6 Nisan 2014 Pazar

Kırkikindi Yağmurları





"Nisan, nisan yağmurlarıyla gelmedi..."

"Bir şey mi dediniz?" dedi kadın sesin geldiği tarafa dönerek.

"Evet, nisan diyorum, nisan yağmurlarıyla gelmedi."

Bir an için cevap verip vermeme konusunda kararsızken konuşmasına devam ediyordu kadın;

"Benim çocukluğumda kırkikindi yağmurları diye yağmurlar yağardı nisan ayında. Sokakta olduğumuz anlarda birden bire ansızın gökyüzünden ince ince yağan yağmurdan kaçmak için saçak altlarına kaçardık.

Çok kısa sürerdi bu yağmurlar. Gelip geçerdi yani. Sonra güneş tekrar gökyüzünde belirdiği anda saçaklardan çıkıp kaldığımız yerden oyunlarımıza devam ederdik.

Şimdiki aklım olsa o saçakların altına asla kaçmazdım."

"Islanmayı mı tercih ederdiniz?"

" Gel buna ıslanmak demeyelim. Yüzünü gökyüzüne çevirmek ve gökyüzünden inen damlaların yüzünle buluşmasına izin vermek diyelim istersen" diye yanıtladı kadın soruyu.

Kısa bir sessizliğin ardından konuşmasını sürdürdü.

"Her şey çok değişti biliyorum. O yağmurlar artık yok, kırk gün boyunca aynı saatte yeryüzüne inecek damlalar terk etti bizleri ama nisan ayı yağmurla gelseydi iyiydi. Nisan, nisan yağmurlarıyla gelmedi."

Hiç tanımadığı yan masadaki kadınının ulu orta ortaya attığı cümlelerin tam ortasında nasıl davranacağını ve ne söyleyeceğini bilememenin garip tedirginliğini hissediyor olsa da merak etmişti ve dayanamayıp sordu;

" Bu kadar önemli mi bu nisan yağmurları?"

"Ah!!" dedi kadın gülümseyerek.Ve kendi kendine konuşmaya benzer kısık bir sesle tekrarladı.

"Önemli mi? "

"Hiç düşünmedim önemli olup olmadığını. Nisan, nisan yağmurlarıyla gelseydi güzel olurdu diye düşündüm bir an.İnce ince yağsa ve yüzlerini göğe doğru çevirse insanlar, yağmur sularının berraklığında yıkansa yüzlerimiz fena mı olur?

Genellikle suratsız olur insanlar sabahları kalktıklarında. Bir oflama bir puflama sürüp gider hemen her evde. Oysa ben çok neşeli olurum.Farkında olmadan dökülüverir dudaklarımdan ezgiler. Zaman ilerledikçe ise boğuklaşır sesim. Sıcaksa daha bir sıcak,soğuksa daha soğuk olur hava, boğar insanı ya da ısırır. İşte o zamanlar bir kır kahvesinde çayımı yudumlarken hayal ederim kendimi. Ilık ılık düşen nisan yağmurlarını düşünüp yüzümü göğe çeviririm. Çocukluğumun o mis kokan toprak kokusunu duyar, gülümserim.

Bilir misin, çocukluğumun bozkırında telgraf direkleri vardı ve oraya tünemiş minicik serçeleri seyretmeye doyamazdım. Şimdiki çocuklara benzerdi. Sürekli yer değiştirip dururlardı tellerin üstünde. Öylesine bir hareketlilik ki yaşamın doğal ve estetik hareketliliğiydi belki beni onlara çeken. Şimdi boğulur gibi hissediyorum kendimi bu büyük şehirde. İnsanlar düzensiz bir karınca kalabalığında.Nefes alma da zorlandığımda kırkikindi yağmurlarının rutininin dindiği o anda coşkuyla oyunumuza koşan adımlarımızın seslerini duymaya çalışır, yine gülümserim. Ne kadar umarsız ve kendine özgü saflığı vardı o koşturmalarımızın.

Henüz duygularımızı ve düşüncelerimizi tanımlamalarla daraltmadığımız dünyamızda; özlemdi, hasretti, ihanetti,sevgiydi, belki aşktı her duyguyu içimizde hissederken ama anlamlandıramazken  çocuksu kırılganlıklarımızla dünyanın sonunun geldiğine inandığımız bir anda , hasretlerin, özlemlerin bittiği, kavuşmaların ,sevinçlerin yaşandığı, mutluluk kahkahalarının sesleriydi o ince ince yağan yağmurun sesi.

Her şeyden önce bereketti.Bilirdik bahçemizdeki meyve ağaçlarının, özellikle eriklerin bu yağmurlar bittikten sonra ağzımızda bırakacağı lezzeti.Sürekli bir lezzetin sırrıydı o yağmurlar. Kışın reçel olarak dolanırken damağımızda tatlı bir anıydı.

Öyle çok anlar var ki bu yağmurlarla hatırladığım. Bazen bir ses, bazen bir lezzet , çoğunlukla insanın içini sıcacık yapan güzel bir duygu. Özlemle bekliyorum nisan da  küstürdüğümüz bu yağmurları. Ama artık garip bir terk edilmişlik ayı nisan.Ve bak çevrene kaç kişi farkında bu terk edilmişliğin? Belki de bu yüzden yaşanılan her duygunun yarım yırtıklığı...

Nisan, nisan yağmurlarıyla gelmedi..."



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.