31 Mayıs 2016 Salı

Seçim Bizlerin...



Gün geçmiyor ki mail kutuma; Dünyanın değişim platformu Change.org, ya da çevre olaylarına duyarlı ve yaptıkları eylemlerle ses getirebilen Greenpeace gibi sivil toplum kuruluşlarından mail gelmemiş olsun.

İşe yarayıp yaramadığı konusunda anlamsız bir tartışma içerisine girmeyeceğim. Hiç bir şey yapmamaktan çok daha iyi olduğuna inandığımdan elimden geldiğince , kendimce önemsediğim konulara katılmaya çalışıyorum.

Açıkçası bu hızlı trafik konusunda şaşkınım. Sadece ülkemizde değil dünyanın hemen her yerinde canlı sağlığını tehdit eden binlerce önemli konuların içerisinde yaşayıp gidiyoruz. Aslında pek yaşadığımız da söylenemez. Çünkü yaşamak benim için çok farklı bir olgu.

Ziplenmiş bir hayatın içinde debelenip giderken nefes alıp veriyoruz dersem çok daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Bu sefer mail kutuma Greenpeace tarafından gönderilen mail, GDO lu yemleri kullanmaya devam edeceklerini ve GDO lu besinlerle yaşamaya alışmamız gerektiğini söyleyen beyaz et sanayicileri ve damızlıkçıları birliği derneği başkanının söylemlerini içeren bir konuydu.

Genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar...

Açıkçası kısaca GDO olarak isimlendirdiğimiz bu olgu, açık adıyla yazıldığında kulağa çok daha sarsıcı gelebiliyor. En azından bana çok sarsıcı geliyor.

Çağdaş Genetik Mühendisliği teknikleri kullanılarak genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar farklı bitki ve hayvanların DNA molekülleri kullanılarak yeni bir ürün elde ederken yeni ürünün olumsuz koşullarda dayanıklılığını artırmak ve insanlığa katkı sağlamak amacıyla ortaya çıktığını ve  yanlışta olabilir , yanlışsa düzeltirim, 1996 yılından itibaren ülkemizde kullanıldığı bir gerçektir.

Aklımıza gelebilecek her üründe GDO kullanılmaktadır.Ve bu melez türler insan sağlığı için zararlıdır. Israrla zararlı olmadığı ileri sürülse de yapılan tüm araştırmalar zararları doğrultusunda bizlere gerçekleri sunar.

İnsan sağlığı bazıları için önemli olmasa da unutulan ve göz ardı edilen bir gerçek daha vardır.  GDO lu ürünler kısırlaştırılmış ürünlerdir. Kısacası eski zamanlarda sakladığınız tohum mahsül alındıktan sonra tekrar kullanılırken GDO lu tohumların kullanımı bir kereye mahsustur. Gelecek sene bir kez daha aynı şeyi elde etmek istiyorsanız tekrar satın almak zorundasınız demektir.

Doğal olarak eskiden tarım ve hayvancılık ülkesi olarak bilinen ülkemizde kendi tohumlarımızı artık kullandırılmaması ve ithal yoluyla GDO lu tohumlara ihtiyaç duyulmasından sürekli olarak dışa bağımlı bir ülkenin imzasıdır bu. Türkiye artık tarım ve hayvancılık konusunda gelişmiş bir ülke değildir. Dünyaya yetebilecek potansiyele sahipken dışa bağımlı ve zehirlenen bir ülkedir.

Düşünüyorum da herhangi bir canlıya ne adına olursa olsun kendi doğal genetik yapısının dışında yapay  olarak yeni bir özellik katmak cinayettir. Canlıya müdahaledir. İnsana ait 46 kromozomu değiştirerek 50 ye , 50 fazla oldu, 47 ye çıkartsak bile nasıl bir felakete neden olacaksak aynı şey bitkiler içinde geçerlidir. Bu anlamda sayısız bilimsel çalışma varken ve bu ürünlerin zararları bu denli açık ve netken bu konuda neden ısrar edildiği ayrı bir tartışma konusudur.

Bilim adamlarınca ve konusunda uzman kişilerin belki iyi niyetle ortaya çıkardıkları bir olgu sistem tarafından farklı yönlerde daima kullanılırken bu anlamda eğitim gören ve kendine bilime adamış kişilerin çok daha duyarlı olması gerekmez mi? Öyle ya bu GDO lu ürünleri ünlü jazz piyanisti Keith Jarrett ve  arkadaşları laboratuvar ortamında oluşturmadı. Bunları konusunda uzman ve bu anlamda eğitim görmüş kişiler oluşturdu. Mesleğimiz ne olursa olsun yaptığımız işle topluma ve insanlara yararlı olmanın dışına çıkmamızı sağlayan sistem kendi göbeğini biraz daha şişirirken sessiz kalan herkes suçludur.

Bu arada ben kendi adıma GDO lu ürünlerin iyi bir niyetle ortaya çıkartılmış olduğuna kesinlikle inanmayanlardanım.Bilimsel bir nedeni olmayan ve insanlar adına işlenen en büyük suç olarak gördüğümü belirteyim.Toplumları istenildiği gibi kontrol edebilme ve yönlendirme projesidir bu. Sadece ülkemiz de değil dünyanın  diğer ülkelerinde de kullanılan bir yöntemdir.

