23 Aralık 2015 Çarşamba

Ara'da Kalmak

Photo; Ara Güler

Hangi konu olursa olsun, konuyu gerektiği gibi tartışmak yerine çeşitli kamplara ayrılarak karşı guruba laf yetiştirme konusunda uzman bir millet olduğumuzu Ara Güler ile bir kez daha kanıtladık.

Bildiğiniz gibi Ara Güler Cumhurbaşkanının çeşitli fotoğraflarını çekerek  hala devam eden tartışmaların oluşmasına neden oldu. Bu tartışmaları doğru bir şekilde yapabilsek hepimizin bilgileneceği aşikar da, alışık olduğumuz kamplara ayrılma ve laf yetiştirme derdi sebebiyle bir çok konuyu atladığımızı düşünüyorum.

Söz konusu fotoğraf olduğu zaman hemen herkesin müzik kadar bilgisi vardır.Müzik te çoğu kişilerin kendilerini müzisyen sınıfına sokmasına alışkın biri olarak, eline fotoğraf makinasını alan hemen hemen herkesin, ki artık fotoğraf makinalarına da gerek yok bildiğiniz gibi, elimizdeki cep telefonlarıyla bile adeta bir fotoğrafçı edasıyla kendimizi ifade ediş biçimimize de alıştık.

Eskiden denklanşörün bir tık mesafesi uzaklığında fotoğrafçıyken bu mesafe daha da kısaldı.

Evet herkes fotoğrafçı. "Fotoğrafçı" kelimesi bana göre bu tanımlamaya çok uygun bir kelime artık.

Pekii herkes fotoğraf sanatçısı mı?

Bu sorudan önce tartışması bitmeyecek olan bir soruyu yanıtlamak gerek;

Fotoğraf bir sanat mıdır?

Fotoğrafın ortaya çıkışı kadar eski bir soru ve tartışma konusudur bu soru. Hiç lafı uzatmadan ben fotoğrafın sanat olduğuna inananlardanım, önce bunu söylemiş olayım.

Buna karşı çıkanların öncelikle sanat kavramını ve sanatın özelliklerinden neler anladıklarını ortaya koyabilmesi gerekir.Tek bir kelimeyle, yani; "evet" ya da "hayır" ile verilecek bir cevap değildir bu. Hangi anlamda olursa olsun, bu konu da doğruları ortaya koymadan verilen her yanıt;  yanıltıcıdır ve çok basit bir bakış açısıdır.

19. yüzyılda ortaya çıkan fotoğraf icatlar yüzyılı olarak tanımlanan bu yüzyılın en önemli buluşlarındandır.Sanatı alt yapıdan bağımsız olarak ele almak ta bir başka yanlışımızdır. Ekonomik anlamdaki her değişim alt yapı kuruluşu olarak karşımızda 19. yüzyılda mekanikleşmeyi ve metalaşmayı doğururken, alt yapının üst yapı kurumu olan sanat ta buna paralel bir seyir izleyerek kendi yeni varlığını ortaya koyarken yeni formlar ve yeni sanat dalları da doğal akışıyla ortaya çıkacaktır.

Endüstrileşmenin getirdiği mekanizasyon her alana yansırken, değişen bakış açıları ve insanların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla fotoğrafın ortaya çıkması da kaçınılmaz oldu.

Ancak söz konusu sanat olduğu zaman bilinmelidir ki, bir çok düşünür tarafından sanatın tanımlanması yapıldığı halde, tüm tanımlamalar sanat olgusunu kısırlaştırır ve basitleştirir. Ben, sanatın tam olarak tanımlanabileceğine inanmayanlardanım.

Her şeyi bir kenara bırakırsak söz konusu sanat olduğu zaman üç unsur ön plana çıkar;

1) Sanatçı
2) Sanat eseri
3) Ürünle ulaşılan diğer kişiler.

Bu üç unsur arasında ürünün ulaştığı kişilerde estetik bir duygu oluşturabiliyor, kişi de heyecan, düşünce mekanizmasını harekete geçirebilme sağlıyorsa o ürün başarılıdır.

Ve tüm bu üç unsur sanatın hemen her dalında estetiksel anlamda öngörerek yapılan bir şey olmayıp, çoğu zaman raslantısallıklarla ortaya çıkan bir güzelliktir. Sanat doğanın bir şekilde yeniden yaratılmasını ihtiva ederken doğadaki kadar mükemmel sonuçlar yerine rastlantısal özelliklerin ön planda olmasını göz ardı etmemek gerekir.

Ki, fotoğraf sanatında raslantısallıklar çok daha ön plandadır.Her sanat dalı kendi bakış açısıyla, kendi koşullarıyla ve doğal olarak kendi biçimleriyle bunu ortaya koyarken kullanılan teknik özellikler de çeşitlilikler gösterir.

Yaşamı yaşanılabilir kılmanın en etkili yolu olan sanat, yaratıcı olmak zorunda ve ürünle ulaşılan kişiler de yeni bakış açısı oluşturmak zorundadır. Ve sanatta  dil gibi bir şey hakkında bilgi vermek, dikkati çekmek gibi özellikler sanatın içinde var olan en önemli unsurlardır.

Sadece bu küçük notlar bile fotoğrafın sanat olduğunun en önemli kanıtlarıdır.

