27 Haziran 2016 Pazartesi

Hoşçakal Efsunlu Kent


Photo; Ara Güler


Bundan bir kaç ay önce hemen her taşı benim için değerli olan efsunlu kenttin hiç bilmediğim bir köşesine giderken minibüs şöförü ben inerken ; "abla belli ki sen yabancısın buralarda, dikkatli ol" demişti.

Doğup büyüdüğün bir şehrin yabancısı olmak...

Bir bıçak gibi kalbimi delip geçen bu cümle ister istemez onlarca soru sormama neden olmuştu.Sahi bir insanı bulunduğu yere yabancı kılan nedir? Ya da bir insanı veya bir yeri sana ait yapan nedir?

Adı benim için Efsunlu Kent olan bu ilde biraz tedirgin adımlarla yapmam gerekenleri yapmak için hızla yürümeye çalışırken düşünüyordum. Çevremde gördüklerim Efsunlu Kente ait hiç bir iz taşımazken bildiğim onlarca Anadolu kasabasından farklı değildi. Oysa ki her yerin kendine özgü bir ruhu varken, onun ruhu yok olmuş, içi boşaltılmış bir kent olarak sadece bir yalnızlıktı.

Beni bu şehre bağlayan o büyülü anları hatırlamaya çalıştım kendimi zorlayarak. Kişileri birbirine bağlayan ya da uzaklaştıran  anılar değil midir?

Bir gurbetçi çocuğu olarak Almanya'dan İstanbul'a ilk gelişimizi hatırladım. Sabun kokan şehrin yeşil serinliğinde annem abim ve benim için burçlarımızın olduğu bir kolye almıştı bizlere. Henüz annem kuyumcudayken nereden geldiğini hiç anlayamadığım bir çocuk koşar adımlarla bana yaklaşıp boynumdan zinciriyle birlikte alıp götürmüştü kolyemi.

Benim korkuyla karışık şaşkınlığım arasında olup biteni anlamaya çalışırken kendimi babaannemin evine kös kös dönerken hatırlıyorum. Adı gibi Çilek kokan  bu sokağın iki katlı ahşap evine girerken merdivenlerden çıkan gıcırtılar hala kulağımda. Şimdi bu sokak ta ne ahşap evler kaldı ne insanların o neşeli kahkahaları. Onların yerini iş merkezi ve gel vatandaşşşşş diye seslenen çığırtkanlar aldı.

Büyük babamın çalınan kolyemi unutmam için abimle beni elimizden tutarak az ilerimizdeki Yoğurtçu Parkına götürüşünü hatırladım sonra. Kocaman bir ormandı orası .Çocukların bisikletlerine binerek çılgın kahkahalar attığı bu alanda Amazon'da gibi hissederdik kendimizi.

Sonra kesin dönüş yaparak yerleştiğimiz Küçükyalı'da okulların tatil olmasıyla başlayan üç aylık büyük serüvenimizde sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra sokağa çıkışımız, acıktığımızda bostanlara dalarak yediğimiz domates ve salatalıkların tadını duyumsadım. Eğer çok sıcakladıysak az ilerimizdeki Çamlık Plajına doğru yol alır Marmara'nın serin sularında keyfimizi çıkarırken Bodrum, Marmaris vs. hiç bilmeden yüzmelerimiz aklıma geldi.

Eve dönüşlerimiz de bitkin olup, bahçedeki kuyu suyuyla bahçenin ortasında yıkandıktan sonra televizyon vs. olmayan hayatımızda radyodan gelen bazen konuşmaların, bazen melodilerin arasında en güzel uykularımıza dalardık.

Kış çok daha farklıydı. Kış boza demekti. Sokaktan geçen bozacının; "Bozacıııı" diye bağırmasını merakla beklerken dört mevsimdi yaşamımız.

Anılarımızı çaldılar bizden.

Anılarımızda kalan hiç bir şey yok artık. Üstelik öylesine hızlı bir değişim içerisinde ki Efsunlu Kent yeni anılar biriktiremiyor. Ve bir an geliyor iyi niyetle biri sana; "abla belliki sen yabancısın buralarda, dikkatli ol" diyebiliyor.

İnsanın şehrine yabancı olması kolay hazmedilemiyor.

Doğup büyüdüğün bir şehrin yabancısı olmuşsan eğer, hoşçakal demenin tamam zamanıdır.

O zaman hoşçakal en büyük aşkım ...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz.

Yorumunuz incelendikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.