kimimiz bunu ciddiye aldı, kimimiz umursamadı bile. Ama internet sayesinde o monitörün arkasındayken alınan güçle yalan doğallaştı, meşrulaştı, kesinlikle bu internetin kazandırdığı olumsuz davranışlardan sadece bir tanesidir.

Sanem hanım sorunuza yanıt veriyorum;

Yalanın meşrulaştığı bir ortamda nefes almak zehirler insanı. Çünkü yalanın hiç durmayan bir hızı vardır, gittikçe büyür ve tüm bedenimizi kapladığı gibi ruhumuzu da bu anlamda kaplar.

Kayboluruz ama hiç farkına varmayız kayboluşumuzun.Ve herşey anlamını yitirir renksizleşir dünya.

Onunla birlikte başka değerlerde buhar olur uçar, güven gibi, doğruluk gibi, birer birer erdemlerin yok oluşuna tanıklık eder ruhumuz, robotlaşır ve gerçek özümüz olan hayvansı yapımıza dönmüş olarak buluruz kendimizi.




sanemucar 11.12.2009

Hemen anında bir düzeltme yapma ihtiyacı duydum.

Haklısınız sayın titus, yalan hep vardı, internet sayesinde olumsuz olarak algılanan bu davranış biçimi legal bir hal aldı sadece.

Söylediğim sadece bu.

Daha da önemlisi neden legalleşti....

İşte bu da bir kaç cümleyle anlatılacak bir şey değil. Bunu anlatabildiğimiz sürece internetin zararlı özelliklerini de ister istemez ortaya koyacağız demektir.

Tüm bu internetin olumsuz etkilerinde ben aslında insanların görülmeyen çığlıklarını duyuyorum, kızmak yerine üzülmekteyim aslında.

...

Dün oldukça geç bir saatte yazdığımdan dolayı asıl söylenmesi gerekenleri bugüne bıraktım.

Aynı şeyleri tekrarlamanın zaman kaybı olduğunu düşündüğümden kaldığım yerden devam etmeyi uygun görüyorum.

Yalanın meşrulaştığı zamanlarda gerçekten büyük bir tehlike var demektir.Sayın titus bir şekilde anlatmaya çalışmış, herkes bir kaç şey daha ekleyebilir okurken...

Ama bu anlamda ben bir cümle kurmak istiyorum, bu olumsuz akış oluşmakla birlikte insanoğlu en kolay alışabilen canlı olduğundan bunun tedirginliğini bir süre yaşasa bile , bir kaç zaman sonra normal gelmeye, ve bunun bir sancı yaratmaması durumunu yaşar.

Çünkü kendince haklıdır.

Sadece bu olgu değil, diğer sonuçlar da beraberinde son derece doğal olan bu akışı getirmiştir.

Herşeyden önce çağımızın ve özellikle kapitalist sistemin çarklarında insan olabildiğince yalnızlaşmıştır. Kendisiyle birlikte herşeye yabancıdır. Bu sebeple artık ne doğru ne yanlış çok fazla önemli değildir.

Nefes alabilmesi bireyci olmasıyla doğru orantılıdır. Geride kalan herşey son derece anlamsızdır.

Çalıştığı yerde mutlu değildir, evinde mutlu değildir, mutsuzluk her anlamda kendisini kuşatmıştır.Sürekli olarak birbirinin aynısı günleri yaşamaktadır, kabul görmemektedir, hatta sürekli olarak bir şekilde ret edilmektedir.hayalini kurduğu hiç bir şey gerçekleşmemiştir, sürekli olarak bir yenilgi vardır yaşantısında. Öyle bir yenilgi ki ne öldürür ne de yaşatır adamı...

Çağımızın insanı bir şekilde büyük bir oran olarak bu durumdadır.Ve birden bire yanıbaşında ona farklı bir dünyayı önüne serecek bir şey bulur.

Yapamadıklarını yapacak, söyleyemediklerini söyleyecek, göremediklerini görecek, duyamadıklarını duyacak sihirli bir dünyadır bu.

Ve üstelik belki de hayatında ona günaydın demeyi ihmal eden insanlar tanısın yada tanımasın bir şekilde günaydın da öte farklı kelimeleri kullanmaya başlayacaktır.

Kendisini iyi hissetmesi kadar normal bir davranış bekleyemezsiniz.Ve sonuçta kaybedecek hiç bir şeyi olmadığından kendisini daha iyi hissedebileceği bir role kesinlikle soyunacaktır. Kimi biraz, kimi bir parça daha, kimi kendini kaptırırcasına...

Belki hayatında hiç yalan söylememiş olabilir ama kaybedenlerdendir, yada Oğuz Atay ın deyimiyle Tutunamayanlardandır,ve burası tutunabilme merkezlerinden bir tanesidir artık.Ufak yalanların hiç bir önemi yoktur. Ya yaşı, ya cinsiyeti, ya kilosu, ya göz rengi vs.vs.. bir şekilde değiştirildiğinde şimdiye kadar hiç yaşamadığı onay ı yaşatacak ve kendine ait bir dünyayı çoktan yaratmış olacaktır.

Hele bir de karşısındaki açlık duyduğu her konuda kendisine cevap verebiliyorsa, ne olursa olsun, bu dünyaya kapılarını ardına kadar açıp, mutsuz olduğu dünyadaki kapılarını kapatacaktır.

