17 Şubat 2015 Salı

Hiç

Photo;Arthur Tress


Babil'in yaratılış mitosu Enuma Elish erkekler tarafından kurulan bir ittifakla kraliçe Tiamat'ın nasıl yok edildiğini bizlere aktarır.Erkek tanrılar bir araya gelerek kendilerine Marduk'u önder olarak seçer. Marduk kraliçe Tiamat'ı öldürüp kadın egemen yaşamda erkek egemen yaşamın ilk adımlarını atmakla görevlendirilir.

İnanılmaz dehşet verici bir savaş yaşanır ve sonunda Marduk kraliçe Tiamat'ı ele geçirir.Ancak Marduk'un tanrı olabilmesi için bir sınavı başarı ile vermesi gerekir.Yaşamın iki gerçeği vardır. Bunlar; doğum ve ölümdür.Ölüm çok daha kolay anlaşılabilir ve uygulanması kolay bir adımdır. Kraliçe Tiamat'ı öldürmek, yani bir son bu gerçeğin uygulanabilirliği konusunda kolaydır. Ancak doğum sadece kadınlara özgü bir özellik olduğundan Marduk'un yeniden var etme anlamına gelen doğumu da gerçekleştirmesi gerekmektedir.

Bu sebeple ortaya bir kıyafet koyarlar. Marduk bir emirle; "yok ol" diyerek, kıyafeti ortadan kaldırır. Ölümü resmileştirmiştir. Ve yine bir emirle kıyafeti tekrar ortaya çıkartır. Böylelikle yeniden var oluşu, yani doğumu gerçekleştirdiğinden tanrılar ve halk önünde kral ilan edilir.

Yaptığı ilk iş, kraliçe Tiamat' ı öldürmek ve diğer tanrıçaları yer altına indirmek olur.

Anaerkil düzenden ataerkil düzene geçişi anlatan bir mitostur bu. Ancak mitos olmasına rağmen bugün bile özellikle bizim gibi geri kalmış ve dinin egemenliğinde yaşamak zorunda kalan ülkelerde kadınlar yeraltında mağaralarında yaşamaya mahkumdurlar.

Tecavüz gibi bireyi bir "hiç" yerine koyma eyleminin en korkuncunu şimdilik bir kenara koyuyorum ve diyorum ki bu ülkede her kadın bir şekilde tecavüze maruz kalmıştır. Çünkü var olduğu andan itibaren sürekli olarak kişiler tarafından "hiç" yerine koyulur. En yakınındaki, en uzağındaki, tanıdığı ya da tanımadığı ,kim olursa olsun "hiç" yerine koyulmaya da devam edilmektedir.

Ülkemizi yasa boğan tecavüz olayları şaşırtıcı değildir. Her ne kadar tecavüzcüler genellikle hasta ya da sapık kişiler gibi bizlere empoze edilmeye çalışılsa da yaşadığımız ülkenin her santimetre karesinde erkek egemen yaşam biçimin devamlılığı ve gün geçtikçe siyasi otorite tarafından gerçeği haline gelmesi sebebiyle olağan olduğu gibi normal olarak bildiğimiz kişiler arasında da oldukça yaygındır. Mesele salt eyleme dökme meselesi değildir. Eyleme dökebilenler erkek egemenliğinin var olduğu yaşam biçiminde bu hakkı kendinde görebilen ve bu konuda hiç tereddüt etmeden cesaret gösterebilenlerdir. Bu konu da cesaret gösteremeyenler, konuya haklı gerekçeler bularak etrafta dolaşanlardır.

Kendi çocukluğumu hatırlıyorum. Son derece adil olduğunu düşündüğüm bir annem vardır. Her anne gibi korumacı ve çocuklarını seven bir anne. Bizim çocukluğumuz şimdiki çocukların bolluk bereketlik zamanları gibi değildi. Her şeyin çok daha doğal olarak yaşandığı bu zaman diliminde örneğin bir evde tavuk piştiği zaman kokusunu metrelerce öteden alabilirdik. Ve soframıza sıklıkla gelen bir yiyecek te değildi üstelik. Zaman zaman evimizde tavuk pişirildiğinde o iki budun, babam ve ağabeyim tarafından yenildiğini gayet net hatırlıyorum. Diğer taraflar biz kadınlarındı. En iyi taraf daima erkeklere sunulurdu.

Sonrasında ağabeyimin askeri okula gitmesi  ve babamında yurt dışında olması sebebiyle annemle baş başa olduğumuz zaman dilimin de tavuk asla pişmezdi. Ya da çok sevdiğimiz annemin büyük bir hünerle yaptığı cevizli çörek ağabeyimin okuldan dönmesi beklenilerek pişirilirdi. Çok masum gelen bu davranış hücrelerimize kadar işlemiş erkek egemenliğin en somut örneklerinden biridir.

Biz kadınların bu şekilde anlatabileceği sayısız yaşanmışlıkları vardır.

En yakınlarımız tarafından ve üstelik sevilirken dahi daima ikinci planda olduğumuzu iddaa edebilirim.Dünyaya yeni bir insan getirmek için hastaneye yattığımda, kız çocuğum olacağını gayet iyi biliyordum. Hiç bir şekilde bu anlamda bilgilenmek istemediğim halde yanılmadığımı ve kız çocuk dünyaya getireceğimi bilerek sancı çekerken, eşimin yanıma gelerek oldukça masum bir şekilde; erkek olursa ikinci adını babamın adını koyalım deyişini de hiç unutmadım. Onca acı çekerken duymayı hiç aklıma getirmediğim masum bir istek.Ve dünyaya bir kız çocuk getirdiğimi söyleyen doktorun sözlerini duyduktan sonra ağzımdan dökülen tek cümle ise; "O da bu acıları çekecek" deyişimdir.

Hangi acıları çekmedik ki var olma süremiz içerisinde? En sevdiğimize bile kendimizi tam olarak ifade edemediğimiz ve yine en sevdiklerimiz tarafından onların farkına bile varamadığı bir yaşamda kırılıp dökülen kişileriz.

Şimdi bizim gibi dinin egemen olduğu bir ülkede öncelikle din, kadını cinsel bir obje gibi algılayıp ona örtün diyor ve kadınlar bunu sorgusuz sualsiz kabul ediyorsa kadın erkek eşitliğinin var olduğunu tartışmanın bile anlamı yok. Ve "Sen" başını örttüğün an, bir kadın olarak cinsel obje olduğunu kabul ediyorsun demektir. Ve bu seçim masumlar tarafından ödenir ve ödenmeye devam edecektir.

Yaşamın her alanında kadınları "hiç" yerine koya koya bunu doğal ve meşru gören erkek egemen dünya da erkeklerinde bu konuda duyarlıymış gibi cümleler kurması ya da protesto eylemlerinden önce gerçek anlamda eşitliği kendi içlerinde içselleştirmesini bekliyorum.

Çünkü her erkeğin kadınlara özür borcu vardır.Yanındaki olmasa da belki uzaktakine...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.