2 Aralık 2011 Cuma

Radyo Günlerim




Gelişen teknolojiyle iletişim araçlarımız çeşitlilik gösterse de benim için radyonun yeri hep özel olmaya devam edecektir.

Çünkü radyo bir masal kahramanı gibidir benim için. Kendi hayal gücümü kullanmama izin verirken bilgilendiğim, güzel anlar geçirmeme sebep olabilen büyük bir kahramandır.

Türk halkının da yaşamında özellikle "radyo günlerinin" çok önemli olduğuna inanıyorum. Birlikte o küçücük kutudan çıkan seslerle renklendi dünyalarımız.

Dünyada ilk radyoculuk denemeleri 1920 yılı başlarında ortaya çıktı.Türkiye de de hemen hemen aynı yıllara denk gelen bir radyo geçmişimiz vardır. Ülkemizde ilk resmi radyo yayını 6 Mayıs 1927 tarihinde İstanbul Sirkeci’deki Büyük Postane’nin stüdyoya dönüştürülen üst katından gerçekleştirildi.1928 yılında ise Ankara Postanesi’nin alt katında Ankara Radyosu yayın hayatına başladı.

1928 yılında yapılan ilk sayıma göre nüfusu 13 milyon olan ülkemizde 2000 dolayında radyo alıcısı olduğu tahmin edilmektedir.

Kurulduktan sonra geçici olarak değişik yerlerde hizmet gören Ankara Radyosu 28 Ekim 1938 tarihinde Ankara-Sıhhiye’de özel olarak yapılan bugünkü binasına taşındı.

İstanbul Radyosu ise 19 Kasım 1949’da Harbiye’deki bugünkü binasında düzenli yayına geçti.

Aynı yıl İzmir’de Belediye tarafından kurulan radyo, yayın hayatına girdi.

1961 yılında Adana, Antalya, Gaziantep, Kars ve Van’da il radyoları kuruldu.

Başlangıçta Türk Telsiz Telefon A.Ş. bünyesinde olan radyoların yönetimi 1936 yılında PTT’ye devredildi. Ardından, 22 Mayıs 1940’da Matbuat Umum Müdürlüğü’ne, 26 Temmuz 1943’te Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü’ne, 1963 yılında ise geçici olarak Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’na bağlandı.

1960’lı yıllarda, Türkiye’deki toplumsal gelişmelere paralel olarak, radyoculuğun da yeniden yapılanması gereği ortaya çıkmıştı. 1961 Anayasası’nın 121. maddesi “radyo ve televizyon yayınlarının özerk ve tarafsız bir kurum tarafından yapılacağı” hükmünü içeriyordu. Bu gerekçeyle 1 Mayıs 1964’te çıkarılan 359 sayılı yasayla TRT (Türkiye Radyo Televizyon Kurumu) kuruldu. Böylece, Türkiye’de Radyo-TV alanında yeni bir dönem başlamış oldu.

Sonraki yıllar, teknik altyapının yenilenmesi, radyo kanallarının yeniden yapılanması, bölge radyolarının kurulması ve program planlamasının merkezi sisteme bağlanması gibi gelişmelerle Türkiye’de radyo yayıncılığının altın yılları oldu.

9 Eylül 1974’te Ankara, İstanbul, İzmir, Erzurum, Diyarbakır, Antalya ve Çukurova radyolarının katılımıyla Radyo 1 kanalı oluşturuldu ve 24 saat kesintisiz ortak yayına başlandı. 1 Ocak 1975’te Radyo 2 ve Radyo 3 kanalları kuruldu.18 Ekim 1987’de Radyo 4 hizmete girdi.

1980’li yıllarda, dünyada, yayıncılık teknolojisinde hızlı gelişmeler yaşandı. Buna bağlı olarak ülkemizde de 1990 yılından başlayarak çeşitli özel radyo ve TV’ler yayına girdiler. 20 Nisan 1994 tarihinde yürürlüğe giren 3984 sayılı kanunla bu durum yasal hale getirildi.

1998 yılında TRT bünyesinde başlatılan Yeniden Yapılanma çalışmaları sonucunda radyolarımızın yayın kimlikleri yeniden düzenlendi. Böylece; Radyo 1 Eğitim-Kültür, Radyo 2 (TRT FM) Popüler müzik, Radyo 3 Batı müziği, Radyo 4 ise Türk müziği kanalı oldu.



İşte böyle bir geçmişi var ülkemizdeki radyo günlerinin.

Tüm bu çalışmalar son derece önemli olmakla birlikte 1974 yılında kurulan radyo üç TRT Fm adıyla özellikle klasik batı müziği ve jazz müziğinde son derece değerli bilgileri aktarma ve yayınlama gibi bir misyonu üstlendiğinden benim tercih ettiğim kanalların başında geldi hep.

Birbirinden değerli yapımcıların özverileriyle tanımadığımız sanatçıları tanımak, dinlemediğimiz müzikleri dinlemek gibi gerçekten kişinin gelişmesinde oldukça büyük bir katkı sağlayan özelliği vardı.

