11 Ocak 2014 Cumartesi

Sound of Noise



2010 yapımı Ola Simonsson ve Johannes Stjärne Nilsson tarafından yazılıp yönetilen İsveç-Fransız filmi gerçekten izlememiş olanlar için kaçırılmış filmlerden biri.Ülkemiz de de film festivalleri kapsamın da gösterilen film hakkında olumlu eleştiriler kadar olumsuz eleştiriler de var. Hemen belirtmem gerekirse ben çok beğenenlerdenim. Hatta şimdiye kadar izlemediğim için hayıflananlardanım.

Filmle ilgili düşüncelerimi açıklamadan filmin künyesini vereyim;

Vizyon Tarihi: 29 Temmuz 2011

Yapımı :2010 - Fransa ,  İsveç

Tür : Dram ,  Gerilim ,  Komedi ,  Müzikal ,  Romantik ,

Süre: 102 Dak.

Yönetmen : Ola Simonsson,  Johannes Stjärne Nilsson

Oyuncular :
Anders Vestergard ,  Peter Schildt ,  Ralph Carlsson ,  Björn Granath ,  Bengt Nilsson

Senaryo : Ola Simonsson ,  Johannes Stjärne Nilsson ,  Jim Birmant

Yapımcı : Kim Magnusson ,  Olivier Guerpillon


Filmin kısaca konusu;


Polis memuru Amadeus Warnebring oldukça ilginç bir olayın pençesinde kendisini bulurken, araştırdığı konu şimdiye kadar hiç karşılaşmadığı oldukça garip olaylar örgüsüdür.Şehri orkestra olarak kullanan altı davulcudan oluşmuş anarşist grup kendilerince bir plan yaparak tüm şehirde o an a kadar kimsenin aklına gelmediği materyallerle müzik yapmalarıdır.

Alışagelmiş klasik müzik ritüellerini hiçe sayarak şimdiye kadar kimsenin aklına gelmeyen materyallerin ve alışagelmiş kuralların dışında müzik yapmaktan başka bir amacı olmayan grup doğal olarak kimse tarafından anlaşılmayacağı gibi çevreye yaşattıkları sorun sebebiyle de suçlu konumuna düşecektir.

Ve bu grubu eylemlerinden vaz geçirme aynı zamanda yakalama görevi, anne baba ve erkek kardeşi müzisyen olan ancak kendisi polis olan Amadeus Warnebring' e verilecektir.


Öncelikle ben filmin bir çok sahnesinde kahkahalarla güldüm. Gerçekten senaryo öylesine güzel yazılmış ki, filmin yönetmeni mutlaka klasik müzikle ilgili olarak bir çok bilgiye sahip bir kişi izlenimini uyandırıyor. Ancak filmi müzikal olarak değerlendirmemek gerekir. Hatta müzikalle yakından uzaktan ilgisi yok. Müzik ve müziğin bir çok özellikleri bir arada kullanılarak yaşama yapılan çok ince bir eleştiri. İşte bu sebeple müziği çok iyi bilen bir yönetmen ve senaristle karşı karşıyayız.

Filmi anlatacak değilim ama filmi izleyenlerle paylaşacağım bir çok müziğe ait paylaşımlarım olacaktır.

Müzik tarihçileri arasında; "müzik ne zaman başlamıştır? " sorusuna verilen cevaplarda çok farklı görüşte olanlar vardır. Müziğin üç ana olgudan oluştuğunu göz önüne alırsak; Ritim, melodi,armoni üçgeninde evren var olduğu andan itibaren bu üç ögenin var olduğunu savunan bazı müzik tarihçileri müziğin başlangıç noktasını evrenin oluşumuyla bir tutar.

Çok yanlış bir düşünce tarzı değildir. Evrende duyduğumuz ya da duymadığımız herşey ritimseldir mesela. Birim zaman içersinde gece-gündüz oluşumu, mevsimlerin oluşumu hepsi düzen içersinde bir ritimsel özelliktir.

Dünya üzerinde duyduğumuz canlılara veya nesnelere ait her ses melodinin özelliklerini içinde barındırır. Duymasak bile mavi gezegen evrendeki yerinde dönmeye devam ederken evrene bir ses yayarak döner. Bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre dünyanın dönme esnasında çıkardığı ses, "Si " notasıdır.

Aynı anda dalgaların sesiyle, rüzgarın sesini duyduğumuz doğa dengesinde bu bir armoni oluşturur. Tüm bunları bir araya getirdiğimizde müzik, evren var olduğu andan itibaren vardır düşüncesinde olan müzik tarihçileri yanlış düşünmüyor demektir bu.

Bazı müzik tarihçileri de bunu doğru bulmakla birlikte, müzik tarihinin geçmişinin bu denli eskiye dayanmadığını savunur. Geçmiş uygarlıklara ait bulunan müzik çalgılarına benzer nesneleri çalgı olarak bile değerlendirmeyen müzik tarihçileri vardır.

"Amma saçmalıyorlar, bal gibi çalgı aletleri onlar, eski dönemlere ait davullar, flütler müzelerimizi süslerken bunu ret etmek te ne demektir?" deyişinizi duyar gibi oluyorum. Açıkca itiraf edeyim ben de bu saçmalayanlar grubuna girenlerdenim.