Gündem konusuna internet aşkı derken, internette yaşanan aşkları kasdederek koymadım bilesiniz.

Aşk kavramından yola çıkarak koydum. Gerçekten aşk nasıl ki sadece iki kişi arasında yaşanılan bir olguysa ve bu olgu da üçüncü kişilere yer yoksa, kişi ve internet arasında büyük bir tukunun oluşmasını internet aşkı diye yorumlamayıp ne yapacaktım?

Kısacası çağımız insanının kaybolmuşluğunda internet ona farklı dünyalar açan bir umuttur.

Hala daha bunun zararlarını şimdilik konuşmaya yanaşmıyorum, bana göre insanların bu denli büyük bir tutkuyla bu aşkı yaşamasının nedenlerini anlamak gerekiyor da...

...

Yazmaya çalıştığım bu araştırma kapsamındaki insanların aynı üniversitenin psikoloji bölümünün çıkardığı profil sonuçları.Ve dediğim gibi uzun yıllar öncesini kapsıyor.Şu anda aynı sonuçlar ve nedenler çıkar mı bunu söyleyebilecek konumda görümüyorum kendimi.Bu sebeple bu konu daki yorumu okuyucuya bırakıyorum.

Ancak sevgili Oya engellilerle yaptığımız çalışmaları bir kaç kez dile getirdi.Burada çalıştığım yıllarda da,bilimsel olmayan ampirik sayılabilecek görüşlerimi sizlerle paylaşabilirim.

Bu araştırmaya benzer özellikler gösteriyorlardı ve bu da seneler öncesine gitmiyor günümüzü içine alıyor.

Herşeyden önce ben sakat değildim. Ve orada olma sebebim sakatlıkları nedeniyle ayrımcılığa uğradıklarına olan inancımdı. Sakatlıkları ne o zaman ne de şimdi beni hiç ilgilendirmedi.Sakat olmaları sadece bir durumdu ve ne yazık ki bu durumlarından dolayı ayrımcılığa uğruyor ve engelleniyorlardı.

Şu anda kesin sayıyı pek bilmemekle birlikte Türkiye de yaklaşık 8 milyon sakat insan var.Ve bu insanlar ne yazık ki sakat olmayan insanlar gibi sağlık, eğitim, ve insana ait diğer tüm özelliklerden yoksun olarak yaşamlarını sürdürüyor.Alt yapısı sakat olmayan insanlar için dahi gelişmemiş bizim gibi ülkelerde sakatların yaşamaları gerçekten çok zor. Bu sebeple evlerine kapanmış durumdalar ve bireysel trajedilerini aileleriyle birlikte yaşıyorlar.

İşte bu aşamada onlar için kurulmuş bu internet sitesi düşünemeyeceğiniz kadar büyük bir farkındalık yaratmıştır.

Ve bizde yöneticiler olarak aklınıza gelebilecek her konuda onları bilgilendirmeye, haklarını öğretmeye, mücadele etmeye, eğitim vermeye, ufuklarını açmaya yönelik çalışmalar yapıyorduk.

Oraya açılan bir chat odasıyla aynı anda onlarca kişi birbiriyle konuşabiliyor, dertlerini ortaya dökebiliyor, soru sorabiliyor kısacası dışarıda yapamadıklarını yapmaya çalışıyordu. Bizlerde yöneticiler olarak bu odada sürekli olarak bulunuyor bir olumsuzluk olabilme durumuyla dışarıdan bakan gözler oluyorduk.

Sadece chat odası değil, sitede kurulan onlarca bölümleri siyasetten, sanata kadar her konuda onlarında katılmasını sağlayabilecek şekilde düzenlenmişti.

Benim kişisel olarak amacım, sakatlıklarından dolayı kendilerini farklı hissetmemelerini sağlayabilmekti.Çünkü görebildiğim kadarıyla sakatlıkları sebebiyle bir çoğu sakatlığından utanıyordu.

Yapılanları anlatmayacağım, çok kapsamlı ve zor işlerdi ama hiç bir şikayetimiz yoktu.

Bu aşamada internet onların en büyük mutluluk kaynağıydı. Sözünü ettiğim bilimsel araştırmanın bir çoğu orada da vardı aslında.Yalan orada da meşrulaşmıştı, çoğu mutsuzdu, işleri güçleri yoktu, kendilerini bir hiç gibi görüyorlar ve yaşayamadıkları bir çok şeye karşı bazılarında öfke, bazılarında nefret, bazılarında umursamazlık var gibi gözükse de insan olmanın beraberinde getirdiği bir çok özelliği görebiliyorduk.

Onlarda kendilerine bir dünya kurmuşlardı ve orada oldukları sürece mutluydular, yada mutlu gibi davranma özelliği gösteriyorlardı.

Türkiyedeki en büyük tabulardan bir tanesi olan cinselliğe karşı inanılmaz bir açlık vardı ve bir süre sonra chat odası kendimizi pezevenkler gibi hissetmemize sebep oldu.Sanki sanal bir genelevdeydik.

Düşünce boyutunda son derece haklı olduklarını bilmek kendimizi pezevenk gibi hissetmemize engel olmuyordu.

Ahlaksal anlamda karşı değildim ama bir şeyler yanlıştı.

Yanlış olan ne miydi?

