24 Eylül 2013 Salı

Ümran Ersin- Bir Haziran Güzellemesi

 

"Nasıl bir ülkede yaşıyoruz?" sorusunun yanıtları bana göre  muhteliftir. Olumsuz şeyler söyleyebilme olasılığımız kadar olumlu şeyler söyleyebilme olasılığımız da var.

Bu yıl haziran ayına farklı bir şekilde girdi bu ülke. Olup biteni kendi çabalarımızla anlamaya çalışırken içimizi burkan olaylarla birlikte yüzümüze gülümseme yayan davranışları da hep beraber izledik. Ama herşeyden önemlisi kaybettiğimiz "umut" olgusunun farklı bir şekilde yeşermesine tanık olduk. Herşeyden umudumuzu kestiğimiz bir anda gençlerimiz farklı bir ses ve tını yaydı etrafa.

Eylül ayını bitirmek üzere olduğumuz şu günlere gelene kadar ise bir çok şey yazıldı ve çizildi. Bu yazılanlardan bir şiir var ki gerçekten harika bir özet olmanın dışında beraberinde getirdiği lirizmle de benim için farklı bir yere oturdu.

1957 Gaziantep  doğumlu Ayşe Ümran Ersin'e ait "Bir Haziran Güzellemesi " adlı bu şiiri paylaşmadan önce bu dizelerin sahibini kısaca tanıtmak istiyorum.

1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat fakültesi Felsefe bölümünü bitirdikten sonra felsefe öğretmeni olarak 22 yıllık bir çalışma sürecinden geçen şairimizin , şiirlerinin  yanında deneme ve  öyküleri  2005 yılından beri   Varlık, Yasakmeyve, Lacivert Öykü ve Şiir dergisi, Sincan İstasyonu, Kıyı, Alaz, Damar, Her Şeye Karşın  Sanat, Şiiri Özlüyorum, Türk Dili Dergisi, Özgür Edebiyat, Ünlem Sanat, Akatalpa, Kurşun Kalem Dergisi, Evrensel Kültür dergilerinde yayımlandı.

İlk şiir kitabı "Gün Lekesi "ise Hayal yayınlarından 2010  yılında çıktı

Karşıyaka Belediyesi tarafından düzenlenen Homeros Edebiyat ödülleri 2012 çerçevesinde düzenlenmekte olan Tarık Dursun K. Hikaye yarışmasında    “Mebruke “ adlı öyküsü Jüri Özel Ödülü aldı.





Bir Haziran Güzellemesi
(somuttan soyuta soyuttan somuta)


 -komiktik  hem çok komik

bilendik direndik

hem eğlendik hem öldük-



öylesi bir ilkyazdı yaşam yorgunu üstelik

öncesi ve sonrası anlarsınız işte hep aynı

sıradandı öğlenin üzerleri esneyen akşam altüstleri

yalnızca kelebekler gülümser  güllerinse arılarla seviştiği

hazin ve oldukça neşeli

güvertesidir  kalbimizin bundan böyle orantısız haziran



yalan dolan talan

hazırdık kanmıştık suyun her tür akışına

dar kaldırımlara sıkışmış yüreğimiz nasıl da ayırt etmedik

taşları aralayalım dedik birkaç çiçek nota fidan

bizi vurdular uyurken sis gaz  su mermi

kırıp kabuklarımızı  fırladık hepimiz yavruyduk

hep birlikte havalandık artık haziran serçeleriydik



toma mermi biber gazı

kustuk öğürdük düşüverdik çiğnendik

ezildik bayıldık düştük kırıldık

çivili sopalar somut

yuvarlandık yuvarlandı çıkıverip gözlerimiz yerinden

vurulduk  öldük

ah henüz çok gençtik kalleşçe kıydınız bize

bu benim kentim benim meydanım yaşamdı alanım

dedim diye kıydınız

olmayan kolum bacağım gözlerim

olmayan cansız bedenim

her biri armağan her biri artık Taksim

ama siz böylesi armağanlara alışık değilsiniz

rüyalarınıza  konuğum bundan böyle beni iyi ağırlayınız

Tanrı misafirini yoksa siz hiç sevmez misiniz



ah henüz çok erken

ah ne zaman öldüm ben

anısızlığımızı bir çukura koyuverdiler

sen artık öldün dediler

gelip dua ettiler ağladılar hınçlandılar gözyaşlarını bırakıp gittiler

hiç görmediğim tanımadığım ne çok arkadaşım varmış dedim meğer



tweeAT faceBAK  interBED bilişSEN

dünyanın bütün bilişimcileri bilişin

ağlarınızı ördükten sonra yapıştırıp sarkıtın

dağılın lan’lı tekme ve sopalara karşı

-komiktik hem çok komik

bilendik, direndik

hem eğlendik hem öldük



barış’ım umut’um sevgiye gökkuşağıyım

yani elle tutulur gözle görülenim artık

oysa beni sanal bi addan aradınız

çok komiksiniz peki ama siz neden gülmüyorsunuz



ah biz çok fırlama çocuklardık siz bizi böyle bilmezdiniz

arka balkonda unutulan eşya sandınız

herşey ne çok ciddi ne çok katı ve asık suratlı

herşey her yerde dikenli tellerle ayrılmış

ah biz bunlara kahkahalarla gülüyorduk

telleri ellerimiz kanayıncaya kadar ayırırken

elimizdeki kanlara bakıp da gülümsüyorduk



oysa bizim ellerimiz hep yeşil

bir bilseniz nereye dokunsak yemyeşil

balonlar ıslıklar şarkılar

hangi kurumuş kente baksak

dört yanı çavlan olur akarsu olur

sularında kanatlı balık

ister uçar ister yüzer

yer gök sınırsız

böyle de masalsıydı yüreğimiz

böylesi binbir renk şarkılarımız

kime elimizi uzatsak

yıllardır sanki aynı dansı yapmaktayız

kime elimizi uzatsak

her biri ayrı nota

her notanın ucu rengârenk balon

ah biz dünyayı ne de güzel balonlarmışız meğer



kestiler bu güzel masalın her bir yerini

şaşkındık çocuktuk neşeliydik

üstelik bu devlet oyununda ne de oyunbazdık

dilimizi çıkartıp kask cop biber gazına

dalgamızı geçiyorduk acıdan kıvransak da

taş yerine gülmeceydi silahımız



şaşkındık çocuktuk neşeliydik

ama öldükse ama kör de olsak kopsa da kolumuz bacağımız

yarılsa da kafamız suratımız

kesildikçe direngindik tırmalandıkça bilenen

onlar hala eski masalları eski model tvlerde dinlerken

kendi yarattıkları oyunları hayranlıkla izlerken

-ama bi dakka narsist olmak ayıptır beyler-

meydanlarda en yeni sözleri yeşertecek olan biz

sınırların yasakların karşısında bir sap karanfiliz biz



                                                                      

Ümran Ersin

 (Varlık, Ağustos 2013)












Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.