25 Aralık 2013 Çarşamba

Bilinmeyen Kod



“Gündelik yaşamın karmaşasını gösterebilmek için uğraşıyorum. Çünkü,  belirsizliklerle dolu. Örneğin insancıl bir jestte bulunduğunuzu sanırsınız ama bu jestiniz, çok olumsuz sonuçlara neden olabilir. Ben, cevapları verebilmek için değil, doğru soruları sorabilmek için varım. "

Haneke, hem kendini hem de filmlerini anlatmak için böyle bir cümle kurmuş. Filmlerini severiz ya da sevmeyiz bilmiyorum ama ben sevenlerden biriyim. 2000 yılında sinemalar da gösterime giren Bilinmeyen Kod filmi de asla unutmadığım filmlerinden biridir.

Film bir çok anlamda çok önemli konuları içinde barındırır. Çağımızın en büyük sorunları çocuk istismarı, evsiz insanlar, ırkçılık, yabancılaşmak, ruhunu yitiren gerçeklik, tükenen insanlık, gibi iç içe olduğumuz ama ifade edemediğimiz bir çok duygu ve düşünceyi bir film süresi içersinde gözlerimizin ta içine bir kez daha sokar.

Kendimize göre kurduğumuz yine kendimize göre dengeli yaşamlarımızda kendimizle yüzyüze gelmemizi sağlarken  filmin kurgusunu öylesine güzel kurar ki,  yanıbaşımızda seyrederken farkına bile varamadığımız çoğu şey bizimle keşişme noktası oluşturduğunda , ki mutlaka oluşur, ortaya çıkanlar  sarsıcıdır. İnsanların yetersiz de olsa kurduğu iletişimi görsel olarak ortaya koymaya çalışırken dünyanın en modern şehirlerinde bile duyulabilen yalnızlığı nefis bir biçimde sunar.

Kimsenin kimseyi gerçek anlamda anlayamadığı bu vahşi dünyayı sinema sanatıyla anlatım biçimi mükemmeldir.

Kendimizi anlatmak için istediğimiz kadar yüksek sesle konuşsak hatta bağırsak bile kulakların sağır olduğu bir dünya da belki de kendimizi anlatabilmenin bir yolu kodlanmış davranışlarla insanın beyninde bir  çengel oluşturarak kendimizi anlatma biçimimizi de gayet güzel bir şekilde ortaya koymuştur.

Bir kaç gün önce bu film yeniden aklıma geliverdi. Sekiz yaşında ilkokul ikinci sınıfa giden bir öğrencimin sorusuyla...

"Ben geçen hafta okulda değildim neden gelmedim biliyormusunuz? " diye soruverdi.

Hayatın keşmekeşliği ve yoğunluğu arasında haftada bir saat dersinin olduğu bir sınıfta bir öğrencinin yokluluğunu hissedebilmek beceri ister ama neden gelmediğini bilmek ise ayrı bir beceri.

Sorusuna yanıt vermemi beklemeden cevabı kendisi verdi.

Hemen bacağını göstererek morarmış bir yeri gösterdi ve "düştüm " dedi. Tam geçmiş olsun demek üzereydim ki sözlerine devam etti;

"Haa bir de annem öldü"....

İşte bu sözleri duyduğumda Bilinmeyen Kod filmindeki sahne bitimlerinin sonundaki sahne karartması gibi bir karanlık oluştu gözlerimin önünde ve beynimde binlerce çengel...

Annesinin bir buçuk sene önce denize dalarken yaptığı ters bir hareket sonucu boyundan aşağısının felç olduğunu ve yaşamını yatarak sürdürdüğünü biliyordum, ama bildiklerimin hepsi buydu.

Yeni bir sahneye geçemedim açıkcası. Yaşam filmlere benzemiyor bazen. Hala kulağımda öğrencimin son cümlesi ve etrafa gösterdiği hiç bir şey olmamış gibi yaşama kaldığı yerden devam etmesinin sancısındayım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.