Dünya da bunlar olup biterken özellikle küresel ısınma sebebiyle gelecek günlerin mavi gezegen için pekte hayırlı olmayacağını bilenler çok daha farklı bir proje içindeler.

1983 yılından beri Norveç'te yürütülen Küresel Tohum Deposu projesi  2008 yılında faaliyete geçerek dünyanın ne adına olursa olsun yaşayacağı bir felaket karşısında kalanların hayatlarını sürdürebilmesi için kurdukları Kıyamet Ambarı dünyadaki tüm genetik şifresi bozulmamış tohumları saklamakla meşgul.Şimdilik 4 milyondan fazla tohumun saklandığı bir yer burası. Bu ambara en büyük katkının ABD den gelmesi ayrı bir soru işareti.

Pekii buna neden ihtiyaç duyuldu?



Endüstri Devriminden başlayarak modernleşme adı altında  dünya nüfusunun hızla artması, göçler, anlamsız ve hızla büyüyen kentleşme sonucunda bunca insana yaşam olanağı sunmak adına aşırı miktarda tüketilen petrol, kömür, doğalgaz gibi fosil yakıtların oluşturduğu sera gazları dünyayı tehdit eder hale geldiğinde bilim adamları hava sıcaklığındaki hızlı artış sebebiyle tehlike çanlarının çaldığını fark etti.

Küresel ısınma sebebiyle;

Buharlaşma ve yağmur miktarının artması,
Bu yağmurların büyük bir kısmının sağanak şeklinde olması,
Kuzey Kutbu Bozkırının erimesi ve artık neredeyse alıştığımız beyaz rengin uzaydan mavi gözükmesi,
Mercanların beyazlaşması,(Bu anlamda Büyük Set Resifi, dünyanın uzaydan görülebilen yaşayan tek canlı organizmasının  % 27 oranında küçülmesi ayrı bir kayıptır ve ayrı olarak ele alınacaktır.)
Buzulların erimesi,
Orman yangınlarının artması,
Fırtına ve sel baskınları,
Denizlerdeki buzulların küçülmesi gibi günümüzde gördüğümüz ve içinde yaşadığımız durumlar sebebiyle hava sıcaklığının ortalama 1 derece daha artmasıyla dahi beklenen felakete daha hızla yaklaştığımızı gördükleri için...

Bu sebeple tüm ulusların bir araya gelerek 1997 yılında gerçekleştirdiği Kyoto Protokolü,ancak 2005 te yürürlüğe girdi ve 2010 yılı itibariyle 191 ülke imzaladı. Sonradan çekilenler oldu vs. oldukça karışık ve insanın aklının almayacağı bir seyir izlemiştir.

Ve bu yıl Paris'te gerçekleşen Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi ( COP21) 195 ülkenin onayladığı bir ortak metin ve bağlayıcı özellikleriyle damgasını vurdu.

Küresel anlaşmayla son bulan Paris anlaşması  olumlu yanları çok olmasına rağmen mavi gezegenin kaçınılmaz ölümüne sebep olacak süreyi uzatmak adına yapılan bir anlaşmadır. Küresel ısınmayı 2 derecenin altına çekmek gibi bir niyet taşısa da bu anlaşmanın varlığına rağmen sistem buna izin vermemekte direnmektedir.

Yenilenebilir enerjiye düğme basılmış ve fosil yakıtlar tamamiyle devre dışı bırakılmış olsa da bu anlaşmaya imza atan Türkiye'nin 15 yıl içerisinde yeni bir enerji politikası oluşturabileceğine kaç kişi inanmaktadır. Aynı şey diğer ülkeler içinde geçerlidir, özellikle geri kalmış ülkeler için...

Adlarını çok iyi bildiğimiz Bill Gates,Mark Zuckerberg gibi isimlerinde olduğu bir kaç kişi ve temiz enerji konusunda teknolojik gelişmelere katkı sağlayacaklarını belirtmiştir.

Sadece süreyi biraz daha uzatabilmek için.

Artık günümüzün insanı çok iyi bilmektedir ki her anlamda mavi gezegenimiz sona yaklaşmıştır. Hangi çaba içerisinde olursak olalım o eski güzel günlere dönebilmek olası değildir.Her doğumun bir ölümü olduğundan mavi gezegende ölüme doğru hızla yaklaşmaktadır. Bu süre ve bu süreç içerisinde gelecek günler  hepimiz için sancılı olacaktır. Mutlak bir son olmasına rağmen yapılacaklar yapılmalı ve herkes bu yapılacaklar içerisinde yer almalıdır. Çünkü bu mutlak sonun süresini yaklaştırma da hepimizin suçu vardır.

Nuh'un Gemisi gibi yüklenen ve saklanan Kıyamet ambarındaki tohumları hayatta kalarak kullanabilecek kişiler bizler değiliz. Torunlarımızın da olmayacağının garantisini verebilirim.

Benden sonra tufan diyerek yine bu sistemin bizlere çok iyi öğrettiği her anlamdaki tüketim çılgınlığıyla hayatımıza devam edebilir ve kendimizi kandırarak aklayabiliriz. Ya da son an a kadar yapacaklarımız bitmemiştir diyerek bu sistemin her türlü dayatmasına elimizden geldiğince hayır diyebiliriz.

Seçim bizlerin...






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.