Çok iyi biliyordum ki orada yaptığımız her çalışmadan, her konuşmadan sonra şunu düşünüyorlardı;

sanem uçar! allahın sağlamı!, önemli olan benim ayşe ali, fatma kimliğim öylemi?sakat olmam tıpkı bir insanın esmer, sarışın, mavi gözlü olması gibi sadece bir durum ha! Sen kırmızı saçlarınla karşıdan karşıya seke seke giderken benim yaşayamadıklarımdan ne kadar haberdarsın? Belki de hayatımda ilk defa bir yerde insan yerine koyuldum, hatta beğenildim, arzulandım, sen kalkmış burayı sanalgenel olarak değerlendirebiliyorsun

Seke seke git hadi!.....

Aynen bunları düşündüler sevgili dostlar, hatta bunları kelimelere döktüler.

Öylesine bir kuşatılmışlıktı ki sadece sakatlar için değil, herkes için ... İçinde gözle görülmeyen ama her yerde hissedilebilen bir acıyı barındırıyordu.

ve yanlış...

yanlış ise o monitörün düğmesi kapatıldığında herşeyin yine bırakılan yerde kalmış olmasıydı.Değişen bir şey yoktu, geçici bir haz alma durumu ve arkasından çok daha büyümüş bir gedik sadece...



titus andronicus 12.12.2009

Yazdığım yazıyı sildim Sanem hanım...

Yine öylesine güzel bağlamışsınız ki, yazdıklarım çok anlamsız geldi birden, hemen hemen aynı şeyleri anlatacaktım...

Ama siz bu konuda farklı bir yeteneğe sahipsiniz.

Yıllar öncesine dayanan bir araştırmanın günümüzle topluma ait her kesimi içine alması ancak böyle güzel anlatılabilirdi

Bir tek şey yazılabilir yazdıklarınızın arkasından. Cümlenizi tırnak içine kopyalayacağım izin veriseniz.

"yanlış ise o monitörün düğmesi kapatıldığında herşeyin yine bırakılan yerde kalmış olmasıydı.Değişen bir şey yoktu, geçici bir haz alma durumu ve arkasından çok daha büyümüş bir gedik sadece..."

TIPKI MASTURBASYON GİBİ...



Oya Tekin 13.12.2009

Sanem zaten örnekler ve araştırmalarla işin boyutunu sermiş gözler önüne ben sadece sevgili titusa küçük bir cevap vereceğim.:)

Sanırım aynı şeyleri söylüyoruz ama ben yeterli şekilde anlatamıyorum. Buda netin benden çaldığı bir özellik.

Benim verdiğim örnek uç noktada bir örnekti zaten bunu bende belirtim bu örneği vermemdeki nedeni de söyledim bu gibi kişilerle net yoluyla daha korumasızız.

Şöyle düşünelim kaç insan farklı kimliğe bürünür? Olmadığı bir kimlikle insanların içine sızar? Hiç açık vermeden inandırır kendisine. Reel yaşamda mı kendimizi daha çok koruyabiliriz yoksa internette mi bu gibi insanlardan? Kaç kişi kendisi hakkında ölüm ilanı çıkarır sonrada kendisine gelen taziye mesajlarını okur? Ya da kadınken erkek, erkekken kadın kimlikleriyle kendini tanıtır reelde?

Ben engelliler sitesinde isim ve soyadımla yer almama, üstelik yönetici olmama, birçok kişi ile yüz yüze gelmeme rağmen ve sitede resmim olmasına rağmen bana o kadar çok sordular ki erkek misin kadın mısın diye. Kaldı ki bunu sadece engellilerde yaşamadım başka farklı forumlarda da yaşadım. Hele en komiği bir kadın platformunda kadınlarla ilgili söylemlerimden sonra bana bu soru sorulmuş neden olarak da kadınları bir erkek gibi savunduğum için öyle düşüldüğü söylenmişti.

Güven duygusunu kaybediyoruz, korunmasızız, her an herkes sızabiliyor yaşamımıza. Dünyada durum nasıl bilemem ama bildiğim bizim ülkemizde net hayata birden sızdı ve yararlı yanları hayata geçmeden zararlı yanları kullanılmaya başladı bunun farkında olan zararlı insanlarda değerlendirdi, kendilerinin isteklerine yönelik çevirdi….

Ve evet Sanem’in cümlesini farklı algıladım yalanın meşrulaştığı şeklinde değil netin bu alışkanlığı birebir sağladığını anladım. Bunu hemen düzelteyim o zaman.:) Evet net yalan alışkanlığına çanak tuttu. Dedim ya netin benden hızla çaldıklarından biri de bu. Anlamam gerektiğinden farklı anlama.:) Şimdi bu yazdıklarımı hızla gireyim TEDAŞ beni yeniden çileden çıkarmadan umarım bu haftaya iyi başlarım lütfen Tanrım Tedaş mağduru olmayacağım bir hafta olsunnnnnnnnn.:) Olsun ki net aşkıma ihanet etmeyeyim, onsuz kalmayayımmmm.:)) Daha yazacaklarım var benimmm.:))



titus andronicus 13.12.2009

Yaşadıklarınız teknolojinin bizlere kazandırdıklarından bir tanesi Oya hanım:)

Ne olacak yazmazsanız, dünyanın sonu mu?

