22 Kasım 2015 Pazar

Celal Şengör'e Açık Mektup



Sayın Şengör;

Bugün Armağan Çağlayan ile birlikte yaptığınız ve gazetelere yansıyan söyleşinizi okurken ; ben ülkemle ilgili olarak sürekli endişelenirken ve geleceğimizle ilgili umutsuz düşüncelere sahipken, bilim adamı yönünüzle ortaya koyduğunuz bir çok düşünceyle çok daha fazla umutsuz olmamı sağladınız.

“Bilimsel düşünceden örnekler vererek, bilim felsefesi okumak istemeyenlere bilim nasıl çalışır, nasıl düşünülür, bunu öğretmek için yazılmış bir kitap.” 

Diyerek yeni kitabınız Newton Neden Türk Değildi? Kitabınızı o k u m a m a k  için kanıt taşıyan bilimdışı cümlelerinizle bir kez daha çok sade bir vatandaş olarak beni karanlıkların en kuytu köşelerine attınız.

“Türk milletinin şu anda içinde bulunduğu feci durumun tek nedeni cehalet. Başka hiçbir nedeni yok. Kendimizi idare edemiyoruz, çünkü cahiliz. Adam gibi bir sağlık sistemi geliştiremiyoruz, çünkü cahiliz. Ciddi bir sanayimiz yok, çünkü cahiliz. Birbirimizi kazıklayarak yaşayabileceğimizi düşünüyoruz, çünkü cahiliz. Bunun nereye gideceğini göremiyoruz!”

 Sıradan bir insan bile ülkeyle ilgili olarak sizin eleştirilerinize benzer cümleler kurabilir.

Yeminle Galatasaray Üniversitesinden mezun olmamış, Fransızcanın “F” sini bile bilmeyen ben bile zaman zaman bunu düşünmekteyim. Üstelik çok sıradan bir üniversiteden mezun olup, hayatını müzik eğitimine vermiş biri olarak bu cümleleri kolaylıkla kurabiliyorum. Ama en azından belki de müziğin bütünü oluşturma olgusunun hücrelerime işlemesi sebebiyle, bu düşüncelerime kaynak olacak cümlelerin ardından ne yapılması gerektiği konusunda da birkaç cümle ekleyebiliyorum. Bu cümleleri de eklerken sosyoloji, ekonomi, tarih gibi olguları da işin içine katmadan edemiyorum.
Bir bilim insanı olarak benden çok daha ileri de olmanız gerekirken benzer tavır içersinde olmamız bana göre düşündürücüdür.

“Bizim cahil olmamızın en önemli sebebi Türkiye’de aristokrasinin olmamasıdır.”

Bu kurduğunuz cümleyi  ret etmem. 

Peki neden aristokrasi oluşmamıştır? sorusuna cevap vermeyi de düşünüyor musunuz? Sanayi devrimini yapmamış bir ülkenin doğal olarak Burjuvazi Sınıfını oluşturmaması gibi sosyal bir gerçekliği de başka bir sohbetiniz de mi ortaya koyacaksınız? Doğal olarak alt yapısı gelişmemiş ve bunun sonucunda da üst yapı kuruluşları olan eğitim, sağlık, sanat gibi olguların gelişememesi gibi sosyolojik bir gerçeklik bilimsel bakış açınız da yok mudur?

Gazeteci olarak Fatih Altaylı’ya olan hayranlığınızı da sorgulayacak değilim. Kişisel zevk ve seçimleriniz beni hiç ilgilendirmez.

Sayın Altaylı’yı da elitler içerisine koyarken;

” Fatih Altaylı var. Çok kaliteli insanlar bunlar. Ama iş yaptırılamıyor hiç birisine. Fatih Altaylı gibi bir adam spor yazıları yazıyor. Bizim, malum biliyorsunuz Marmara Araştırmaları var. Fatih bizi ‘Teke Tek’ programına davet etti. Xavier Le Pichon ile gittim, beş dakika sonra Fatih geldi. Uzun uzun özür diledi, beş dakika geç kaldığı için. Ondan sonra cebinden bir kâğıt çıkardı, Xavier’e ve bana dedi ki, "Bu soruları soracağım size. Bu sorular içinde çok absürd sorular var. Ben gazeteci olduğum için, bana bu soruları halk soruyor" dedi. "Ben mecburum size bunları sormaya. Sizden ricam mümkün olduğu kadar, bunlara da cevap vermeye çalışmanız. Zırva demek istiyorsanız deyin ama niye olduğunda söyleyin" dedi. Sonra Fatih aksansız Fransızca konuşuyor. İngilizcesi de çok güzel. Tabii Xavier kendisinin kibarlığına, işbilirliğine, zekasına ve bilgisine hayran oldu. Ayrılırken "Beni Paris'ten çağırsan, gelirim" dedi.”