Geçmiş zaman dilini özellikle kullanıyorum. Çünkü halkın yüzde 90 nının artık Klasik batı müziği ve jazz müziği dinlemediği gerekçesiyle bu kanal kapanmış durumdadır.

Gerçi TRT Genel Müdürlüğü, Radyo 3’ün kapatılacağına dair haberleri yalanlamaktadır. Hatta tam tersine bizlere daha kaliteli yayınlar sunmak amacıyla kanalı güçlendirmek ve daha geniş kitlelere yaymak için çalışmalar yapmaktaymışlar.

Kesinlikle kocaman bir yalan bu.

Çünkü TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin'in bu anlamda kamuoyuna yansıyan bildirisi vardır. Bildiri şöyle;

"TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, RTÜK tarafından yapılan bir araştırmayla caz ve klasik müzik yayınlarının dinlenmediğinin tespit edildiğini bu nedenle bu türde yayın yapan Radyo-3’ün 80 adet vericisinin başka radyo kanallarına dönüştürüldüğünü bildirdi.

CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın klasik ve batı müziği tarzında yayın yapan TRT Radyo-3’ün durumuna ilişkin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a ilettiği soru önergesi Şahin’in bilgi notuyla yanıtlandı. Şahin, RTÜK tarafından 1-15 Aralık 2009 arasında yayımlanan “Radyo Dinleme Eğilimleri-2” başlıklı araştırmaya göre nüfusun yüzde 96,2’sinin caz müziğini, yüzde 92,3’ünün klasik müziği, yüzde 82,2’sinin ise yabancı rock müziği dinlemediğinin belirlendiğini anımsattı. Şahin, “Bu nedenle, dinleyici eğilimleri ve kurumsal ihtiyaçlar doğrultusunda son üç yıl içerisinde yaklaşık 80 adet Radyo-3 vericisi yeni açılan TRT-Türkü, TRT-Nağme, TRT-Radyo Haber ve Kürtçe yayın yapan TRT Radyo-6 kanallarına dönüştürülmüştür” dedi.

Şahin, şunları kaydetti: “Radyo-3 kanalı, en az tercih edilen müzik türlerinde yayın yapması nedeniyle en az dinlenen radyo kanalımız olmuş, ancak buna rağmen kamu yayıncılığı bilinci ve sorumluluğu gereği uydu ve internetin yanı sıra dinlenme potansiyelinin görece yüksek olduğu nüfus yoğun illerde ve sahil kesimindeki turistik bölgelerde toplam 23 vericiyle, yayını 24 saat devam ettirilmektedir.” Şahin’in bilgi notu, Radyo-3’e ait vericilerin son 3 yılda yüzde 80 oranında azaldığını gösterdi.



Klasik müziğe iki saat


Şahin, bilgi notunda şunlar kaydedildi: “Kanalın yayın planında haftalık olarak pop müzik yayını 2015 dakika, klasik müzik yayını 125 dakika, rock müziği yayını 120 dakika, batı müziği yayını 120 dakika, caz müziği yayını 150 dakika, opera bale yayını 110 dakika olarak gerçekleştirilmiştir. Yıllık dağılım oranları ise, pop, rock, klasik, batı müziği, caz, opera-bale yüzde 26,2, Halk Müziği yüzde 27, Sanat Müziği yüzde 27 ve diğer programlar yüzde 19,8 olarak gerçekleşmektedir.”

Bu son derece önemli istatistiksel sonuçları elde eden yetkililerimiz ve verilerden yararlanarak bunun nedenlerini araştırmak yerine yayın saatlerini kısaltmak ve neredeyse yok etmek anlamına gelen bu uygulamayla halkın her anlamda cahil kalmasına hizmet etmekten başka bir şey yapmamaktadır.

Dinleyici eğilimleri baz alınarak gidilen sonuçta unutulan bir çok farklı nokta var.

Unutulan bu noktalar uzun bir konu olacağından şimdilik bu konuya girmeyeceğim.

"Zevkler ve renkler tartışılmaz " diyerek yıllardan beri kişinin seçimlerini tartışmaktan yana olmayan zihniyet bilmelidir ki; zevkler ve renkler tartışılır.

Zevk haline gelebilmesi için her hangi bir olgunun uzun bir süreçten geçildiği unutulmuşa benziyor. Gittikçe arabeskleşen yaşam tarzımızla seçimimizin bu yönde olacağı kabul edilir. Kabul edilir edilmesine de dört bir taraftan salgın bir şekilde yayınlanan anlamsız müzikler bir süre sonra alışkanlığa ve daha da sonra beğeniye ve zevke dönüşür.

Halk neden klasik müziği yada jazz müziğini dinlemiyor? diye bir soru sorabilmek için, müziğin kişinin gelişimindeki rolünü fark etmek gerekir. Ve toplumu oluşturan kişilerin düşünebilen ,irdeleyebilen , kendini ifade edebilen kişilere dönüşmesini istemek.....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.