14 Şubat 2016 Pazar

Kayıp Aran(m)ıyor



Yoğun bir iş gününün ardından evine doğru yol alırken ne yağan yağmura, ne birbirine girmiş trafiğe aldırış etmeden ayakkabılarını çıkarıp,  doğrusu "fırlatıp" desek çok daha doğru olacak, haftanın yoğunluğu ve pisliğini banyo da güzel bir duşla attıktan sonra çökeceği koltuğunda kahvesini yudumlarken alacağı tatla gidermenin hayali içerisindeyken apartman yöneticisinin kızıyla karşı karşıya gelene kadar her şey normaldi.

Nur ile karşılaşmak  kara kedilere haksızlık demekti.Bu denli anlatma isteğiyle dolu ikinci bir insanla açıkçası karşılaşmamıştı. Nur'un gördüğü herkese anlatacak en az on cümlelik düşünceleri araya hiç virgül koymadan gürül gürül çağlardı.Bununla kurtulabilirseniz şanslıydınız ama inanın kimse bu denli büyük bir şans yaşamamıştır. "Çok acelem var Nur, hemen işe yetişmeliyim" diyerek arabasını çalıştırma esnasında bile eğer anlatmaya kararlıysa kocaman ağzından çıkan sözcükler motorun çalışma esnasında çıkardığı sesle bile yarışarak birinciliği kimseye kaptırmazdı.

İçinden "eyvah!" diye geçirirken sokak ortasında bekleyen Nur ona el sallayarak; "Gel komşum gel, gel de; sabah 10.00 dan beri elektrikler yok, onu getirtmeye çalışıyoruz, apartman girişine mum koydum katlara da yerleştirdim yukarıya kadar sağ salim çıkabilirsin" dedikten sonra daha fazla muhabbete katlanmamak adına "gereği yok, artık akıllı telefonlarımız var ve onlar da da el fenerleriyle karanlıkta bile yolumuzu buluruz" demeyip, sadece teşekkür etti.

Yukarıya doğru merdivenlerden çıkarken Nur'un kiminle konuştuğunu bilmeden sesini duyabiliyordu;

"Ama olmaz ki, yani 2016 yılındayız. Bu çağda sabahtan beri elektrikler kesik olur mu? Bir de çağ atladık diyorlar..."

Evine girer girmez ayakkabılarını çıkarıp doğruca mutfağa girdi. Elektrikler yoktu ama sular akıyordu. Banyoda ki elektrikli şofben de su ılınmış olabilir mi acaba? diye düşününce mutfaktan sonra banyoya yöneldi. Ancak su gerçekten istediği sıcaklıkta değildi doğal olarak kaloriferlerde yanmadığından bu sıcaklıktaki su ile duş almasının pek de keyifli olmadığını düşünerek duş almayı elektriklerin geleceği an a bıraktı. Zaten Nur'da elektriği getirmeye çalıştıklarını söylememiş miydi? İster istemez Nur'un bu söylemini hatırlayarak gülümserken Nur'un kocaman sesi dördüncü kata kadar ulaşmaya devam ediyordu.

Üstünü çıkarırken kararmış havanın etkisiyle giyeceklerini biraz zor buldu ama artık kendisiyle baş başa kalmanın keyfini karanlığa rağmen sürdürmek niyetinde olduğundan mutfağa giderek cezveye kahve ve suyunu koyarken gözlerinin karanlığa alıştığını fark etti. Zaten tüm mahallede kesik değildi elektrikler. Örneğin sokak lambaları yanıyordu. Sadece mahalledeki bir kaç apartman karanlığa bürünmüştü ancak sessizliğe Nur sayesinde bürünemiyordu.

Fincanını alıp salondaki koltuğa yerleşti. Nur'un evrene yayılan sesi dışında hiç bir şey kendisini rahatsız edecek gibi değildi. Kahvesinin keyfini yudum yudum almaya çalışırken  cep telefonunun kapanış sesini duydu. Şarj bitmişti. Elektrikler gelinceye kadar ulaşılması imkansız hale gelmiş olmak  farklı bir mutluluk yarattı kendisinde. Dışarıda Nur ısrarla mahalledeki diğer insanları da yanına almaya çalışarak bir an önce elektriğe ulaşmanın dayanılmaz mutluluğunu yaşayabilmek adına mücadele ederken saatlerdir bu uğurda verdiği mücadeleye karşı ona büyük bir saygı duyduğunu fark etti.

Daha fazla karanlıkta oturmanın mantığı olmadığını düşünüp masadaki kocaman mumu alıp yaktı ve etrafa oldukça hoş bir loşluk doldururken, rahatlıkla kitap okuyabilirim diye düşündü ama buna ihtiyaç duymadığını fark ettiğinde mumum titrek ışıklarla etrafta oluşturduğu gölgelerin büyüleyiciliğinin şiirselliğinde buldu kendini.

Alt komşu, Nur'a soğukta üşüyeceğini söylüyordu. Ama Nur ısrarla birilerinin bu işle ilgilenmesi gerektiğini, kaynağa ulaştıklarını hatta Ankara'ya telefon edildiğini, Ankara'dakilerin konuyla hemen ilgileneceklerini söylediklerini, adamların gelmek üzere olduğunu bu sebeple evde oturmanın bir anlamı olmadığını söylerken, mahalledekilerin "Nur sana canım feda!" diye bir nakarat oluşturmamalarına içerledi mi bilinmez ama azimle bir kaç kişiyle birlikte sokaktaki bekleme görevine devam ediyordu.

Dördüncü katta ise gölgelerin dansını izleyen kadın birden  bire Sisyphos'u gördü gölgelerin arasından. Tanrılar tarafından bir kayayı durmamacasına bir dağın tepesine kadar yuvarlayıp çıkartmaya çalışan Sisyphos...

