13 Temmuz 2012 Cuma

Benim Meskenim Dağlardır




Hemen herkes bir şeylerden şikayetçi. Şu ana kadar “ ben hayatımdan memnunum “ diyen biriyle karşılaşmadım. Bizleri kızdıracak, üzecek yada huzursuz edecek onlarca olay ve kişilerle yan yana yürümekteyiz yaşam denilen yolda. Peki insanoğlu bunlara ne kadar dayanabilir? Ya da bunlara dayanmak zorundamıdır?...

Sevgili annemin bizler gençken ne yaptığımızı unuttuğum ama onun bizlere kızgın olduğu andaki duygu aktarımını hatırlıyorum;

“ Dağlara çıkacağım “ demişti.” Etrafımda hiç kimsenin olmadığı , kimseyle konuşmak zorunda kalmadığım, kimsenin sesini duymak zorunda olmadığım ,yalnızlığımla mutlu olduğum dağlara çıkacağım”…….

Benim meskenim dağlardır.. diye boşuna söylememiş Sabahattin Ali….

Türk edebiyatının yaşananları abartmadan, büyük laflar etmeden, tam tersine yumuşacık bir anlatımla dile getiren büyük edebiyatçısı.Yaşantımızda büyük yer tutan “keşkelerin “sıkça tekrarlandığı bir yaşam girdabında ne kadar yalın bir dille anlatır insanoğluna ait tüm serüvenleri.

Sevgili annem de o yumuşaklıkla dile getirmişti bıkkınlığını. Öylesine sevecendi ki aynı zamanda kendisine has o komik tarafları da eklemeyi ihmal etmemişti öfkesine…

“ Dağlarda ayılar vardır belki ama hiç olmazsa bal getirir… “

Başım dağ, saçlarım kardır,
Deli rüzgarlarım vardır,
Ovalar bana çok dardır,
Benim meskenim dağlardır.

Şehirler bana bir tuzak;
İnsan sohbetleri yasak;
Uzak olun benden, uzak,
Benim meskenim dağlardır.

Kalbime benzer taşları,
Heybetli öter kuşları,
Göğe yakındır başları;
Benim meskenim dağlardır.

Yarimi ellere verin;
Sevdamı yellere verin;
Yelleri bana gönderin;
Benim meskenim dağlardır.

Bir gün kadrim bilinirse,
İsmim ağza alınırsa,
Yerim soran bulunursa:
Benim meskenim dağlardır

Bu şiirini okumuştum anneme . Artık öfkesinden midir, yada başka bir nedenle midir? bilinmez gözyaşlarıyla dinlemişti şiiri.

Şimdilerde ise başka bir moda var artık. Zamana adapte olabilmek… Hepimiz olmasa da çoğunlukla içimizi sıkan ve bizleri daraltan sıkıntılarımızın neler olduğunu bilmekteyiz. Ancak onu düzeltmek ve yeniden yapılandırmak elimizde olmayabilir.Bir şekilde hızla değişen dünyalarımıza adapte olabilmeyle doğru orantılı olarak gelişen bir mutluluk anlayışı verilmeye başlandı hepimize.

“Ben yeni bir öğretmen olabilirim ama tüm yaşamım anne ve babamın öğretmen olmasıyla okul ortamında geçti”.. diye söze başladı genç öğretmen”.

Anne ve babamın zamanındaki öğrencilere bakıyorum da, onların o zamanlarda sahip olduklarından çok daha fazlasına sahip olmama rağmen onların başarabildiklerinin hiç birine sahip değilim şimdi”
diye sözlerine devam etti.

“ Bu mesleği bu koşullarda sürdürebilmem imkansız gibi gözüküyor , keşke ya şimdiki çocuklar o zamandakiler gibi olsa yada ben o zamanlarda öğretmenlik yapsam “ diye sözlerini noktaladı.

Hafifçe gülümsedim oturduğum yerden. Mesleğe başladığım yılla bugünün arasına öylesine farklı öğrenciler gelip yerleşti ki. Her yıl kendine benzer özellikler taşıyan insanlarla dolu . Eskiden çağlar 100 yılla yeniden oluşurmuş belki ama artık günümüzde her yıl yeni bir çağ. “Keşke “ lere ayıracak zamanımız yok. “Keşke “ lere takılıp kaldığımızda zaman durmuyor ne yazık ki. Zaten zaman hep bildik hızıyla devam ederken kaybeden bizler olmuyor muyuz?

Ama bir tek şeye karşıyım. Bizlere verilmeye çalışılan adapte olmanın rüzgârına karşıyım.Eğer olayların ve gelişmelerinin neden sonuç ilişkisini kurabiliyorsan kendi dünyanda, sarsılman başkalarına göre daha az sancılı olurken,kendin gibi kalarak, olup bitene seyirci kalmadan, anlamakla, daha huzursuz bir yön bulabiliriz diye düşünmekteyim.

Kendi pencerelerimizden baktığımız oranda küçülttüğümüz dünyamızda “ keşke “ler hiç bitmeyecektir. Mutluluğun sihirli formülü değildir elbette bu yazdıklarım ama daha az mutsuz olmanın cevabını içinde barındırdığını sanıyorum.Belki de yanılıyorum… Kimbilir?.....

Bildiğim Sabahattin Ali' nin bana iyi geldiği.


"Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hâlâ kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz. Herkes tabii olanı kabul eder, ortada ne hayal sükûtu, ne inkisar kalır… Bu halimizle hepimiz acınmaya layıkız; ama kendi kendimize acımalıyız… Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki, ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur…"

Kürk Mantolu Madonna'dan...

2 yorum:

  1. Çok iyi geldi yazın canım.. Bu sıcak ve stresli lanet günde adeta bir dağ esintisi içimi okşadı, ruhum serinledi.. Teşekkürler..

    YanıtlaSil
  2. Söylenecek her söz yazılacak her harf eksik kalır....

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.