Değil tabii, ama öylesine bağımlı hale gelmişiz ki, onsuz bir yaşam olamazmış gibi düşündürüyor bizleri.Kuşkusuz elektriğin sağladığı bir sürü olumlu yanlardan bir süreliğine uzak kalmanın yanında siz öncelikle cevap yazamadığınız için büyük bir telaş göstermektesiniz....

Çünkü o artık kendimizi ifade etmenin birincil seçimi.

Dediğiniz gibi Sanem hanım gerekenleri öylesine doğal akışıyla yapıyor ki, aksamıyor aslında bir şey,ama tutsaklığımız herşeyin ötesinde görmeyi ve işin içinde olmayı öğütlüyor.

Artık özgürlükten ve sakinlikkten söz etmemeli insan:)



sanem uçar 14.12.2009

Yaşadığımız hayata birden bire giren internet, yada teknolojik bir sürü alet edavat geçmişte bunlara sahip olmayan ve birden bire sahip olan sapla samanı birbirine karıştıran bizler için ilginç şeyler.

Alıştığımız alışkanlıklardan tamamiyle farklı, ret ediyor gibi gözüksekte aslında bizim de hoşumuza giden ve zorunlu olarak kullandığımız bir sürü şey, çocuklarımız için son derece sıradan bir şey aslına bakacak olursanız.

Biraz daha farklı bir yanı görelim isterseniz.

İlk okuduğunuzda size çok ilgisiz gibi gelecek ama sabırlı olmanızı istiyorum:)

Geçen hafta anaokulu sınıflarıyla bir müzik dersindeydim.

Üç tane anasınıfı var, ve okul bunlara isimler vermiş;

Bulutlar,

Yıldızlar

Şirinler...

Şirinler 5 yaş gurubu.. Yıldızlar ve Bulutlar 6 yaş gurubu.

Onlarla "çalgılar" konusunu işliyoruz.

Bildikleri çalgıları söylemelerini istedim onlardan.

Kendi çocukluğumuzu bir kenara atın genel anlamda bu çocukların keman, piyano, gitar, davul demelerine pek şaşırmayız. Bilmelerini normal sayabiliriz, ama beş yaş gurubu bu bilinen çalgıların yanında duyacağımı hiç ummadığım bir çalgı ismi söylediler benim başka, başka diye onları harekete geçiren sorularım karşısında.

Obua....

Bu çalgıyı bizim yaş gurubunun bile çok kolaylıkla bileceğinden emin değilim eğer müzik eğitimi almadıysa.

Ama günümüzün 5 yaş gurubu özel bir ders almasa bile çalgı denilince "obua" diyebiliyor. Bunu nereden nasıl öğrendiğiyle ilgili bir bilgim yok. Önemli olan biliyor olması....

Devam ediyorum;

6 yaş gurubu onlardan bir yaş büyük olması sebebiyle bu çalgıları sınıflayabilir. Vurmalılar, nefesliler, telliler gibi...

Bunun için kendimce bir giriş cümlesi kurdum:)Sınıflarının isimlerinden yaralandım. Nasıl ki sınıflarının bir isimleri var, Şirinler, yıldızlar, bulutlar gibi acaba çalgılarında sınıfı olabilir mi?

Bu sorum karşısında; olur tabii diye haykırdılar.

Devam ettim; eğer olursa mesela fülüt( O an o geldi aklıma)hangi sınıfta yer alır?

Nefesliler diyeceklerinden o kadar eminim ki verdikleri cevap karşısında; nasıl yanii demek zorunda kaldım.

Bulutlar sınıfında olur örtmenim dediler bana...

"Ama bulut ta gökyüzünde, rüzgar da gökyüzünde, fülüt te vu vuuu diye ses çıkarıyor bulutlar sınıfında olur örtmenim " diye tekrarladılar düşüncelerini.

Muhteşem bir mantık...

Bizden düşünemeyeceğimiz kadar ilerideler her konuda.

Bizlerde ailelerimizden bir adım öndeydik ama şimdi çocuklarımız ailelerinden bir değil onlarca adım ötedeler.

Mutlu olup olmadıklarını tartışmıyorum şu an . Çağ neyi yaşıyorsa, o çağda olup biteni bilmek doğru olandır.

Düşmanınla mücadele etmenin yolu onu tanımaktan geçer ki, her şeye rağmen teknolojinin bir sürü olumsuzluğu olduğuna katılıyor olsam da,onları red eden bir tavır içersinde olmanın anlamsızlığına da inananlardanım.

Başladığımız andan itibaren anlatmaya çalıştığım bir çok olumsuzluğu G3 Kuşağı adını verdiğimiz yeni nesil inanın çok fazla yaşamıyor.

G3 Kuşağı zaten yalnız. Bizim penceremizden bakmadıkları için, tartışmaya başladığımız andan itibaren ortaya koyduğumuz çoğu olumsuzlukları inanın yaşamıyorlar.

İnternet onlar için hayatın bir parçası. Tıpkı su gibi, ekmek gibi.

Bizler için bir ihtiyaç gibi algılansa da onlar için ihtiyacın ötesinde var olan zaten.

G3 kuşağı bizim bildiğimiz arkadaşlık, dostluk,erdem vs. aklınıza ne gelirse bizlerle özdeşleşmiş olan tüm olgulardan farklı bir dünyada gözlerini açtılar.