Sisyphos kayayı dağın tepesine kadar çıkardıktan sonra kendi ağırlığına dayanamayan kaya yeniden aşağıya yuvarlanacak ve Sisyphos tekrar durmaksızın aynı şeyi tekrarlayacaktı yaşamının sonuna kadar.

Ve tüm insanlar Sisyphos'un yaşantısını yaşıyor diye düşündü içinden. Nerede hangi koşulda olursa olsun bir kayayı dağa taşıyıp aşağıya yuvarlanışını izlemekle geçiyor ömür. Biteviye aynılık...

Sisyphos'ı kesinlikle çok iyi anladığını düşünerek gülümsedi.Yaşam kanıksanmış her şey ile aynılaştırılmış günlerin toplamı olduğu gibi Sisyphos'u mutlu olarak düşünen Albert Camus'nün düşünceleri arasında kendi kayasını yuvarlıyordu.

Kayayı yukarıya çıkarmak için her türlü çabayı kendine rehber edinen Camus'nün Sisyphos'ı gibi, her türlü anlamsızlığa ve umutsuzluğa karşılık hiç üşenmeden biteviye aynı çabayı göstererek hayatın tüm zorluğuna karşı direnme gücü bularak ,yaşamı simgesel bir imge olarak değil inatçı bir mutlulukla birleştirmeyi başaran Nur'un sesi gece saat 23.00 olmasına rağmen yankılanmaya devam ediyordu.

Öte yandan birbirinin aynısı günleri yaşamanın verdiği sıkıntıdan bunalmış dördüncü kattaki kadın gölgelerin arasında düşüncelere dalmışken şu an da yaşadığı an ın keyfinin verdiği huzuru  tüm hücrelerinde hissetmeye başlamıştı. Ne kadar birbirinin aynısı günler yaşanmakta ve bu günleri anlamlı kıldığını düşündüğümüz herhangi bir şey de bir bozulma olduğunda domino taşları gibi her şey birbirinin üstüne yığılırken, insanlar alıştıkları yaşam biçimlerinin zincirlerinden kurtulup farklı bir yaşam anının keyfini neden çıkartmayı beceremez diye düşüncelerin arasında buldu kendisini.

Bu sebeple gecenin bu saatinde hala elektriğin gelmesi gibi bir amacın peşinde olan Nur'un Godot'u anımsatan tavrına gülümsüyordu.

Evin içinde herhangi bir sesin yankılanmamasının sihri büyüleyici gelmeye başlamıştı. Çalmayan bir telefon, çalışmayan herhangi bir dijital hareketlilik nasıl da büyük bir genişlikti oysa kendisi için.Şu an da olup bitenlerden habersiz olmanın mutluluğu ise kelimelerle anlatılmayacak kadar büyüktü.

Ne olur sanki diye düşündü,yarın gidip herhangi bir yer için bilet alsam ve bana bileti satan kişi; gidiş-dönüş mü? diye sorduğunda; sadece gidiş desem ve ardıma bakmadan kaybolup gitsem...

İş yerimde ilk gün bir sıkıntı olmaz. Ama içten içe müdürüm hiç haber vermeden o gün işe gitmediğim için bana kızgın olsa da işler yürümeye devam eder. Ertesi gün aynı kaya yuvarlandığın da kendi kayasına hiç benzemeyen bu kaya karşısında bu sefer  ciddi şekilde sinirlenmeye başlar ve eline aldığı telefondan hakaretler yağdırmaya hazırlandığı sırada; "aradığınız kişiye şimdi ulaşılamıyor" cümlesi karşısında kesinlikle küplere biner diye düşündü. Bir kaç gün sonra ise meraklı cümlelerle durup dururken yeni bir eleman bulacak olmanın sıkıntılı cümleleri birbiriyle  çarpışırdı diye düşünürken gülümsemesi yavaş yavaş gülmeye doğru yol alıyordu.

Bir süre bu sahneye güldükten sonra yavaş yavaş ciddileşti. Her şey  en kısa süre de yine eski haline döner ve hiç orada bulunmamışım , hiç bir izim kalmamış gibi yaşam devam eder diye düşündü. Hatta bunun ötesine bile geçilir diye içinden geçirdi. İnsanoğlu kayalarıyla oynarken, başkalarının izlerini de kendi izleri gibi kullanmayı çok sever, en yetkin olduğu alanlardan bir tanesi de bu değil midir zaten?

Ama Nur bir süre sonra ortalığı kesinlikle ayağa kaldırırdı. Uzun süredir haber alınamayan kadın için gerekli her yere gider ve mutlaka kapının açılmasını sağlayıp, içeriye meraklı adımlarla girer ve köşe bucak arayışını sürdürür herhangi bir iz bulunamayınca da derin endişelerin içinde bulurdu kendini. Bin bir çeşit kurmacaların arasında en güzel hikayeyi oluşturana kadar bu endişe ya da merakını yaşardı. Ancak hiç bir şey sonsuz değildir. Merak ya da endişe de her duygu gibi belirli bir seyirden sonra hafifleyerek rutin e dönüştüğünde unutmak vazgeçilmezimizdir.

İşte tam bunları düşünürken Nur'un sesi kapladı sokağı. Beklenen adamlar gelmişti ve çalışıyorlardı. Tüm sorun bir kaç apartman ötedeki kentsel dönüşüm projesi kapsamında yıkılan eski bir evin arsasında elektrikle ilgili kocaman bir kabloyu kopartmış olmalarından kaynaklanıyordu.Nur'un zafer çığlıkları arasına birden bire mutfaktaki buzdolabının çalışma sesi eklenince kayanın tepeye vardığını anlayan kadın uyumak için odasına doğru gidiyorken saatler 23.45 i gösteriyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.