30 Kasım 2015 Pazartesi

800 Yıl Sonra Gün Işığı

Bir arkeolojik kazı da bulunan 800 yıllık tohumlar.


Ben kendi bilgi alanıma girmeyen konularda fikir ileri sürmeyi çok etik bulmam. Ancak benim ülkemde çok geçerli bir davranış şekli değildir bu, bunun da bilincindeyim. Eğer kendi isteğimle seçtiğim Müzik Eğitimciliği konusunda eğitim görmemiş olsaydım, arkeoloji seçimlerim arasındaydı. Doğal olarak birinci seçimimin oluşturduğu meslek yaşantım bir hayli keyifli geçmektedir. Kuşkusuz zorlukları da vardır ama ortalayacak olursam seçtiğim meslekle ilgili olarak mutlu olduğumu söyleyebilirim.

İlk tercihim müzik eğitimciliği olmasına rağmen hala ilgi alanıma giren arkeoloji de  beni heyecanlandıran mesleklerden biridir.Elimden geldiğince bu alanda yapılan çalışmaları izler ve fırsat buldukça bu anlamda büyük bir zenginliği içinde barındıran ülkemdeki müzeleri,  ve açık hava müzelerini en keyif aldığım mekanlar arasında sayabilirim.

Arkeoloji gerçekten heyecan verici bir meslek olmalı. Tarihin derinliklerine dokunabilmek ve bu konu da geçmişin bilinmezliğini bilinir hale getirmek çok büyük bir keyif olmalı. Bugün arkeolojik bir kazı yapan Kanada’daki Winnipeg Üniversitesindeki öğrencilerin kazıda ortaya çıkardıkları bir testiden 800 yıllık bir geçmişe sahip olan tohumları ektikten sonra onların tanımlamasıyla; soyu tükenmiş bir kabak yetiştirmeyi başardıklarıyla ilgili bir haber okudum.

Haberin doğruluğu vs. hakkında bir bilgiye sahip değilim. Ama oldukça ilginç bir durum.

Aslına bakacak olursanız 800 yıl çok uzun bir zaman dilimi gibi gelse bile  M.Ö 8-7 yüzyıllarda yaşamış Urartu'lar düşünülecek olursa oldukça yakın bir zaman dilimidir. Bu anlamda Van’da bulunan  Çavuştepe Kalesi çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu kale Urartu’lardan kalma en iyi durumdaki kaledir. Bu kalede Saray bölümünü oluşturan tepede de atölyeler, sarnıçlar, mutfak ve Tanrı İrmuşini'nin tapınağı bulunur. Sarayda ise toprağa gömülü seramik küplerin içinde kömürleşmiş buğday tanelerini görebilirsiniz.

İnanılmaz bir duygu. Tarihin bir döneminde yaşamış insanların ektiği, suladığı ve hasat aldıktan sonra saklamak üzere küplere doldurduğu bir emek… Kime ait olduğunu bilmediğiniz ama gerçekte var olan herhangi bir insanın alın teri, parmak izi saklıdır o küplerde.

Bu buğday tanelerinin yanında 800 yıllık tohumluk bulgular da küçümsenmemekle birlikte kendine özgü bir geçmiş barındırması ve insanı çok farklı hayal dünyasına götürmesi sebebiyle çok heyecan vericidir.

Ve bir gurup arkeoloji öğrencisi bu tohumları buluyor, büyük bir olasılıkla hiçbir şey olmayacak ama yine de ekelim düşüncesiyle ekiyor ve ortaya bir kabak türü çıkıyor.

800 yıl sonra ortaya çıkan tohumdan alınan ilk mahsül 


Bu 800 yıl sonra nefes alan bitkinin soyu tükenmiş midir, tükenmemiş midir bununla ilgili bir araştırmanın yapılması söz konusu olabilir ama ortaya çıkacak hiçbir şey o öğrencilerin bu tohumları bulup, sonra ekip mahsül aldıkları zamanki keyfi veremeyecektir.

Bunu haber haline getiren  blogta haberi okuyanlar o kadar farklı tartışmanın içine girmişler ki, işte tam bu aşama ülkeme özgüdür diyerek sizleri haberle baş başa bırakıyorum.




Ben ise bambaşka bir hayale dalıyorum…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.