Bizler kendi algılarımızla olayı değerlendirdiğimizde endişe duyuyor korkuyoruz belki ama onlarda bu anlamda bir algı yok ki, bizim endişelerimiz onlara anlamsız geliyor asıl.

Biz hoşnut değiliz, onlar farkında bile değil hoşnutsuzluğumuzun.

Mutlulukları bizim mutluluklarımıza özdeş bir yapı sergilemiyor. Ve onlar ebeveynleri gibi olmak istediği yaşayamadığı bir kimliğin peşinde değil.

Her şeyin farkında, burada yazılanları görmüş olsalar kıçlarıyla gülecekleri bir konumdalar.

Ve onlar monitörün düğmesini kapattıklarında, internette dolanmış olduklarını bilmenin farkındalığındalar.

Biraz kelimeleri kısalttılar, konuşma dilini unuttuklarından sözel anlatımda yetersiz, bilgide alabildiğince ileride tam 2010 a çok az bir süre kalındığı mavigezegendeler.




titus andronicus 15.12.2009

Evet oldukça sakin bir yorum.

Olduğu gibi yansıtılmış bir çok şey var yazıda.

Kaçınılmaz bazı şeyler, haklısınız ve her çağ kendini yaşar.

Bu çağa inat John Dowland melodileri dinlerken bile çağın özelliklerini kullanıyorum.Ne hoş:)

Arada kalmak hep acı verir.

Ya geride kalmalı insan yada öteye geçmeli.

Bizler için kaçınılmaz olarak gelişen bir sürü olumsuzluk başkaları için sıradan, hatta olağan.

Keskin olmayan görüşleriniz için size saygı duyuyorum,Herkesin kendi gözleriyle bakmasını sağlayabilmek çok kolay bir şey değil, hele bir öğretmense alışık olduğumuz hep keskinliklerdir.

Dürüst olayım mı biraz içim acıdı, bildiğim ama ret ettiğim bir gerçeği önüme koydunuz. Masallara inanırm ben oysa.

Maya'lar haklı olacağa benzer....




sudaay 15.12.2009

Ben de şu şekilde açıklamaya çalışayım düşüncelerimi:

-şimdi şu mayaların takvimde yer alan "içindeki bulunduğumuz dönem sona erecek yeni bir dönem başlayacak " ifadesi hayat buldu diyelim ve bu yeni yeni dönemde olacak şeylerden -bazı görüşlere göre- insanların "Telepatik güçleri" arttığını varsayalım: şimdiki mantığımızla düşündüğümüzde bu çok trajik bir şey olacak insanlık için:
düşünsenize aklınızdan geçen olumlu olumsuz herşeyi karşınızda ki de bilecek..Gerçekten böyle bir dönemi yaşadığımızda hayat çekilmez olacak bir süre ilişkiler bozulacak bütün dengeler altüst olacak belirsiz bir süre insan ilişkileri tepetaklak saçma sapan bir seyirde geçecek.. ama fizik kuralları bir süre sonra olaya el koyacak ve bu koşullar herkes için aynı olduğundan yeni bir düzen kurulmaya başlanacak kendiliğinden ve yeni bir insan tipi çıkacak artık. Sonrasında buna ilişkin yeni değerler gelişecek yeni dengeler kurulacak ve taki bu döngüyü kıracak olağanüstü yeni bir durum ortaya çıkana dek..

yani internette hayatımıza ilk girdiğinde ben hatırlıyorum insanlar interneti televizyon gibi oturup seyredilecek bir şey gibi sanıyordu, sonraki dönemde işin porno kısmını keşfedildi-sonsuz chatleşmeler-netten kadın/adam götürmeler dönemi başladı-sonra müzik ve film cennetine dönüşmeye başladı-en son firmalar keşfetti öyleki artık ltd şirket olmanın bir şartı olarak bir web sayfanız olması gerekiyordu. Arada eğitim için kullanmak için çırpınan bir kaç cılız girişimlere de rastlanmaya başladı.. ve daha irili ufaklı gelişim basamaklarından sonra internetteki bilgilerin güvenilir olmaması ve gerçek hayattaki gibi hurafe şeylerin jet hızıyla yayılması/ gerçek bilginin yüzüne bakılmaması gibi sorunlar başgösterdi..

yani internet canlı bir organizma gibi durmadan gelişiyor, olgunlaşıyor, çirkinleşiyor, umut kapısı oluyor, aynı yukarıda verdiğim örnekteki gibi aşamaları yaşıyoruz bizde sadece-uzunca bir sancılanma dönemini geride bıraktıktan sonra bence Sanemin sözünü ettiği yeni nesil netin gerçek tadını çıkarıp hayatlarındaki en uygun yere koyacaklardır. Bunun içinde bizlerin endişelenmesi saçma hareketler olarak kalacaktır ama bizim nesle biçilen rolde ne yazık ki bu..