Fotoğrafı çok basit bir şekilde görünenin yansıması olarak ele almak ona yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir diye düşünüyorum.

Fotoğraf sanatında anlatım, perspektif, ışık, kompozisyon, açılar, fotoğrafçının bakış açısı, fotoğrafçının vermek istediği duygu gibi bir çok özellik bir kare de birleşir. Bir tek notayla, bir fırça darbesiyle bunların hiç birini yapamazsınız. Ama fotoğraf bunu başarır. Bu sebeple fotoğrafa sanat değildir demek çok büyük bir aymazlıktır.

Kuşkusuz yazmaya çalıştığım bu özellikleri içinde barındırmayan milyonlarca fotoğraf vardır. İşte bu yüzden onlara sadece fotoğraf deyip geçmekte fayda var.

Ara Güler ustaya gelmeden önce sizlerle paylaşmak istediğim bazı fotoğraflar var.

Fotoğrafın sanatsal özelliklerinin dışında kitle iletişim aracı olmak gibi önemli bir özelliği de vardır.Toplumun bilgilenmesini, gelişmesini sağlayan en önemli araçlardandır.


1979 yılı ve Nikaragua şu anda bizlere çok uzak bir tarih ve ülke gibi gelmekte. 1979 yılına gelmeden önce bu ülkede hüküm süren Somoza devleti yönetirken, ülke cinayetlerin hobi edinildiği, yalancılığın ve çürümüşlüğün geçer akçe sayılması sebebiyle iş adamlarına ve emperyalizme peşkeş geçilmiş bir ülkeydi.

Katliamlar ve kıyımlar her gün büyürken yoksulluğun tavan yaptığı ülkede gettoya dönüşmüş görüntüler hakimdi.Ülke ekonomik anlamda krize girdiğinde her şey birbirine girmiş bir haldeyken burjuvazi ülkeyi yönetenlerin bu keyfi tutumlarından duyduğu rahatsızlığı dile getirmeye başladı.

Hükümeti eleştiren gazeteciler tutuklanmaya ve içlerinden biri bir suikastla öldürülünce halk ayaklandı ve doğal olarak yıllardır içlerinde sakladıkları öfkeyle sokaklara dökülerek  Somoza'yı öldürdü.

Fotoğrafçı Koen Wessing'ın kareleriyle o yılları iki küçük kare de aktarmaya çalışayım.





Ortaya çıkan kaosu fotoğraflarda görebiliyor musunuz?
Hissedilen acıyı duyumsayabiliyor musunuz?
Çaresizliği hissedebiliyor musunuz?
Bu fotoğrafların arasında Somoza'nın en şirin fotoğraflarını görseniz bu yaşanmışlıklar kadar sizde etki bırakabilir mi?

Evet tarihe kesinlikle tanıklık ederken buna benzer onlarca fotoğraf gördüğünüzü de düşünebilirsiniz. Yerler, mekanlar tarihler farklı ama aynı duygular...

Böyle binlerce fotoğraf görmüş olmak duyarsızlaştırır mı insanı? Ya da en azından kanıksanmış gözlerle bakarken aynı acıyı duyabilir misiniz?

Evet her sanatta olduğu gibi fotoğraf sanatın da da tekrara dönüşmüş karelerden kurtularak, ya da sıyrılarak diyeyim, insanların dikkatini bir kez daha aynı konulara çekme ve çözüm üretebilme şansı yaratacak yeni atılımlara kesinlikle fotoğraf sanatı için de ihtiyaç var. Fotoğraf sanat değildir diye kestirip atmaktansa, eleştirerek yeni keşifler yapılmasını sağlamak ta bizlerin görevidir.

Bunu yapmayıp birbirinin aynısı fotoğrafların etrafında dönüp dolaşmak fotoğraf sanatına yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Sevgili Ara Güler de tarihe bir çok anlamda tanıklık etmiş fotoğraf sanatçılarından biridir. Kendisi, fotoğraf sanatçılığını ret edip, kendisine foto muhabiri dese de çektiği onlarca fotoğraf arasında fotoğraf sanatı içinde yer alan sayısız fotoğrafları vardır.

Bir sanatçı olarak , fotoğrafa sevdalı bir kişi olarak istediği kişiyi, istediği mekanda fotoğraflama hakkına sahiptir.

Benim tek sorunum; çektiği onlarca fotoğraf gibi son çektiği fotoğraflarda keşke sanatsal özellikleri içinde barındırsaydı veya bilmediğimiz bir konu da bizlere bilgi verebilseydi şeklinde bir düşünce olur.

Her sanatçının tüm ürünleri sanatsal değer taşımak zorunda değildir, içlerinde hangi sanat dalı olursa olsun, sıradan olanlar da vardır. Bunlarda onlardan bir kaçıdır der ve konuyu kendi adıma kapatırım.

Çünkü ben hiç bir sanatçıya, Edip Cansever ve Oğuz Atay hariç, kişisel bir bağ ile bağlı biri olmamışımdır.Onların kendi seçimleri, doğruları, yanlışları, hayat öyküleri hiç ilgi alanıma girmemiştir.

Ben sadece ürünlerle ilgilenen bir müzik eğitimcisiyim...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.