Eski dönemlere ait bulunan tüm çalgılar öncelikle, doğa olaylarını algılayamayan ve bu sebeple doğadaki hemen herşeyden korkarak doğaya tapan ona kurbanlar veren ve kendi düşünce yapılarıyla kötü ruhları kovmak için yaptıkları bu nesneler çalgı olarak asla ele alınmamalıdır. Bunların çalgı olabilmesi , bu duygu ve düşüncelerden uzak, insanın içindeki duygu ve düşünceyi ifade edebilmek için iç ses olarak kullanılmaya başladığı andan itibarendir.

Ve müzik tarihi bu anlamda insanın öncelikle  konuşma sesinden başka bir sesi daha olduğunu keşfedip kendi sesini bir melodi gibi kullanmaya başladığı andan itibarendir müziğin başlama tarihi ve bu da çok uzak bir tarih değildir. Yani evrenin var oluşuna kadar asla uzatamayız.

Filmimiz de de bu altı anarşist müziğin sınırlandırılmış yapısında müziğin aslında var olan çevresinden çok daha geniş bir çevreye sahip olduğunun inancıyla müziğin başlangıç tarihinin evrenin oluşumuyla birlikte var olduğuna inanan  müzik tarihçilerine benzer bir görüşle hareket ediyorlar.

Film de klasik müzisyenlerinden Haydn özellikle seçilmiş gibi duruyor. Bu anarşist gruba katılmadan önce bir senfoni orkestrasında timpani çalan bir eleman, Haydn'ın  senfonisinde sadece bir notası olan timpaniye vurması gereken yerde şef tarafından yanlış çaldın diye eleştirilirken, ister istemez sinirlenerek davul öyle çalınmaz böyle çalınır şeklinde bir soloyla klasik müzik tarihine de çok ince bir eleştiri getiriyor aslında.

Gerçekten bu filmde Haydn neden kullanılmıştır? Onun yerine Mozart, Beethoven kullanılmazmıydı?

Kesinlikle hayır...

Haydn büyük bir bestecidir. Çok ta üretkendir. Klasik müzikte en fazla senfoni yazan müzisyendir. Bu sebeple Senfoni Babası diye isimlendirilir. E dile kolay 104 tane senfonisi var. Beethoven 9 , Mozart 41 senfoni yazmıştır.

Ama Haydn'ı büyük yapan başka özellikler de var. Klasik müzik dönemi Haydn'la başlar. Ondan önceki dönemler Barok dönem olarak adlandırılır. Haydn genel adıyla Klasik Müzikte öylesine büyük değişiklikler yapmıştır ki bugün bile ve yarın da kullanılacak  müziğe ait tüm kurallar Haydn tarafından oluşturulmuştur.

Örneğin ondan önce şef diye bir kavram yoktu. Orkestradan birine bu görev verilir ve o kişi şef görevini kendi çalgısını çalarken bile olduğu yerde  yerine getirirdi.

Bazı çalgılar, özellikle gitar, ses yüksekliği olarak diğer çalgılar kadar güçlü olmadığı için Haydn tarafından orkestra dışı bırakılmıştır. Büyük bir devrimdir bu. Baş taçı bir çalgıyı her şeyi göze alarak sen artık orkestra da yoksun diyorsun. Rock müzikçiler Haydn'ı pek sevmez doğal olarak.

Aynı şeyi piyano içinde yapmıştır. Piyano ses yüksekliği çok fazla bir çalgıdır ama kendi başına bir orkestra olduğu için onu orkestra içinde yer alması diğer çalgılar için doğru olmadığından piyano da orkestra dışına Haydn tarafından itilmiştir. Ama biz piyanistler Haydn'ı severiz. Çünkü doğru bir seçimdir. Tam tersine piyanoya değer kazandırmıştır.

En önemli katkısı orkestraya hiyerarşik bir düzen vermesidir. Müzik asla demokrasiyle yapılacak bir şey değildir. Müzikte kurallar olmadan yapılacak herşey ses olarak kulaklarımızla birlikte ruhumuza anında yerleşeceğinden en doğru ve en güzeli yaratmak adına tepeden tek kişiyle başlayan ve gittikçe büyüyerek genişleyen o ataerkil üçgen piramitin müziğe yerleşmesini sağlayan kişidir Haydn.

Filmin senarist ve yönetmeni bu müzikle ilgili gerçeği çok iyi bildiklerinden bunu filme yerleştirme esnasında gelişecek olayları inanılmaz bir zeka örneğiyle ortaya koymuştur.

Filmdeki anarşist gurup üyeleri klasik müzik eğitimi almış kişiler . Ancak müzik eğitiminin bu aşırı katı kuralları sebebiyle yapmak istedikleri farklı müziğe izin vermeyen eğitim sistemiyle yol alamayacaklarını bildiklerinden kendi seslerini duyarabilmek için çıktıkları yolda simge olarak kullanılacak isim Haydn'dan başkası olamazdı.Klasik müzik eğitimi adımını attığın anda yasaklar ve katı kurallarla iç içedir.

İşte bu katı eğitim sisteminden geçmiş biri olarak bu altı anarşist kişiyi çok iyi anlıyorum. Sadece müzikte mi bu sınırlar vardır ve  yapmak isteyip te yapamadıklarımızı engeller? Elbette tüm yaşam kendi ritmimizi yaşamak ve yaşatmak isterken benim ritmimi yaşa ve yaşat diyenlerle dolu değil mi?

Ve bu filmde müzik bir araç olarak kullanılırak içimizdeki ben i, olması gerektiği gibi yaşanıldığında hissedeceklerimizle gülümseyen ve gülümseten gözlerle bizlere aktarıyor.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.