Nasrettin Hoca eşeğe binmeye çalışırken diğer tarafa düşmüş, her ihtimale bir gören falan varsa diye de " ah gençlik" demiş. sonra kimsenin olmadığını görünce " gençken de bi bok değildin ya.." demiş..

bizim de şimdi Netten Önce (NÖ) ve Netten Sonra (NS) diye bir yaşantımız oldu artık ..eskiye özenirken de bence dürüst olmak gerekirse Hoca gibi söylüyor olduğumuzu düşünüyorum ben hep:)



Oya Tekin 15.12.2009

Belki de haklısınız. Hangi zamanda olursak olalım geriye dönük özlemlerimiz var. Bizim zamanımız da cümleleriyle başlayan ve süren. Sanırım şunu demek lazım zaman bu zaman o zaman zamana uy. Ya uyamıyorsan?

Bugün sürekli kendime bunu söyledim keşke bende duyarsız bir insan olsaydım. Duyarsız insanların arasında duyarlı bir insan olmak insanı o kadar yoruyormuş ki bunu bugün çok daha net anladım. Zaten farkında olduğum bir şeyin anlamını daha iyi kavradım. Galiba mesele farkında olmak. Bizler geçmiş ve geleceği karşılaştırırken her geçen gün biraz daha çıplaklaştığımızın, çıplaklaştırıldığımızın farkındayız. NÖ ve NSden sonra olan zamanın peki biz hangi yanındayız?



titus andronicus 16.12.2009

Valla uyamadığımız zaman sanırım Araf ta oluyoruz Oya hanım.

Gerçekten bu tanımlamayı sevdim, bazılarımız şimdiden Araf ta:)

Bu da beraberinde acıyı getirir doğal olarak.

Ancak;

Bunu sevgili Mithat bey ın NÖ ve NS sonra şeklinde son derece güzel bir şekilde ayırdığı kavramı karıştırmamak gerekir.

Her dönemde insanlar için bir şekilde duyarlı olanlar ve olmayanlar olmak üzere iki çeşidi vardı.

Falanca zamanda filanca yüzünden duyarlıydılar yada duyarsızdılar ve duyarlı olanlar filancaya acayip kızıyordu, günümüzde ise duyarlı olanlar duyarsız olanlara bir çok nedenle kızıyor. Ve onları duyarsız yapanlardan bir tanesi de internet gibi algılanıp zararları konuşulabiliyor.

İnternette bir araçtır sonuçta.

Bu hale gelmek belli bir sistemin sosyolojik gerçeğidir.Sanırım savaşmamız gereken internet değil, sistem olmalı herşeyden önce ve insanlar yüzyıllardır bu sistemle yapılan savaşı kazanamadıkları için yorgunlar ve umutsuzlar.

Böyle durumlarda araçlara kızmak ve onları kontrol altına aldığımızda herşeyin düzeleceğine inanmak işimize gelir.

Açıkcası Oya hanım son cümlenizi yada ona benzer duyguyu

" Duyarsız insanların arasında duyarlı bir insan olmak insanı o kadar yoruyormuş ki bunu bugün çok daha net anladım."

sizinle birlikte uzun zamandan beri duyuyor insanoğlu. Yeni bir şey değil yani, belki nicel olarak şu anda bunu hissedenler biraz fazla ama insanlar hep aynı serzenişte bulundular emin olun.

"Im Westen nichts Neues" yani;bildiğimiz anlamda, Erich Maria Remarque nün ünlü romanı gibi;

BATI YAKASINDA YENİ BİR ŞEY YOK




sanem ucar 20.12.2009

Arafta olmak....

Bencede güzel bir tanımlama:)

Arafta olmamayı becerebilmek çok zor değil aslına bakarsanız. Gerci konumumuz ister istemez bizleri Arafta olmaya zorlar gibi gözüküyorsa da kişisel tercihlerimizle buna karşı durabiliriz.

Herşeyin bağımlılığı olduğu gibi ne yazık ki internetin de bir bağımlılığı var ve işin ilk başlarında haklı nesnel koşullar yüzünden dağıtmış durumda olabiliriz.

Yorumlarımızı yaparken bu nesnel koşulların anlaşılması benim için önemlidir. Çünkü bir şekilde ne adına olursa olsun sebeplerdir davranışlarımızı oluşturan. Bu sebeplede davranışlara değil, onu hazırlayan sebeplere karşı durmak akıllıca olandır.

Bu anlamda Mithat ın yorumunu önemsiyorum. Bence çok doğru bir şekilde özetlemiş.İnternette canlı bir organizmadır.Onu insan davranışlarının dışında tutmak anlamsız olur. İşin suyunu çıkartmış olabiliriz önceleri ama artık çağımızın bir gerekliliğini içinde barındırması sebebiyle en doğru, en güzel hangi şekliyle kullanmalıyım sorusuyla vereceğimiz yanıt bizleri Araf tan çıkartabilir.

Bunu başarabilen insanlar tanıyorum.

Bunlardan bir tanesi sevgili dostum Alper Kaya dır. Burada ismini çok rahatlıkla kullanabileceğim kişilerden bir tanesidir.

Yıllardır ALS gibi bir hastalıkla mücadele ederken, yaşaması gerektiğinin bilinciyle bence interneti en doğru kullanan bizim kuşaklardan bir tanesidir.Arafta olmayanlardandır açıkcası.

Onun için internet, dışarıya açılan bir pencere olmanın dışında başkaları içinde bir yaşam bulabileceği bir olguya dönüşmüştür.Sanırım bu kişilik yapılarımızla da doğru orantılı. Yada yaşama bakış açılarımızla.

Kısacası bu aşk, doğru kişilerin ellerinde gelişip güzelleşebilecek bir şeydir de aynı zamanda.