Şeklindeki açıklamanız da benim açımdan ibret vericidir. Gerçekten çok bilimsel yaklaşımınız var sevme nedenlerinizi de ortaya koyarken. Ancak halkı küçümsemek ve önemsememek hatta söylediklerini “zırva” bularak bunu vurgulamaya çalışan cümlelerinizi bu halkın içinden biri olarak kabul etmiyor ve hakaret olarak ele aldığımı bilmenizi istiyorum.

Sizinle söyleşiyi yapan kişi şaşırmışa benziyor ve soruyor;

“Sizin Fatih Altaylı’yı elit olarak tanımlamanıza, çok şaşırdım.

Ee öyle, ne yapalım? Bir kere iyi bir aile çocuğu, iyi okumuş bir insan, Galatasaray mezunu, San Diego mezunu. Boğaziçi’ni saymıyorum çünkü üniversite değil. Ama Galatasaray önemli bir müessese, San Diego da palavra bir üniversite değil. Değil mi? La Jolla Oseanografi Enstitüsü'nün olduğu yer. Buralarda okumuş bu adam. Ondan sonra gelmiş, çok önemli adamlarla çok ciddi röportajlar yapmış. Ben Fatih’in yaptığı röportajlara bayıldıydım. Bu adam, adam gibi gazeteci. Ben hiçbir zaman Fatih’in yalakalık ettiğini görmedim.”

Sizi bu anlamda kutlamaktan başka bir şey yapamam açıkcası  daha çok şey yazabilirim de asıl önemli konu; 

“Kenan Evren’in 12 Eylül döneminde yaptığı her şeyi onaylıyorum.” Cümlenizdir.

Bu anlamda da kişisel bir seçimde bulunma hakkınız var, kimse size “hayır sevmeyin” diyemez. 

Bakın sadece bu konuyla ilgili olarak başka bir roman çıkabilir. Ama bunu yazan kişi siz olmazsınız. 

Galatasaray mezunu, San Diego mezunu olmayan biri yazacak olursa okuma tenezzülünde bile bulunmazsınız ve doğal olarak farklı düşünceleri öğrenebilme şansınız bu anlamda sıfırdır.

Bilim insanı, herhangi bir konuya kendi fikirleri dışında da bakabilen kişidir diye bildiğim için ne kadar çok yanıldığımı bir kez daha gösterdiniz.

İnsanlara dışkısını yedirmek gibi insanlık onuru sayılan bir konuyu işkence gibi görmeyip bunu doğal bulan düşünceniz ise kelimenin tam anlamıyla ibretliktir. Hele bunu açıklamak için verdiğiniz örnek olarak;

“Hattâ 'House MD' dizisini seyrettiysen, orada sevgilisinin hastalığını teşhis edebilmek için Antarktika'daki genç bir teknisyen, kızın hastalığını uzaktan teşhis etmek zorunda kalan Dr. House'un, Skype'ta isteği üzerine sevgilisinin idrarını tadıyor!”

Cümleleriniz üzerine;” bilimsellik nedir? “ diye bir kez daha tartışacak hal bırakmadığınız için size teşekkürler.

Söylenecek çok şey var da;  “değer mi?”  diye soru sorduğumda verdiğim cevap nedeniyle yazımı burada sonluyorum.


2 yorum:

  1. Bir kez daha sordum kendime,bu ülke de neden evrensel düsünen insanlar yetismez diye..?

    YanıtlaSil
  2. Sorunuza verilecek cevap kuşkusuz vardır ama öyle bir hâle geldik ki düşüncelerimizi toparlayıp yazmak bile artık anlamını yitirdi.

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.