Oya Tekin 11.01.2010

İnteraktif pazarlama ajansı Adinteractive, İnteraktif Türkler 2009 araştırma raporunu, 1948 kişinin katıldığı tamamen dijital bir anket yardımıyla şekillendirmiş yani Türkler’in internet tutkusunu araştırmış. Diğer bir değişle internet aşkını. :)

Türkler internete niçin giriyor?

Katılımcıların yüzde 75,4'ünü ağırlıklı 18-35 yaş aralığındakilerin, yüzde 67'sini üniversite düzeyindekilerin, yüzde 43'ünü de kadınların oluşturduğu araştırma sonuçlarına göre, internet ağırlıklı olarak, e-posta, IM (anında mesajlaşma) ve oyun amaçlı kullanılıyor.

Araştırmanın detaylı sonuçları ise şu şekilde devam ediyor.

Ankete katılanların yüzde 49,5'i her gün ortalama 5 saatin üzerinde internette vakit geçiriyorken, yüzde 25,1'i haftada 50 saatin üzerinde online oluyor.

İnterneti kullananlar içinde e-postayı kullananların oranın yüzde 83,9 olarak belirlenirken, katılımcıların yüzde 50'si sürekli bu hizmetten yararlandığını ifade ediyor.

İnterneti yüzde 91,3 oranında chat, sohbet amaçlı kullananların ise yüzde 48'i fırsat buldukça, yüzde 20'si akşamları, yüzde 16,6'sı ise sürekli olarak bu hizmetten yararlanıyor.

Sosyal topluluk siteleri kullanıcılarının oranı ise yüzde 57,9 olarak belirlenmiş. Bu kullanıcıların yüzde 40,3'i öğlen, yüzde 17,3'ü ise akşam saatlerinde bu siteleri ziyaret ediyor.

İş amaçlı interneti kullanan yüzde 47,3 oranındaki katılımcının büyük bir kısmı sürekli olarak internetten bu amaçla yararlanıyor.

Bilgi, haber alma amacıyla internet kullananların yüzde 35,9'u sürekli, yüzde 29,7'si fırsat buldukça interneti kullandığını belirtiyor.

Yüzde 67 oranına sahip olan, oyun ve eğlence amacıyla internet kullananların yüzde 49,7'si fırsat buldukça, yüzde 20,9'u ise akşam saatlerinde internetten yararlanıyor.

Araştırma sonuçlarına göre internet, ders/ödev, müzik dinleme ve indirme, film indirmek ve izlemek, arkadaşlık amaçlı da kullanılıyor.

Bankacılık işlemlerini internetten gerçekleştirenlerin oranı yüzde 35 iken, bu kullanıcıların yüzde 37,6'sı sürekli, yüzde 21,9'u sabah, yüzde 16,4'ü ise öğlen saatlerinde işlemlerini yapıyor.

Kamu hizmetleri işlemlerini internet üzerinden gerçekleştirenlerin oranı da yüzde 18,4 düzeyinde.

Blog kullanıcılarının oranı yüzde 12,7, forum kullanıcılarının oranı da yüzde 18,8. İnterneti ticaret amaçlı kullananların oranı yüzde 9,3 olurken, bunların yüzde 70'i sürekli olarak, yüzde 18,7'si ise fırsat buldukça bu hizmetten yararlanıyor.

Yüzde 33,4 olan internet üzerinden alışveriş oranının yüzde 62,6'sı sürekli, yüzde 13,5'i akşamları interneti bu amaçla kullanıyor.

Ankete katılan kullanıcıların arama motorları dışında en sık ziyaret ettiği adreslere bakıldığında ise Facebook birinci sırayı aldı.

Bu rapora göre durum Türkiye’de böyle. Değerlendirmesini sizlere bırakıyorum.




titus andronicus 12.01.2010

Vay be:)

Açıkcası böyle bir giriş yapacağımı hiç düşünmemiştim ama inanın elimde değil okuduğum zaman hem sonuçlar açısından, hemde son zamanlarda düşündüklerim sebebiyle "vay be" cümlesini kullanmadan edemedim.

Çok fazla bir şey değişmemiş...

Evet, değişmiş olabileceğini umuyordum.

Yani bir ülkede insanların % 91.3 gibi büyük oranı interneti hala chat amaçlı olarak kullanıyorsa söylenecek ne vardır artık....

Doğal olarak birinci sıraya yükselen facebook a da şaşırmamak gerekiyor.Çünkü facebook olumlu tarafları olmakla birlikte bu chat ortamını genele yayan en önemli merkezlerden bir tanesi.

Sosyal topluluk sitelerinin kullanıcılarının % 57.9 olması olumlu gibi gözükse de sanırım facebook ta bu sosyal topluluk sitelerinin içersinde algılanıyor insanlar tarafından.

Aslında o düzeye gelebilir, ama insanlarımızda büyük bir oranda değişiklik gerekmektedir.

İnsanların birşeyleri paylaşabilmek için birbirilerini tanımaları gerekmemektedir. Bir amaç uğruna bu paylaşımlar yüzünü dahi görmediğin kişilerle çok kolaylıkla yapılabilir.Ancak bu birinci sıraya yerleşen facebook un böyle bir amaca hizmet ettiğine artık inanamıyorum.

Gerçekten her yerde olduğu gibi son derece düzeyli ve kapasitesi olan insanlar orada da var, ancak toplumumuzun büyük bir çoğunluğu gibi bu kişilerin dışındakiler ne yazık ki o %91.3 lük guruba giriyor.

"Yaşadıklarımdan öğrendiğim şeyler var" demiş ya ozan aynı bu misal, gerçekten kaynak olabilecek kişilere ulaşmak varken insanlar yine Sanem hanım ın daha önceden söylediği gibi karşı cinsleri seçmeye devam ediyor.

Ve bunu yaparken edebiyat, resim,müzik kısacası sanat bir araç olarak kullanılmaya yine devam ediyor.

Sakın kusura bakmayın Sanem hanım, bu sıralarda sadece burada değil, hemen her yerde yazdığınız şeylerin gerçekleşiyor olmasını görmek acı vermeye başladı bana.

İnsanoğlu gerçekten farkında olmadığı büyük bir çıkmaz içersinde.

Bu aşk yok eder adamı:)



sanem ucar 12.01.2010

Evet bu aşk ın seneler önce yapılan kapsamlı bir araştırmaya çok yakın sonuçla günümüzü de işin içine almış olması düşündürücüdür.

Oysa bizler herşeyin değiştiğine inananlardanız. Doğrusu da budur. Ancak baktığımız zaman çoğu şeylerin değişmiyor gibi gözükmesi doğaya aykırıdır herşeyden önce.

Doğaya aykırı gibi duran bu sonuç değişimin gelişim olmamasının sonucudur.

Sonuçları okuduğum zaman şaşırmayı beklediğimi itiraf edeyim.Gerçekten bir ülke için internetin % 91.3 gibi ezici bir çoğunlukla chat amaçlı kullanılması üzücüdür.

Facebook un da birinci sıraya yerleşmesi şaşırtıcı gelmedi. Çünkü diğer chat ortamlarına göre bir üstün tarafı var facebook un. Bilgisayar başında beklemenize gerek yok.Bilgisayarınızın başına oturduğunuz herhangi bir zaman diliminde bu ihtiyacınızı birşeyleri paylaşmak adına kolaylıkla yapabiliyorsunuz çünkü.

Bazı konularda haklı çıkmak benim de hiç işime gelmiyor. Sanırım öğretmen olmanın hem avantajı hemde dezavantajı bu. İnsan davranışlarının kökenini biliyorsunuz.Benim dayanamadığım insana ait doğal olguların ört bas edilmeye çalışılması. İnsan doğasında karşı cinse karşı bir yakınlaşma vardır, bu yokmuş gibi bunu sanat adı altında bir çok şeyle paylaşıyor gözükmek komik duruma düşürüyor insanları açıkcası.

Kimse çıkıp ta kardeşim karşı cinsle beraber birşeyler paylaşmayı seviyorum diyebilecek yürekliliğe sahip değil.Bu yürekliliği gösterebilecek kişilere saygım var.

Çağımızın insanı için yalan olgusu öylesine doğal hale geldiki bunu da anlamakta zorlanmıyorum. Beyaz, pembe, mor adı neyse herşekilde söylenen yalan sonuçta yalandır. Ve yalan öncelikle kendimize karşı yalan söylemekle başlıyor. Daha sonra da meşru hale geldiğinde var olan ahlaksal kavramlarla bu yalanın üstü örtülüyor sadece.

e-mail olarak interneti kullanmak isteyen insanların yüzde ellisinin bu hizmetten yararlanıyor olması da bir hayli ilginç.Günümüzde e-mail özellikle o %91.3 lük kesime giren kişiler için anahtar görevi yapıyor aslında:)

Güzel bir araştırma, her sonuç bu büyük oranı ortaya çıkaracak cinsten.

Bir konu da Adan bey e hem katılıyor hem de katılamıyorum.

Benim paylaşım yapabilmem için yüzyüze temas esası oluşturuyor. Tanımadığım insanlarla paylaşım sizde beni yanlış anlamayın, yüzeysel olmanın dışında hiç bir anlam ifade etmediği gibi kendimizi iyi hissetmenin farklı açılımı diye düşünüyorum.

Kırk yılın birinde gerçekten koşullar nedeniyle yüzyüze gelmenin olanaksızlığıyla sanki yüzyüzeymiş gibi davrandığım kişiler karşımıza çıkabilir. Ama bu genel düşüncemi çok fazla değiştirecek bir oranı oluşturmaz.

Gerçekten hiç tanımadığım biriyle bir paylaşımım olamaz benim.

Teknolojiye bu denli meraklıyken, aslında büyük bir rahatlama anlamına gelen bankacılık işlemleriyle ilgili olarak halkımızın buna çok fazla yanaşmaması da düşündürücü aslında.

Güven duygunu zedeleyecek o denli çok şey yaşıyoruz ki aslında, neredeyse tamamiyle güvensiz bir yapıya sahip olduğumuzun kanıtlarından biri gibi bu sonuç

Tabikii sürekli olarak chat, yapan, duygu ve düşüncelerini bir şekilde saklayan, yalan söyleyen,aldatan bir toplumdan farklı bir sonuç gelmemeli...

Son söz olarak Oğuz Atay ın bir cümlesini kullanacağım.

"Durum vahim" "Beter olalım!"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.